Sadetten çıkmadan Hitler dönemi Almanya’sında Berlin Büyükelçimiz Hüsrev Gerede’nin anılarından[1] (sahife sırasını gözetmeksizin) konumuzu yakından ilgilendiren bölümleri aktarıyoruz. Bunlar aynen belge mahiyetinde olup öncekilere eklenir.
Gerede’nin anılarına geçmeden önce, onun II. Dünya Harbi sırasında Alman zaferine kesin olarak inanmış bir kurmay subay olduğunu, “Yüzyıllar boyunca Alman gerçeği ve Türkler” adlı kitabımızda (bkz. S. 373-374) belirtmiş olduğumuzu hatırlatalım.
Evet, şimdi Gerede anlatıyor: Belçika sefiri Vicomte Davignon’u 5 Nisan (1940) günü ziyaret ettim… Sefir, Almanların Hollanda’yı zapt ederek İngiltere sahillerine yaklaşmak isteyeceklerinin kuvvetle muhtemel olduğunu söyledi. “Bu durumda Belçika güç duruma düşmez mi? Tarafsız kalmanız mümkün müdür?” diye sormam üzerine “Durumumuz tehlikeye gireceği için savaşa katılmak zorunda kalacağız” cevabını verdi. Sefire göre müttefikler Belçika’yı bir an önce savaşa girmeye zorluyorlardı. Fakat kral ve hükümet, Alman askerleri Belçika sınırını aşmadığı sürece savaşmamaya kararlıydılar. Belçikalıların savaşa mecbur olmaları durumunda, Fransızların İngilizlerle birlikte yardıma geleceklerini söylemem üzerine Belçika sefiri, “Geçen savaşta tecrübe ettik. Bir millet yurdunu kendisi savunabilmelidir. Yardımcı olan yabancı güçlerin dostane işgalleri bile hoş bir şey değildir” karşılığını verdi(S.51).
Cemiyet-i Akvam’ın silahsızlanma komisyonunun on yıl süren ve bir sonuca varamayan müzakerelerini iyi bir fırsat sayan Hitler, Cemiyet-i Akvam’dan çıkmış, iki yıllık mecburî askerlik hizmetini getirmiş ve orduyu süratle teçhiz ederek 1936’da tam anlamıyla savaşa hazırlanmaya başlamıştı. Tokyo’daki Alman sefareti Ataşemiliteri General Ott, 1937’de Almanya’ya gidip gelmişti. Eski İmparatorluk ordusundan çok güçlü bir ordu kurulduğunu, subayların çok sıkı çalışmakta olduğunu bana iftiharla anlatmıştı. Kafkas Ordusu kumandanı cesur ve değerli generallerimizden Vehip Paşa’nın Harekât Şubesi Şefi sıfatıyla, Birinci Dünya Savaşı sırasında 1917’de Alman ve İtalyan cephelerini gezmiştim. O zamanki mükemmel İmparatorluk ordusu ile İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya’da bulunduğum zamanki millî ordu ve Fransa zaferinden dönen Berlin Kolordusu’nu asker gözü ile tetkike fırsat bulmuştum. Yenilerdeki teçhizatın, Motorlu vasıtaların, teknik âletlerin mükemmeliyetine, subay ve erlerin sıhhat, neşe ve kıyafetlerine hayran olmuş, iki devrin iki ordusu arasındaki çok büyük farkı görmüştüm. Fakat bu mükemmel ordunun başkumandanlığını ele alan Hitler, ordunun stratejik sevk ve idaresini yapacak kudrette olan Savunma Bakanı von Blomberg’i, sergüzeşt ve mecnunane hareketlerine muvafakat etmediği için 1938 başlarında azletmiş. Savunma Bakanlığını da içine alan bir ordu başkumandanlığı kurmuş ve başına da kendisi geçmişti. Ordu Başkumandanı ve çok değerli bir asker olan General Oberst V. Fritsch’i, Göring, Himmler ve SS’ler tarafından atılan pek çirkin bir iftiradan istifade ederek, beraatla sonuçlanacak mahkemesinin sonucunu beklemeden, derhal işten el çektirmişti. Bu değerli ve namuslu General, Polonya harbi çıkınca gönüllü olarak eski alayının başına geçmiş, düşman karşısında şerefle ölmüştü.
Hitler, dalkavuk, “evet efendim”ci olan Keitel’i Fritsch’in yerine ordu başkumandanı yapmıştı. Kendisine son derece bağlı olan General von Brauchitsch’i ordunun başına geçirmiş, fakat bir müddet sonra onu da Berlin’de ikamete memur etmişti. Bu suretle maceraperest teşebbüslerini tenkit edecek, mâni olmaya çalışacak adamlardan kurtularak kara, deniz ve hava kuvvetlerinin ayrı ayrı kumandasını ele almış, yani ordunun tek ve mutlak hâkimi olmuştu.
Ribbentrop, Türk Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Numan Rıfat Menemencioğlu’nu Temmuz ayında davet etmiş, Sonnenburg sayfiyesinde Türkiye’nin Mihvere girmesi ve Almanya’nın Montreux Mahedesi’ne sokulması için ısrarla teklifle yapmış, fakat kabul ettirememişti.
Salzburg’da bulunan İtalyan Ambassadoru Anolico, Hitler’in ünlü tercümanı Dr. Schmidt’e 11 Ağustos’ta “Eğer Almanya, Çeklere yaptığı gibi Polonya’ya saldırırsa, Fransa ve İngiltere Harp ilân edecektir” demişti. Tercüman da, “Dışişleri Bakanınız bunu Hitler’e söylesin, ben aynen ve kuvvetle tercüme ederim” cevabını vermişti.
İtalya Dışişleri Bakanı Ciano, Ribbentrop’u Schloss Fuschl malikanesinde ziyaret ederek, İtalya’nın güçsüzlüğünü anlatmış, buna karşılık Ribentrop, İngiltere, Fransa ve Polonya aleyhinde atıp tutmuş, Almanya’nın kuvvet ve kudretinden kabaca söz etmişti. Ertesi gün Hitler de, kabahatin İngilizlerde olduğunu, Polonyalıların bir dersi hak ettiklerinin, demokrat ülkelerin Almanya gibi güçlü olmadıklarının ve harbe cesaret edemeyeceklerini söylemişti. Ciano ilk gün Mussolini’nin talimatına göre, kuvvetle mukabelede bulunmuş, İtalya’nın zaafından, harbe hazır olmadığından bahsetmişti. Hattâ birkaç aydan fazla bir harbe dayanamayacaklarını bile anlatmış ve Avrupa barışını tehdit eden meselelerin halli için hazırladığı bir projeyi de vermişti. Fakat Ribbentrop projeyi kabul etmeyerek, iki ülkenin sıkı ittifakına dair hazırladığı bir tebliğ tasarısını karşılık olarak ileri sürmüştü. Ciano, ertesi gün Hitler’le Berghof’ta yaptığı görüşme sırasında Hitler’in, “İngiltere ve Fransa’nın umumî bir harbi göze alamayacaklarına kuvvetle inanmaktayım” demesi üzerine adeta bambaşka bir adam olmuş ve Mussolini’nin talimatını bile unutarak, Hitler’e şu cevabı vermişti: “Bizlerin muhalif nokta-i nazarlarına mukabil siz ekseriya haklı olduğunuzu ispat ettiniz. Bu defa da vaziyeti sizin, bizlerden daha doğru görmekte olduğunuz kuvvetle ihtimal dâhilindedir.” Ciano’nun bu sözlerine Hitler’in tercümanı Dr. Schmidt dâhil, görüşmede hazır bulunan İtalyan Ambassadörü Attolico ve İtalyan murahhas heyeti şaşırmıştı. Öyle ki, Ciano’nun Polonya meselesinde aralarındaki anlaşma gereğince birlikte karar alınması lüzumunu bile hatırlatmamış olmasından hayal kırıklığına uğramışlardı.
1939 Ağustos sonlarında bir ittifak anlaşması imzalamak üzere alelacele Moskova’ya gönderilen Ribbentorp’a, Hitler’in cevaben çektiği “evet-kabul” kelimelerinden ibaret iki kelimelik telgrafı ve Rusların Polonya seferine katılacaklarını bildirmeleri, Almanya’nın ikiye parçalanması, doğu kısmının Sovyet nüfuzu altında kalması, bütün Avrupa’nın, dolayısıyla bütün dünyada barışın tehlikeye girmiş olmasının meşum bir başlangıcı olmuştur. Polonya’yı istilâ yolunu açan bu anlaşma gereği, Ribbentrop ve Molotof 24 Ağustos’ta bir saldırmazlık paktı ve Doğu Avrupa’yı, Sovyet ve Alman nüfuz bölgelerine ayıran gizli bir protokol imzalanmışlardır. Yedi gün sonra da (1 Eylül 1939) Polonya’ya taarruz başlamıştır.
Almanya’da edindiğim intibaya göre Hitler’in alelacele harekete geçmesinin sebebi, İngilizlerin Fransızlarla bir işbirliği paktı imzalayarak Polonya ve Romanya’ya kefalet vermeleri ve askerî savunma tedbirlerine başvurmalarıydı. Hitler, bunlar harbe hazır olmadan teşebbüsü ele almak istemişti. Zaten Ağustos ayında söylediği şiddetli ve tecavüzkâr nutukları da bunu göstermektedir. (S. 6-8)
[1] R. Hüsrev Gerede. – Sığınakta kaleme alınan belgesel. Harp içinde Almanya, İst. 1994.