Eşek

Şubat 11, 2017
Kültür Eserleri > THKK 6 - Ulaştırma, İletişim, Mübadele, Ölçü Ve Metalürji Teknikleri > Eşek

İkta – tımarın, yetersiz bir para ekonomisi ile pahalı bir silâhlanmanın güçlüklerini çeken toplumlarda meydana çıkmış olduğu çoğu kez kabul ediliyor. Hükümdar, askerî hizmeti, toprak olan tek değerli sermaye ile tediye ediyor. Bu keyfiyet, Doğu’da harp arabası kullanımının genelleştiği zaman vaki olmuş olmalıydı.

M.Ö. XVII. yy.dan önce araba, muharebelerde ancak tali bir rol oynuyordu. Ön kısmı büyük bir alın levhasıyla korunan, dört dolu teker üzerine oturmuş araba, taktik yayılmalara uygun olamayacak kadar ağırdı. Kaldı ki bunun idaresi, cer hayvanı olarak kullanıldığı sanılan, zorlukla uysallaştırılmış huysuz Asya yabaneşeği ile iyice zor olmakla kalmayıp hayvanların koşulma sistemi, omuz başına oturan bir hamutla olup bu, hayvanların çekme kabiliyetini iyice azaltıyordu. Dolayısıyla araba, düşman cephesini yarmakta değil, sadece düşmanı kovalamakta kullanılmıştı.

Ama durum, birtakım teknik ıslahat vaki olduğunda kökünden değişmişti: Hafifletilmiş sandık, parmaklı iki tekerin, uçlarında bulunduğu bir eksen üzerine oturuyor ve araba, daha basit hamutlarla koşulmuş beygirler tarafından çekiliyordu. Böylece daha kolaylıkla idare edilen bir araç olmuş ve bunun taktik elverişlilikleri çabuk fark edilmişti. Küçük Asya’da ve Mitanni toprağında vaki temel terakki bütün Yakın – Doğu’ya yayılacaktı. Ancak bunda çeşitli ulusların katkı ölçüleri kesinlikle saptanamıyor[1].

***

Bir Kültepe tableti üzerindeki bir mühür izi (Resim 3), bundaki eşek ve koşum takımlarının zikredilmesine dayanarak Akkadlıların dört tekerlekli ve dört eşeğin çektiği arabalarını Küçük Asya’ya ithal ettiklerini, bu da, büyük yollarda araçların gelip gidebildiklerini gösteriyor. Dört eşeğin araba çekmesi, yollarda meyillerin fazla olduğunun delili oluyor.

Bu tablet izine dayanarak Hititlerin Küçük Asya’ya atla arabayı getirdikleri iddia edilmiş. Gerçekte, Hititlerin, Kültepe Samîlerine izafe edilmiş işbu tabletteki özle hiçbir ilişkileri bulunmuyor, şöyle ki tablet, at değil, eşekleri gösteriyor; bu sonuncular, Kapadokya tabletlerinde zikredilmiş yegâne cer hayvanı olarak zikrediliyor. Kaldı ki araba, Sümer tipindedir[2].

Sümer ve Akkad gelenekleri yan yana durmaktadırlar aynı zamanda askerî, idarî ve iktisadî bir emperyalizm tesis etmek üzere birleşiyorlar. Bir daimî ordu ayakta tutuluyor ve bu, bir garip yenilik olarak da, eşeklerle çekilen arabalarla donatıyor[3].

***

“Eşek küçüktür ama yedi deveyi güder” (Halk deyimi).

Daha 40’lı yılların en başından itibaren Mezopotamya anıtlarında temsil edilmiş hayvan cinslerinin bir envanteri bulunuyor. Bittabî, o günlerden sonra keşfedilmiş olanların üzerindekiler bunun dışında oluyor[4]. Bunların en çarpıcı veçheleri, Mezopotamya sanatında hayvan temsillerinin çeşitlilik ve yüksek artistik kalitesi oluyor[5]. Bunların arasında Resim 4’te temsil edilen yaban eşeği ile çift hörgüçlü develer (Resim 5) yer alıyor, daha nicelerinin yanı sıra.

***

Geçelim şimdi hayvan sırtında taşımaya. Yük hayvanı (gölük-golük) dendiğinde akla önce eşek gelir. Anadolu halkının bu “Volkswagen”i tarih kayıtlarına en erken geçmiş nakil aracı olmuş. M.Ö. III. binin sonralarına doğru “Sümer ve Akkad kralı” (“Dünyanın dört bucağının kralı” unvanının yanında taşıdığı öbür unvan) Ur-Nammu, içinde haylice içtimaî ahlâk kaidelerine değinilmiş tarihin ilk kanunnamesini neşretmiş olup burada hükümdar “yurttaşlara ait inek, kuzu ve eşeklerden gayrimeşru menfaat sağlamış memurları kovduğunu anlatır[6].

Daha sonra, M.Ö. II. Binde Kaniş kentini (Kayseri civarında Kültepe) merkez edinip buradan itibaren Hitit prenslerinin kontrolü altında bulunan bütün Küçük Asya toprakları üzerinde alabildiğine geniş bir ticarî faaliyette bulunan Asurluların, metropollerine yönelik olarak sevk ettikleri malların daima “siyah eşek kervanları” ile taşındığı Kültepe tabletlerinden okunmaktadır[7].

Bu eşeklerin Şam’dan geldiği yazılıdır.

Daha gerilere, M.Ö. III. bine inildiğinde, Proto-Hitit tabletlerinde yan yana dizilmiş (yabani?) eşekler tarafından çekilen dört tekerlekli araba üstünde tanrılara rastlanır (Resim 6)[8]. Bazı Asur kervanlarının iki yüz kadar eşekten oluşmuş olup on iki tondan fazla mal naklettikleri kaydedilmiş. Yine, iki yüz balya kumaş taşıyan kervanlar da olağan sayılmışlar.

Çok daha gerilerde Resim 7, insanlık tarihinin bildiği en eski koşulu arabayı gösterir. Hayvanlar, kayıtlara göre, yaban eşeğidir.

Eşek ve atların tarih içindeki gelişmelerini tetkik etmiş olan uzmanlar, yabani eşekleri başlıca iki kategoriye ayırmışlar: Afrika yabaneşeği, Equus africanus ile Asya’nınki Equus hemionus. Bunlardan ilki daha tarih öncesi kaya resimlerinde tasvir edilmiş. Bütün Sahra’da yabani ve melez – kırma eşek o denli yaygındır ki bunların arasında yabanisini seçmek güçtür.

Asya yaban eşeklerine gelince, bunlar eski dünyada, Anadolu’dan Moğolistan’a kadar Batı ve Orta Asya’nın münbit yerlerinde mevcut olmuşlar.

Günümüz ehlî eşeğin ceddi olan Afrika yabaneşeğinin aksine, Asyanınkilerde, ehlîleştirilmişlerden gelen yok. Yabani cinslerde çiftleştirilmiş tüm ehlî eşekler, Afrikanınkilerde velûd zürriyet vermişken öbürleriyle çiftleştirilmişler verimsiz olmuşlar.

Ahd-i Atik’in Eyüp suresinde şunlar okunuyor: “Kim yaban eşeğini başıboş göndermiştir ve kim vahşi eşeğin bağlarını çözmüştür? O eşek ki bozkırı onun evi ve tuz diyarını onun meskeni kıldım… Kendisine otlak olsun diye dağları çaşıtlar ve her çeşit yeşilliği araştırır” (Eyüp XXXIX/5-8).

İlk binek hayvanlarının beş bin yıl önce ehlîleştirilmelerinden bu yana, bunların yabanisi ile evcili arasında bir değiş tokuş olmuş[9].

***

Bugün, önem sırasına göre Kıbrıs ve Merzifon (Marsuvan) eşekleri rağbettedir. Resim 8, çoğu siyah merkepten oluşmuş ve Çorum pazarına doğru yol almış bir kafileyi gösterir. Bu cefakâr hayvanlar gerek binek (Resim 9), gerekse yük hayvan olarak hizmet göreceklerdir. Resim 10’da, sahibinin yeni doğmuş buzağılarını yüklenmiş bir eşek, Resim 11’de de, çöp arabası vazifesini gören bir diğeri vardır.

Buğday danesini sapından ayırmak yolunda uygulanan yöntemler arasında, döğen âleti yerine, harmanda bir dizi “siyah eşeği” koşturmanın da, çok eskilerden kalma bir âdet olarak yaşadığını daha önce kaydetmiştik[10].

***

Asurluların geniş ticarî faaliyetlerinin bu vazgeçilmez unsuruna, siyah eşeğe – emaru, sa – la – mu, gerekli önem vermiş olmaları tabiî olup hayvanın satış, kiralama, teçhizat (unuttum), yem (ukultum), çayırlama, sürücü (sarridum) ve nihayet kervan koruyucularının ücret “borsa”sı teşekkül etmiş, han ve ahır ücretleri de ihmal edilmemişti. Zikredeceğimiz değerlere ait tahviller tarafımızdan yapılmış olup bu babda aşağıda “Mübadele Teknikleri” bahsine geldiğimizde bunlar verilecektir[11]. Örneğin, bir merkep bedeli (“merkep”, aslında her türlü binek hayvanını ifade ederse de, mutat olarak eşeğe ıtlak olunur), 120 ilâ 220 gram, semer ve sair donanım 6 ilâ 18 gram külçe gümüş arasında değişmiş, bir semere 138 gr gümüş ödendiği bile olmuş. 12 grama iki araba saman alınırmış. Çayır bedelleri ise, şartına göre, 18 ile 132 gr arasında imiş. Bir sürücüye, Asur’dan Kaniş (Kültepe)’ye kadar 20-22 gr. gümüş ödenirmiş. Yine aynı dönemde bir kadın köle fiyatının 120 gr. civarında olup bir erkek köleninkinin de 270 gr.’a kadar çıktığına işaret edelim.

Sümerliler başlarda sadece eşeği bilmiş olup onu ideogramı ile temsil etmişler. Sonradan at meydana çıktığında onu “dağ eşeği” (ve özellikle Doğu’nun) şeklinde ifade etmişler. M.Ö. 3000’den biraz öncesine ait Sümer kral mezarlarında meydana çıkarılan araba kalıntısının yanında onu çeken hayvanların kemikleri de bulunmuş olup bunların eşeğe ait olduğu anlaşılmış[12]. Bir başka kaynakta da Sümerlilerin iki ve dört tekerlekli ağır arabalarının yaban eşekleri tarafından çekildiği tahmin edilmektedir[13]. Mısır kabartmalarından da Hitit ordusunun ağırlıklarının yine çokça yüklenmiş eşeklerce taşındığı saptanıyor[14].

Hititlerin eşeği de boyunduruğa vurdukları bir kanun metninde görülüyor: “Birisi bir öküz, at, katır veya eşeği ödünç alır ve boyunduruğa vurursa ve hayvan ölür veya onu kurt kapar veya yolunu şaşırıp kaybolursa, bedelini tamamen öder; fakat adam o bir tanrı eliyle öldü” diyecek olursa yemin etmesi gerekir[15].

Resim 12’de öküzle yan yana boyunduruğa vurulmuş bir eşek görülür (önde solda. Öküzler ufak ve çelimsiz olduklarından eşekle aynı boyda görünmektedirler). Eşekte, öküzdeki gibi boyunduruğun dayanacağı çıkıntılı boyun kemiği olmadığından zelve (üst yatay ağaç), hamut’a dayandırılmış. Hamut aşağıda göreceğimiz gibi, Ortaçağ’da meydana çıkmış bir gereç olduğuna göre, mezkûr kanunnamedeki “boyunduruk”un şekli araştırılmaya değer.

Asya’nın göçebe kültür kalıntıları arasında binek veya yük hayvanı olarak eşek hakkında herhangi bir bilgiye rastlamadık. Sadece Cengiz Han’ın Büyük Yasasının 28. maddesinde “Adam öldürmeden dolayı cezadan kanlık (diyet) ödeyerek kurtulunabilir. Bir Müslüman öldürülmüşse 40 altın, bir Çinli öldürülmüşse bir eşek” denmekte[16] olduğunu görüyoruz. Eşeğin oradaki işlevi hakkında sarih bir fikir edinemedik.

Buna karşılık Roma lügatçesinde “eşek sürücüsü” veya kısaca “eşekçi” karşılığında agitator aselli (ónhlathz) lâfzının bulunması böyle bir “meslek”in varlığına delâlet eder. “Eşek” sözcüğü Batı Türkçesinde meydana gelmiş olup sadece Azerî Türkçesinde bulunuyor. Ermenice eş (edz) = eşek, iş ag (idzaz) = sıpadır (DELT). Bütün bunlar bu hayvanın menşe’ itibarıyla, Batı’nın malı olduğunu gösterir. Anlaşıldığına göre at onu öylesine tahtından indirmiş ki insanoğlu bu yüzden “nankör” damgasını yiyebilmiş:

“Gelir mi ahsak eşekten necip atın hüneri

Dilerse olsun ipekten ona cul u efsar (yular)”  (Hadi Abdüsselâmzade).

Bu Azerî beyti, Ziya Paşa’nın meşhur

“Bed asl’a necab mı verir hiç üniforma

Zerduz palan ursan eşek yine eşektir”inin mukabili oluyor.

Her şeyin çirkini, aşırı irisi, işe yaramazı hep bu çilekeş yaratığa izafe edilir:

Eşek arısı, marulu, armudu, fasulyesi, zeytini, derisi vs.

“Zahidin mail olur tab’ı eşek lâlesine

Eylese gâh eğer azm-ı temaşa-i çemen” (Manastırlı Nailî)

Tarih boyunca at galibin, eşek mağlûbun bineği olmuş. Bu sonuncu hayvanın, katiyen hakketmediği kötü şöhretinin çok eskiye dayanıp dayanmadığı sorulabilir. Daha Milâdî ilk yıllarda eşeğe binmenin bir itibarsızlık ifadesi olarak telâkki edildiği bilinir. “Attan inip eşeğe binmek” deyimi bugün bile cari olup “kademe düşme”, “tenzil-i rütbe” gibi manalarda kullanılır.

Bu keyfiyetin insanoğlunun hız kavramına artık sürekli tutku peyda etmiş olmasıyla izahı mümkündür. Atın sürat ve “asabiyeti” karşısında merkep “ahsak” kalmıştır. Heykeltıraş gözü ile de hisler bu sonuncusunun aleyhine gelişmiş. Aynı hissin devamı olarak da “çirkin”, “aptal” oluvermiş. O ise ki gerçek, bu hükmü her an yalanlayabilme kabiliyetini haizdir.

Yukarda da söylediğimiz gibi “eşek”in en yaygın anlamdaşı “merkep” olup bu sözcük aslında “binek hayvanı” manasındadır (“rükûb”tan). Buna rağmen kelimenin doğruca eşeği ifade etmesi, binek hayvanı olarak en çok ondan istifade edildiğine delâlet eder. Halk sözlüğünde de ona hayli anlamdaş vardır. Anırgan (azılı), arzıman (erkek), çemender, çöcik, ger (kestane renkli), geder, giliv (azılı), golük – gölek – gölük, (eşek sürücüsü), görük, guluk, gücek (kuyruksuz), gürük, isliboz (bozla kahverengi arasında rengi olan), ker (azılı), külük (kestane renkli), maya(dişi), mıza – muza (azılı), öçü, yilek (bir yaşında), yunt (yük taşıyan).

Bunlardan maya, genel olarak damızlık dişi hayvanı (at, eşek, deve) ifade ediyor. Ayrıca buhur deveyle (çift hörgüçlü deve) adi devenin birleşmesinden doğan uzun tüylü dişi deve, 4 – 5 yaşındaki deve, yük devesi de maya olarak anılır (DS).

Yine “eşek”le bağlantılı olarak çok sayıda sözcük bulunuyor, halk dilinde Ezcümle “eşek”, odun kesme, duvar örme ve sıva yapmada kullanılan dört ayaklı sehpa; odun koyup yakmaya yarayan ızgara; telli sazlarda üzerine tellerin bindiği köprü… olmanın ötesinde bu sözcükle terkip edilmiş birçok tabir de çeşitli nesneleri ifade ediyor: Eşek elması, eşek baklası, eşek buyduran (kış güneşi), eşek cenneti (cezaevi), eşek dikeni, eşek inciri, eşek helvası… vs. (bkz. DS).

Eşeğin (ve katırın) muayyen görevlere alışıp bunu, başlarında sürücü olmadan da ifa edebilme kabiliyetinden, değirmen veya tarla ile ev arasındaki yolu yalnız başına kat etmesinden istifade edilir. Bunun çok renkli bir örneğine Toroslarda Çiftehan civarında şahit olduk (1950): Merkebe, keçiyi eve götürme vazifesi verilmiş ve keçi uzun bir iple boynuzlarından bağlanmıştı. İpin öbür ucu da merkebin boynunda idi.

Keçinin gitmemek için bütün karşı koyma hareketlerine, ayak direnmelerine hiç aldırmadan onu sürükleye sürükleye götürmesi, görülmeye değer bir olaydı.

Yine bu babda muayyen bir bölgeye, Elâzığ’ın Sün köyüne has bir eşek üstünde buğday sapı taşıma yöntemini zikredelim: İki sırık arasına palaz adı verilen veya kıldan ya da bunların karışımından dokunmuş bir kumaş gerilir. Saplar bunun üstüne konup köşelerdeki halkalardan istifade edilerek çapraz olarak bağlanır. Böylece oluşmuş sedye (nizek) de eşeğe yüklenir. Harman yerine varıldığında saplar alta gelecek şekilde nizek devrilir ve ipler çözülür. Böylece demetler, harman yerinde yan yana dizilmiş olur[17].

***

Bu hayvan hakkında tatlı söz de söylenmiş:

“Balık kavağa çıkmış zift turşusu yemeye

Leylek koduk (eşek yavrusu) doğurmuş baka şunun sözüne”

(Yunus Emre divanı).

Bursalı Lamii Çelebi de güldürücü ve öğütleyici küçük hikâyeleri içinde topladığı “Mecmua-ül-letaif”inde (XVI. yy.), “Kurt bir yüce yere çıkıp va’z u nasihat edermiş. Merkep ıraktan çağırıp: İnanman, benim koduğum yiyen budur, demiş” diye anlatıyor[18].

Ve nihayet bu cefakâr hayvandan bugün kentlerde de nasıl faydalanıldığını beyan eden iki gazete haberiyle onu terk edelim.

“İzmir’in Konak İlçe Belediyesi’nde bordrolu olarak çalıştırılan ve araçların giremediği sokaklardan çöp toplayan 35 eşek, istenmesi durumunda çevre belediyelere kiraya verilecek”.

“Haftada iki ton çöp toplayan eşeklerin her birinin altı milyon lira “maaş”ı olduğunu belirten yetkililer, hayvanların… günlük masraflarının 200 bin lirayı bulduğunu söylediler”.

“Konak Belediyesi’nde 35 yıldır Eşeklerden Sorumlu Çöp Çavuşu olarak görev yapan Zarif Benli, eşeklerin gübresini parklarda kullandıklarını belirterek “çöp merkeplerimiz insanlardan daha çok işe yarıyor, çöp kamyonu ve küçük kasalı araçların bile giremediği 35 mahallede çöp toplama işini bu hayvanlarla yapıyoruz. Zaman zaman diğer belediyelere de çöp toplaması ve festivallere katılması için kiraya veriyoruz”…”

“… eşekler, 9 – 10 yıl sonra emekli edilip aslanlara yem oluyorlar” (Milliyet 05.09.1993).

“Aydın’ın Çine İlçesi’nde zeytin rekoltesi yükselince, eşeklerin fiyatı da arttı. Zeytinliklerin dağlık bölgelerde bulunduğuna dikkati çeken Ziraat Odası Başkanı Ali Rıza Kağnıcı, “engebeli arazilerde kullanılan eşeklere talep arttı. Ortalama 3 milyon liraya satılan eşeklerin fiyatı da 10 milyon liraya tırmandı” dedi. Çine’de 2 milyon 812 bin zeytin ağacı bulunduğunu ve ağaç başına 18 kg ürün beklendiği belirtilirken, Oda Başkanı Kağnıcı, acilen eşeğe ihtiyaç duyduklarını söyledi. Çine’nin Yeşilköy sakinleri ise gözlerini İzmir’in Çeşme ilçesi açıklarındaki Eşek Adası’na terk edilen eşeklere dikti. Çeşme Belediye Başkanı Nuri Ertan, “eşeklere kötü muamele yapılmaması şartıyla kiraya verebiliriz” dedi (Hürriyet, 15.11.1996).


[1] Paul Garelli. – Le Proche – Orient asiatique. Des origines aux invasions des peuples de la mer. PUF, Paris 1969, s. 339-340.

[2] René Dussaud. – Prélydiens, Hittites et Achéens, Paris 1958, s. 35.

[3] Jean Rémy Palanque. – Les impérialismes antiques, Paris 1948, PUF Coll. – “Que sais –je”.

[4] J. M. Aynard. – Animals in Mesopotamia, in Coll. – Houghton Brodrick (ed.). – Animals in archaeology, s. 43.

[5] ibd. – s. 67.

[6] SabatinoMoscati. – L’Orient avant les Grecs, Paris 1963, s. 31-32.

[7] Paul Garelli. – Les Assyriens en Cappadoce, Paris 1963, s. 97, 284, 299 ve William Foxwell Allbright. – The archaeology of Palestine, Middlesex 1963, s. 206.

[8] G. Contenau. – La civilisation des Hitites et des Hurrites du Mitanni, Paris 1948, s. 48.

 

[9] Juliet Clutton – Broek. – Horse Power. A history of the horse and the donkey in human societies, Cambridge – Massachussets 1992.

[10] Bkz. Kültür Kökenleri II/3, s. 347-348.

[11] Paul Garelli. – op. cit., s. 299-309.

[12] G. Contenau. – op. cit. s. 91.

[13] O. R. Gurney. – The Hitites, Suffolk 1962, s. 104.

[14] ibd., s. 106.

[15] ibd., s. 81.

[16] C. Alinge. – Moğol kanunları, Ank. 1967, s. 145.

[17] Nermin Erdentuğ. – Sün köyünün etnolojik tetkiki, Ank. 1959. s. 9 –10.

[18] TS., mad. “koduk”.