Dünyaca ünlü ve daha Bağdat Demiryolu hikâyesinden itibaren de Türkiye için de önemini artırmış olan Deutsche Bank, gün geçtikçe geçmişinin kıskacına daha çok yakalanıyor, şöyle ki:
Alman bankaları, geçmişleriyle yüzleşiyorlar. Bunların arasında ilk sırada Deutsche Bank, hedef hattının içinde. Almanya’nın Amerikan askerî yönetiminin (Office of Military Government for Germany US-OMGUS) maliye bölümünden 1946’da sâdır olan hacimli bir rapor, Deutsche Bank’ın eski “patronu” Hermann Abs olduğu kadar bizatihi Deutsche Bank’ın kendisini de suçluyor. Bu rapor, müessesenin, önemli hissedarı olduğu teşebbüslerde mecburî çalışmaya mahkûm bir işçiliğin istismarı ile suçlanıyor. Bu rapor, büyük Yahudi Kongresi’nin (CJM) elinde bulunup mezkûr kongre, Şubat’ın (2000) başlarında, Deutsche Bank ile Amerikan Bankası Trust arasında tasarlanan kaynaşma hakkında fikrini beyan edecektir. New York Eyaleti’nin malî denetçisi Alan Hevesi, II. Dünya Harbi içinde ve ertesinde Yahudilerle ilgili olarak Deutsche Bank’ın rolünün açıklığa kavuşmadığı sürece, işbu kaynaşma – birleşmenin dondurulmasını talep etmiştir.
“Bu kaynaşma birleşmeyi durdurmayı düşünmüyoruz” diyor, CJM’in CEO’su Elan Steinberg; dayanağı da, Deutsche Bank’ın tasfiyesini öngörüp idarecilerinin Nürnberg mahkemeleri tarafından yargılanmalarını öneren OMGUS’un bir raporu oluyor. Steinberg, Deutsche Bank’ın, köleliğe indirgenmiş bir işçiliğin (Zwangsarbeiter) istismarına bulaşmadığı iddiasında ısrar etmesine hiddetleniyor; “Görüşümüzü değiştirmemiz için Deutsche Bank’ın tümden başka bir sürece girmesi gerekir” diye bitiriyor.
1995’te Herman Abs’ın ölümünden sonra, Deutsche Bank’ın İdare Meclisi Başkanı Hilmar Kopper tarafından tarihçilere sipariş edilmiş bir kolektif eserde (Die Deutsche Bank 1879 – 1995, C.H. Beck Yay.) Alman savaş makinesinin finansmanı ve Yahudilerin istismarında bankanın sorumluluğu, sonunda itiraf ediliyor (bkz. Le Monde, 10 Mart 1995). Örneğin, 1938’den itibaren, karşılıksız olarak “Arî olmayan” bir önemli müessesenin, Mendelsohn und Co’nin müşterilerini ele geçiriyor ve Yahudi mallarını satın alacak müşterilerine bol keseden krediler sağlıyor. İngiliz tarihçisi Harold James’in çıkarttığı sonuç, çok mahkûm edici: “Deutsche Bank, Nazi döneminde, sadece mülkiyet prensiplerinin dışına çıkmakla kalmayıp ahlâkınkilerini de çiğnemiştir”.
1945 sonrası Almanya’da bu baskı türü, tazminat politikalarının büyük unutulmuşu olarak kalmıştı. Londra’nın “Holocaust Educational Trust”ünün bir yayınından alınan rakam, bunun boyutunu göstermeye yeterli oluyor: “İşbaşında ölen 100.000 işçinin % 70 ilâ 80’inin Krupp’un hizmetinde can vermiş olduğu tahmin ediliyor”.
Saygınlık kazanmış kişi, 60’lı yıllarda “Alman ekonomisinin büyük ustası” banker Warburg ve David Rochefeller’in dostu olan Hermann Abs, 1994’te doksan yaşında öldü. O, Federal Alman Cumhuriyeti’nin banka kredisinin yeniden kurulmasının amili olup, 1953’te Alman borçlarının pazarlığının yapıldığı Londra Konferansı’nda Alman delegasyonunda yer almıştı. 1937’de Deutsche Bank’ın İdare Meclisi’ne girmiş ve 1957’den 1967’ye kadar bunun başkanlığını yürütmüştü. Ama Hermann Abs, sadece Amerikan medyalarının çok beğendiği bu “finansman Richelieu’sü”[1] olmamış, Nazi rejimi altında zenginleşmiştir.
Özellikle XIII. Louis döneminde on sekiz yıl süreyle politikaya hâkim olmuş, yönetim sistemine vekâlet sistemini (ministériat – bakanlıklar) ithal etmişti. Richelieu’nin Siyasî Vasiyetname’sinde açıkladığı ve aşama aşama gerçekleştirdiği ülkeyi kalkındırma programı, krallığın güvenlik ve bağımsızlığını, kralın Avrupa’da eski saygınlığına yeniden kavuşmasını, Fransa’nın mutlakıyetçi monarşizmi çevresinde birleşmesini ve devletin bütün alanlara egemen olmasını amaçlıyordu.
Sıkı merkantilist iktisat politikası, birtakım dış ticaret şirketlerinin kurulmasına yol açtı. Bu şirketler, çoğu kez iflâs etmelerine karşın, Fransa’nın bir sömürgeci devlet olarak varlığının temellerini attılar. Richelieu, deniz gücünü canlandırdı, manüfaktürleri çoğalttı, posta hizmetlerinde reform yaptı. Yazarları, sanatçıları kralın hizmetine aldı. Sorbonne capellası’nı ve Palais – Cardinal’i (günümüzde Palais – Royal) yaptırdı. Fransız Akademisi’nin kurulmasına (1634 yılı) katkıda bulundu (BL).
İdare ettiği müessese ile birlikte, Yahudi teşebbüslerinin “Arîleştirilmesi”, Almanya’nın işgal ettiği ülkelerde bankaların yağması ve Reich’in yeniden silâhlanmasında rol almıştı. Adenauer’in yakını, bu aynı Hermann Abs, 50’li yıllarda Batı Almanya’nın Genosid kurbanlarına verilecek tazminat hakkında Yahudi kuruluşları ve İsrail hükümetiyle yürüttüğü tartışmalarda gölgedeki adamlardan biri olup süreci önleyemezse de, hiç olmazsa bunu geciktirmeye gayret etmişti.
[1] Kardinal Richelieu, (1585 – 1642), ünlü Fransız din ve devlet adamı.