‘Alman İslâm’ı’ Ve Alevîlik – ‘Alman Alevîliği’

Aralık 12, 2017
Kültür Eserleri > Faşizm Alman Kimliği Türkiye İle İlişkiler – Cilt 2 > ‘Alman İslâm’ı’ Ve Alevîlik – ‘Alman Alevîliği’

‘Alman İslâm’ı’ Ve Alevîlik – ‘Alman Alevîliği’

‘Alman Alevîliği’nin birinci adımı, ilk kez Cizvitlerin ‘Beyaz Azizler’ tarikatının yayın organı CIBEDO’nun 1988 bülteninde Katolik Kilisesi’nin İslâm uzmanı Barbara Huber tarafından atıldı. “Hristiyan – İslâm diyalogu, Alevîlersiz olmamalı”ydı. Ayrıca ‘İslâm’a ve İslâm’ın değişik yorumlarına – Alevîliğe – karşı Alman devletinin bilinçli bir politika izlemesi zorunluluğu’ (Kramer) vardı. 1990’lı yılların ortalarında bu da gerçekleşti. Stutgart’tan Prof. Ebeling ‘Alevî – Hristiyan Diyalogu’ kurucusu olarak, devletten malî destek de sağlayarak, Alevî olmayan İslâmcı kuruluşları da ‘diyaloga’ katılmaya razı etti. Kaplancılar hariç, aşağı yukarı herkesin katılımını sağladı.

 

Protestan Kilisesi de konunun öneminin farkındaydı. Geri kalmadılar. Alman Protestan Kilisesi’nin Bremen’deki Dinler arası Diyalog Masası, 1998’de bir ‘Alevîlik Raporu’ hazırlattı. Rapor ‘sonucu’na göre, ‘Alevîler, gerek Türkiye’de, gerek Almanya’da din üst kimlikli etnik bir azınlık olarak’ tanınmak istemekteymişler.

 

Alman Protestan Kilisesi Konseyi Başkanı Manfred Kock, 27 Şubat 2000 tarihli basın bildirisinde, Alevîlerin de ‘en az Sünnî Müslümanlar kadar kendi inançlarını öğrenme hakları olduğu’nu açıklarken başka bir noktaya dikkat çekti. Kemalizm’in ezdiği Alevîler (?) ‘Alman Anayasasına en kolay uyum sağlayan çağdaş Müslümanlardı. Yani Alevîler, birincisi, Türkiye’den, İkincisi Kemalizm’den, üçüncüsü Türklerden, dördüncüsü Sünnîlerden farklı ve ayrıydı.

 

Protestan Kilisesi’ne göre Alevîler ‘kendilerini Türk olarak görmemekte’ymişler, Alevî tekkelerini kapattığından, dedelik kurumuna son verdiğinden ve ‘Alevî yerleşim bölgelerine Sünnîleri yerleştirip Alevîleri oralardan kovduğundan’ dolayı ‘Türkiye Cumhuriyeti’ne ve özellikle Atatürk’e tepki duymakta’ymışlar. Bu yüzden ‘antipati dolu’ymuşlar.

 

Uzmanlık konusu yalnızca Alevîlik olan onlarca Alman devlet elemanından bazıları: Karin Vorhoff, Markus Dressler, Kristina Kehl (müstear adla Kahl Bodrogi).

 

İstanbul Orient Enstitüsü Müdürü Dr. Günter Seufert, bu ‘Alevîlik uzmanları’nı Türkiye’den destekliyor, onlara her bakımdan arka çıkıyor. Ayrıca Seufert’in Café Istanbul adlı ‘etnolojik’ eseri ‘din özellikli etnik gruplar’, yani ‘etnik Alevîlik’ yaratmaya çalışıyor. Bir sonraki aşama, Alevîler için ‘azınlık hakları’ talebidir.

 

Enstitü, yine bir ‘Alevîlik uzmanı’ olan Heidi Wedel’e bir yıllık staj bursu vererek araştırmacının İstanbul Gazi Mahallesi’nde ‘Alevîlerin Sünnîlerle kanlı kimlik savaşını ve Kemalizm’in iflasını’ ‘belge’lemiş.

 

Vorhoff, 30 Mart 1995’te İstanbul’da verdiği konferansta, Alevîlerin ileride Türkiye’nin önemli bir konusu ve sorunu olacağını işledi. Kemalizm, Alevîleri de ‘hedef tahtasına’ koymuşmuş, kandırılan Alevî önderleri sayesinde ‘Alevîlik acımasız Kemalist lâikliğe kurban’ edilmiş, ama şimdi durum değişmişmiş, artık Alevîler ‘demokrat, özgürlükçü ve solcu hareketlerde erimek istememekte’ ve bir zamanlar yaptıkları gibi, ‘körü körüne… bir takım aydınlanmacı, antiemperyalist ya da Kemalist akımlara sarılmamaktalar’mış.

 

1998 yılında yayımlanan Türkiye’nin Sivil Dini – Alevîlerin Dinsel Tasavvurlarında Mustafa Kemal adlı çalışmasında Markus Dressler, Türkiye’deki Alevî – Sünnî karşıtlığının yanı sıra, bir de Alevî – Kemalist karşıtlığı olduğunu kanıtlıyor.

 

‘Tıpkı Kürtler gibi katliamlara uğramış ve uğramakta olan Alevîler’in uzmanlarından Göttingen Üniversitesi’nden Ludwig Pail’a göre ‘Türk olan her şey onlarda alerji doğuruyor’muş, Alevîler Türkleri ‘katliamcı’ görüyor, Türkçe ‘onları katliama uğratan bir halkın dili’ni, Atatürk resmi ise ‘bir katili gösteriyor’muş.

 

Merkezi Göttingen’de bulunan Alman NGO’su ‘Tehdit Altındaki Halklar Derneği’, ‘görülmek istenmeyen ve yok edilmenin eşiğindeki Alevîler’i kurtarmaya çalışıyor ve hakkı yenmiş Alevîliği savunuyor! Derneğin Alevîlik uzmanı Gunnar Wiessner, söze ‘Almanya’da Türklerin iki milyonun üstünde olduğu’ iddiasını çürüterek başlıyor, aslında bunların bir kısmı meğerse Türk olmayıp Alevî imiş (elbette bir başka kısmı ise Kürt).