Türk El Dokumaciliği

Kültür Eserleri > THKK 4 - Dokuma ve Giyim Teknikleri > Türk El Dokumaciliği

Türk El Dokumaciliği

“… Ham ipek ticareti İran ile Osmanlı devleti arasında bazı siyasî ve ekonomik anlaşmazlıklara neden olmuştur. 1587’de Bursa’da koza üretimine geçilmiştir”[1]

XVI. yy. kumaşlarında, devrin diğer sanat kollarında görülen desen ve kompozisyonlar Osmanlı sanatının üslûp bütünlüğü içinde tekrarlanır. XV. yy. süsleme sanatında görülen Uzak-Doğu kökenli hatayî grubundan stilize çiçekler, Kanunî döneminin nakkaşbaşısı Şah Kulu’nun uyguladığı kıvrık hançerî yapraklarla birleştirilerek, suyolu denilen üslûbun çeşitli kompozisyonlarını ortaya koyar…”[2]

“Topkapı Sarayı Müzesi’nde bulunan aynı üslûptaki (sazyolu süsleme) diğer bir kumaş parçasının ise, kırmızı zemin üzerindeki desende kıvrık hançerî yaprak içinde, kıvrık dallar arasında Çin Geyiği (Chi-Lin) yer almaktadır. Yaprağın kenarına da, başını eğmiş bir kuş figürü yerleştirilmiştir. Bu desenin çok benzerinin Topkapı Sarayı’ndaki Sünnet Odası’nın cephesindeki çini panolarda yer alması, ortak bir desenden esinlenildiğini göstermektedir…”[3]

***

Hayvanî ve nebatî elyafın kumaşa dönüştürülmesinin ilk aşaması, bilindiği gibi elyafın iplik haline getirilmek üzere eğirilmesidir. Bunun Antikçağlara ait ayrıntılarını daha önce gördük. Halen kullanılmakta olan büküm âletleri, mezkûr çağlarınkilerden farklı değillerdir: Lifler eklene eklene bükülerek iplik meydana geleceğinden, gerekli dönel hareketi sağlayacak araç olarak, dönme momentini artırmak üzere orta kısmı şişkin şekilde yontulmuş veya altına ağırşak (verticullus) eklenmiş eski çağların klasik iğ’i (ᾶτραχτος-fusus) kendini aynen devam ettirmiş. Bu ağırşak, iğin volanını oluşturuyor.

Yunanca έιρο (“eiro” okunur)’nun birbirine bağlamak, örmek, birbirine geçirmek” karşılığı olması dikkate değer… Modern Yunancada da ειρμος, ”zincirleme, devam, irtibat” mukabilidir.[4]

Gerçekten iğ, insanoğlu elinden sonra kullanılan ilk büküm âleti olmuştu. İpliğin sarıldığı ucu çengelli gövde ile ağırlık veren, gövdeye geçirilmiş yuvarlak bir tahta olmak üzere iki kısımdan oluşur. Lifler önce elde paralel hale getirilerek uzatılır ve bükülür. Elde edilen ilk iplik, iğin gövdesine sarılarak çengelden geçirilip aşağıya sarkıtılırken hızla döndürülür. Bu hareketin tekrar edilmesiyle avuçta tutulan lif demeti iplik haline getirilmiş olur. İğ, genellikle yün ve pamuk gibi kısa lifleri iplik haline getirmekte kullanılır (Resim 60, A).

Öreke ise, tablası üstte olan bir tür iğ oluyor (Resim 60-B).[5] Tevfîk Eşberk[6] bunun hakkında şu bilgileri veriyor: Bu âlet iğ’in tamamlayıcılarındandır. Tahtadan mamul olup dairevî veya dört köşe bir kaide ortasına tespit edilmiş bir sütun ve bunun ucuna geçirilmiş hareketli bir başlıktan ibarettir. Başlığın üstünde meşin ya da bezden sümeğe bağlamaya yarayan küçük bir kuşak bulunur. Sütuna yöşlük adı verilen meşin, ince mukavva veya bezden bir parça, bayrak gibi tespit edilmiştir. Bunun işlevi, sümekten sağlanan yünün incelik ve kalınlığını iyi görebilmek için arka tarafta bir zemin oluşturmaktır. İplik yapılacak yün koyu renkli ise yöşlük açık renkli veya bunların aksi olur. Bazı köylüler bunun üzerine ufak bir bez parçası dikerler. Eğirme işi bittikten sonra iği muhafaza için, bu bezin arasına sokarlar.

Yani, Çetin Aytaç’ın verdiği, Resim 60-B’deki âlet, sadece bu sistemin iğ’i oluyor. Öreke’nin aslî kısmı, bu iğ’e eğirilecek yünü sağlayan kısmıdır. Bu sonuncusu bazen daha basit, ucu çatallı bir değnekten ibaret de olur. Eskiler bunu, bu öreke’yi, Resim 24’te görülen ήλαχατη- colus’ta olduğu gibi, kamıştan yapıp ucunu bir sepet oluşturacak şekilde yarıp açmışlar, eğirilecek malzemeyi bunun içine koymuşlar. Dolu öreke’ye ayrıca, compta, plena, lana amicta gibi sıfatlar da izafe etmişler.[7]

Kirman ise, iğdeki yuvarlak tahta yerine, yine volan işlevini yapan, çapraz olarak birbirine geçmiş iki tahta ve bir çengelli, ya da baş tarafı çentildi bir eksenden ibarettir (Resim 60-C ve Resim 61). Bükülen iplik, çapraz tahtaların aralarına karşılıklı sarılır. Kirman[8] da, yün, pamuk gibi kısa liflerin bükülmesinde kullanılır.

Ve nihayet çıkrık, üzerinde iğ bulunan ve bunun dönmesi el veya ayakla sağlanan bir iplik bükme aracı oluyor (Resim 45 ve 46). Çıkrığın iğine kısa lifler, elle uzatılarak veriliyor, tekerleği döndükçe iğ de, onun eksenine bağlı olduğundan, dönüyor. İğ döndükçe, üzerine tutturulmuş lif demeti getirilir, uzar, bükülür ve iğ üzerine sarılır.[9]

Bunlara başka vesilelerle geri döneceğiz.

Mutadımız veçhile bu âletlerin halk dilindeki adlarını DS’den taradık. Bunları da kısaca görelim. Ancak bir hususu hemen belirtmemiz gerekir: Sözcüklerin derlenmesine memur olan kişiler, genellikle dokuma konusunun yabancısı olduklarından, ifadelerinde açıklık yoktur ve çoğu kez de âletler, araçlar birbirlerine karıştırılmıştır. Örneğin iğ, öreke, kirman… birbirleri yerinde kullanılmış. Ama biz yine de DS’de yazılı olanları aynen aktardık.

Çevirge: İğ (Rumeli göçmenleri – Ed); yerli kozayı temizlemek için yapılmış sepet (İç).

Höreke: Pamuk ve yün eğirmekte kullanmaları iğ (Brs, Es, Çr, Nğ, Ada); bükülerek iplik yapacak yapağının konulduğu uzun saplı, ucu çatallı ağaç (Çkl, Bil); yün tarağı, öreke (Ama). Bu sözcük, köylünün mutat olarak başa eklediği “h” de “öreke”den bozma olmalıdır.

Fengere-fengire: Yün eğirmeye yarayan iğ, kirman (Isp, Bo, Zn, Çkr, Ank). Anglo-Saxon kökten gelen “fingering” sözcüğü, İngilizce “çorap örmeye mahsus kalın (kaba) yün ipliği” manasındadır…

Kürdüğü- kurdiği: İğ (Gm, Sv).

Orcuk – orucuk: İğ, kirman (Sn, Sm).

Tengerek ve varyantları: Yün eğirmeye yarayan tahta araç, iğ (Isp, Brd, Dz, Kn, Ant, Nğ, Ama).

Tersi – tişe: Yün eğirmeye yarayan araç, iğ (Gr, Ur, Gaz, Mr, Or). DS’nun ilk baskısı, bu ikisini ayrı ayrı tanımlamış: İlki için ağırşaklı iğ; öbürü için de çengelli iğ demiş. Bu arada “Tişe”nin Farsça “balta” anlamına geldiğini ifade edelim.

Üvere: İğ, kirman (Çkr).

Yırçan: İplik sarılan iğ (Ed).

Çıkrık’ın da halk dilinde çeşitli adları var. Bunları zikretmekle yetiniyoruz: çehre, elemit, elemye, elicek, göleçen, kelebe, tecce, yüğrük.

Bu aynı yolda ve bu kez Zanaat Terimleri Sözlüğü (ZTS)’den de[10] devam etmeden önce, kültür tarihimiz açısından önemli gördüğümüz bir gözlemimizi nakledeceğiz. Denizli’nin Acıpayam ilçesi Kızılhisar bucağında delikanlılar kapılarının önünde iplik eğiriyorlardı. O zamana kadar (1951) bunun bir kadın işi olduğunu sandığımızdan hayrete düşmüştük. Meğer iş öyle değilmiş: Milliyet’in (gaz.) 07.01.988 günkü nüshasında şöyle bir haber ve resim vardı (Resim 62, s.706):

“Havaların soğumasından sonra zamanlarının büyük bir bölümünü kahvehanelerde geçirmeye başlayan Denizli’nin Tavas ilçesine bağlı Konak kasabası erkekleri, ellerinde şiş, gün boyu çorap ve kazak örüyorlar. Hemen hemen tüm zamanlarını kahvehanede konken oynayarak ve çorap örerek geçiren Tavaslı “örgücü dedeler”, 62 yaşındaki Mustafa Kınacıoğlu, 55 yaşındaki Mehmet Urkay ve 50 yaşındaki Mehmet Sözeri, ‘Biz bu işi yıllardır yaparız. Erkeklerin çorap ve kazak örmesi, bize dedelerimizden kalma bir gelenektir. Severek yapıyoruz’ dediler.”

İyi de bu “dede’ler acaba hangi “dede”lerinden öğrenmişlerdi bu geleneği?…

Herodotus (II/35-s.115) Mısırlıları anlatırken bizi bu konuda ilgilendirecek şunları da söylüyor:

“Mısır’ın iklimi o ülkeye özgü olarak kalmayıp Nil dahi, davranışında, sair akarsulardan farklıdır; ama Mısırlıların kendileri de, tavır ve âdetlerinde, insanlığın mutat uygulamalarını tersine çevirmiş gibidirler. Örneğin kadınlar çarşı pazar yapar ve ticaretle meşguldürler, erkekler ise evde oturup dokuma yaparlar. Normal yolla dokuma, atkıların yukarıya doğru ilerlemesi şeklinde iken Mısırlılar yukardan aşağıya çalışıyorlar…”

Yunan mitolojisinde Herakles (Latin adıyla Herculus), tanrı vergisi üstün bedenî gücünü dizgine vuramadığı için, sayısız münasebetsizlik ve suç işler. Bunlardan son birinde, nasıl arınacağını öğrenmek için Delphoi’deki Apollon tapınağına başvurur. Bilici de üç yıl köle olarak çalışması gerektiğini söyler. Lydia kralı Tmolos’un dul karısı Omphale, yiğidi satın alır, ona birçok işler gördürür, ayrıca koca olarak da kullanır. Sanatçılar, Herakles’i uzun Lydia entarisi giymiş olarak Omphale’nin dizlerinin dibinde iplik bükerek gösterirler…[11]

Ünlü Fransız bestecisi Camille Saint – Saëns, 1872’de bu mitostan esinlenerek “Omphale’in çıkrığı – Le rouet d’Omphale”ini bestelemişti.

 

* * *

 

Şimdi, gerek DS, gerekse ZTS’den derlediğimiz, bu konularla ilgili eğirme ve dokumada kullanılan bazı tamamlayıcı âletleri sayacağız.

Ağırşak – ahırşak = İğ, tengirek adları verilen iplik bükmekte kullanılan araç (Ank, Isp, To). Yani bu sözcük, sadece çözgülerin uçlarına bağlanan ağırlıkları değil, aynı zamanda iğin kendini de ifade ediyor.

Alemida – aleme – alemidi ve varyantları = İplik çilelerini çözgü kalemlerine sarmaya yarayan çark, dolap (Rz, Kc, Or, Tr, İst). Bize yabancı kökenli gibi gelen bu sözcüklerin etimonunu bulamadık.

Buru = 50 dirhem ağırlığında olan pamuk ipliği çilesi (Kn, İç).

Dolap – dolop = Kendinden ip bükmeye yarayan aygıt (Zn). Bu herhalde Resim 40, 41, 42’de görülen donanım olmalı. Sözcük ayrıca, dokumada iplik sarılan aygıtı (Ky) ifade ediyor.

Çin = Halı dokumada kullanılan gevşek eğirilmiş iplik (Kr).

Bekere = İplik makarası (Nğ, Kn). Sözcük, “makara”dan galat olmak. Bu sonuncusu dahi macaraz’dan geçme.

Çehre = Yün iplik yapmakta kullanılan çıkrık (Kr). Cmit yapmak = iplik yapılacak yünü el ile inceltmek (Nğ); Hıltar = Keçi kılından yapılan ip (Ank, Mğ); hışva- hışır- hışve= açılmış pamuk kozası (El, Mr, Ur, Ada, Mş, Ml); açılmamış pamuk kozası (El) (“hışva”, Dy’da çok kurumuş şey). “Hışır”, halk dilinde olmamış meyveyi ifade edip argoda da “aptal, sersem” yerine kullanılır.

 

Hodman= İplik bükmeye yarayan araç, iğ (Rz). Horta = çıkrıkla iplik eğirmek için bir araya gelmiş beş altı kadın: “çıkrık hortasına gitmiştim” (Dz). Hör – hörül = kalın pamuk ipliği (Ada, Dz); kıl iplik (Mr). Iğlız = ipliğin dolaşmaması için sarıldığı makara vb şeyler (Kü). Ilık = iplik bükmeye yarayan bir araç (Rz); ılıka = ağaç kabuğundan ya da kendirden yapılan urgan (Bil); ılız = iplik sarmaya yarayan bir çeşit ağaç araç (İst, Krk); ılkız = ipliği çile yapmaya yarayan iki ucu çengelli tahta araç (Ba).

Kırtız = Yün ipliklerinin pisliklerini temizlemek için kullanılan 10-15 cm boyunda düz ağaç parçası ya da ince kamış: “bir kırtız yapı ipliği kırtızlayalım” (Vn)

Küçükaladı = Koza yapacak olan ipekböceğinin kelebek olana kadar geçirdiği üçüncü devre (Ay, Ba).

Malıç – mağlaç – mağlıç – mahlaç = pamuk (Dz, Mora göçmeni – Ba, Ant, Mğ, Ay, Dz, Isp). Marlak = eğirilen yün yumağının takıldığı değnek (Dz). Melik – melegir – meleger – meleyir = dokunmak üzere çile, yumak yapılmış ip (Af, Isp, Dz, Sn, Krş, Nğ, İç, Nş, İz).

Mengene = İpek bükülen ya da sarılan çıkrık (Mg); Menğere = ip eğirmede kullanılan kirman (Çkr). Menik – menek = iplik çilesi (Af, To, Mr, Yz, Ky, Kn)

Nezik – nezük = İpleri yumak yapmaya yarayan dokuma çıkrığı (Ml, Ky, Nğ, Kn, Ar).

Ökre = Bükülmüş yünü sarmaya yarayan araç (Sm, Tr).

Örek – öre – öregü – örey – öroğ – örögu – orü = Yün iplik eğirme aracı, kirman (Or, Sm, Sv, To, Çkr, Sn, Ar).

Sömek – sümek = Bükülmüş ip yumağı (Ay, Bo, Or, Krş, Nğ, Ada, İç). Sömen – süme – sümen = Taranmış yumak biçiminde yün (Anadolu’nun az çok her yerinde). Süymeç = Taranmış yünün elde ya da çıkrıkta kalın olarak bükülmüşü (Kış). Süyem = eğirilmek için temizlenmiş ve topaklanmış (söbü yapılmış) yün (İz, Nğ).

Şamatura = Üstüne sicim sarılan tahta (Mğ). Şoy = dokunacak ipliklerin sertleşmesi için batırıldıkları un bulamacı (Çr, Mr, Nğ).

Hayat – hayatı = İpek iplik (Kr).

ele müt = kelip durumundaki iplikleri yumak durumuna getirmek için kullanılan araç (Or); erkekşakı = kirmanın ağaç kanatları (Gaz); gazıl = keçi kılından yapılan, çuval örmeye yarayan iplik (Uş, Dz, Ezm, To). Arapça “gazl”, “iplik eğirme bükme”dir…

Gez = “kirman” ya da “tengerek” adı verilen yün bükme aracının çubuk kısmı (Isp, Dz).

Gıvşaklı ip = kilim, palaz vb. şeylerin yapımında kullanılan ip (Nğ); goşlamak = Yün ipliğini ikiye katlamak (Nğ); Gülgez = koyu kırmızı iplik (Nğ);

Gürgüt = Bükülerek torba ve çuval yapılmakta kullanılan keçi kılları arasındaki kısa ve beyaz kıllar (Isp).

Haşil = İpliği sarartmak için nar, yaprak, soğan kabuğu kaynatılarak yapılan bir tür boya (Kn).

Hıltar = Keçi kılından yapılmış ip (Ank. Mğ); hör = kalın pamuk ipliği (Ada); kıl iplik (Mr).

Ilgıdır – ılgız ve çok sayıda varyantı = ipliği çile yapmaya yarayan iki ucu çengelli tahta araç (Anadolu’nun Batı yarısı).

İliğ = İplik bükmeye yarayan araç (Rz); ilimar – kamış ya da ağaçtan yapılan masura (Isp, Brd); iphangeli = renkli iplerden oluşan çile (Ezc).

Karaşabla = Yaprağından siyah boya elde edilen kötü kokulu, ısırgan otuna benzer bir ot (Ank).

Kazıl – kazil (yukarıdaki gazıl’ın varyantları) – kıldan bükülmüş, çuval dikmekte kullanılan ip, sicim (Isp, Brd, Ay, İz, Mu, Ba, Kü, Bil, Ama, Ar, Nğ, Ky, Mğ, İst, To, Bt, Bn, El, Ml); kıl ve yün yumak (Dz, Ba); çuvaldız (Brs).

Kalam = Üzerine iplik sarılan kamış parçası (Rz). Rumca calami = kamıştır.

Kancıkşakı = kirmanın iki kanadından üst orta kısmın çukur olanı (Gaz). Yukarda erkekşakı’yı görmüştük. Halk ağzında “kancık” = dişi, kadındır.

Kecere – kecefe – keceve – kecire – kecre = Dokumacılıkta ipliği sarmakta kullanılan çıkrık (Bil, Bo, Hat, Ky, Nş, Nğ, Kn, İç, Kıbrıs, Dz, Mğ).

Keçi – kecikarkı = İpek kozası (Ar, Vn, Gaz, Hat, Ama); sun’î ipek (Sv); gömleklik ipek (Nğ, Kn); makara ipliği (Mn); sicim (Ank); kenevir, kendir (Ama). Keci böceği – kec = ipek böceği (Ar, Ml).

Kecin = Keten işlenirken ilk çıkan kaba, kılçıklı lifler, kıtık (Kc, To, İst, Ks, Çr, Sm, Sn).

 

Kelef = Boyanmak üzere hazırlanmış düzgün ip kümeleri (Nğ); kelefe = yün ya da iplik çilesi (Gm, İç); iplik sarmakta, çile yapmakta kullanılan tahta araç; kelep – gelep – keleve = iplik çilesi (Anadolu’nun az çok her yerinde); kelepçe – kelepcek = ipliği çile yapmaya yarayan ağaç araç (Tr, Rz, Ar, Bt, El).

Kılıç = Kendir liflerini dövmek için kullanılan çatal ağaç (İz). Kolçak = kirman eğirirken kola sarılan yapağı (Af, Isp, İç, Mn).

Köçe = Kıl ip bükme aracı (Uş, İz). Köleter = ip eğirmeye yarayan kirman (Bo); kölümbe = çıkrığın dönen yastığı (İs).

Leğden = Koyun, keçi gibi hayvanların boynuzundan yapılan urgan bükme aracı (Ezm).

Mevvet = İpek kozasının işe yaramayan bölümü (Hat) (“Mevt” = Arapça “ölü”).

Mişenge = keten, kenevir lifi (Ur). Moluz = urgan büküldükten sonra üzerine sarılan sarı renkli, kireçli toprak (To).

Nezik = Çile çözme aracı (Ank).

Oğurcak = Yün bükmeye yarayan araç (Rumeli göçmenleri – İst). Olu = çul, yem torbası yapmakta kullanılan keçi kılı yumağı (To).

Orcuk – orucuk = İğ, kirman (Sn, Sm). Ökre = Bükülmüş yünü sarmaya yarayan ağaç (Sm, Tr). Öksün = Odunundan sarı boya çıkarılan bir çeşit çalı (Ant).

Pasa = Pantolon ve ceketlere ilik yapmakta kullanılan sert iplik (Nğ).

Sırçan – sirçen = Eğirilmiş ip yumağı (Brd, Dz, Ay, İz, Çkl, Brs, Kü, Bil, Es, Bo, İst, Çr, To, Gr, Ant, Mğ). Sömek – sümek = Bükülmüş ip yumağı (Ay, Bo, Or, Krş, Nğ, Ada, İç). Sulgu – sulga – sulka – sulu = Gevşek bükülmüş ipek, pamuk, yün vb. lifler (Bo, Es, Ank, Nğ). Sulaan – suluğan = Bükülmüş iplik (Ed, Krk, Tk).

Süğme = Yün ve kıl eğirme (Isp). Süyme = Taranmış yün (Nğ).

Süyüm – siyim – süynüm – süyümlük – süyün = Bir sap iplik, kol gerilişiyle kirmana sarılacak yün (Af, Dz, Bil, Es, Çr, Mr, Gaz, Hat, Sv, Nş, Ank, Ky, Nğ, Kn, Ada, İç, Ant, Isp, Ks, Mr, Krş, Or); sülen, iyi bükülmemiş ip (Gr); süvmeç = Elde ya da çıkrıkta kalın olarak bükülen yün (Krş). Şilte = Urgancıların çıkrıklarda çarkla iğlerini döndürdükleri ipler (Isp); ince urgan (Ks, Sm, To, Or).

Şoy = Dokunacak ipliklerin sertleşmesi için batırıldıkları un bulamacı (Çr, Mr, Nğ).

Tapıl = Yünün düzgün ve temiz kısımları alındıktan sonra geriye kalan artık yün (Erz). (İstanbul’da argoda kullanılan “tapon” deyimi, çirkin, işe yaramaz anlamındadır…)

Tehril = Kalın bükülmüş ipek iplik (Nğ, Mğ); tekeşek – tekeşşek = İplik makarası (Ada, Mr); telce = İp sarmaya yarayan bir aygıt (Sv, Çkl).

Terşi – tişe – teşi – teşik = Yün eğirmeye yarayan araç, iğ (Gr, Ur, Gaz, Mr, Or, Isp, Es, To, Gm, Ar, Kr, Ezm, Vn, Bt, Dy, El, Sv, Ky, ada, Rz).

Teşçe = İplik sarmaya yarayan ağaçtan yapılmış bir çeşit araç (Mr).

Teyet = İplik çilesi (Brd); tezeker = masuraya sarılacak iplik çilesinin takıldığı araç (Ama); tezerger – tezerker = ip eğirmeye yarayan bir araç (Kn, Nğ); tırla = makara (İz).

* * *

Bu terminoloji konusunu şimdilik kapatmadan önce buraya kadar karşılaştığımız araç, gereç, boya maddesi…nin dilde kullanılışını Tarama Sözlüğü (TS)’nden geriye doğru takip edelim.

“Kırmız: Kırmız böceği. Dupa (Fa); Kırmız dedikleri kurtcağızdır ki bellut (palamut – meşe) ağacında mütekevvin olur (oluşur) begayet kerihu’r – rayihadır (pis kokuludur), anınla ibrişim boyarlar, bir cüz’ü on cüz’ ibrişime kâfidir.” Bu tarif, Tebrizli Hüseyin bin Halef’in Farsçadan Farsçaya yazdığı Bürhan-ı Katı’ adlı sözlüğün Mütercim Asım tarafından yapılmış Türkçe çevirisine aittir (XVIII – XIX. yy.). Tebrizli’nin bunu hangi tarihte kaleme almış olduğunu bulamadık.

“Kirmen (kirman): Elde yün eğirdikleri âlet. Ed-derrare (Ar.): Yün eğirdikleri âlete denir ki Türkmen taifesi kirmen tabir edenler.” Bu tarif de XIV – XV. yy. bilginlerinden Mecdüddin Firuzâbâdî’nin telif ettiği meşhur Arapça Kamus’un yine Antepli Mütercim Asım Efendi tarafından yapılmış Türkçe çevirisine (XVIII. – XIX. yy.) aittir.

“Masara: Masıra. Masure (Fa.): Masara. Şamil – ül Lüga, 1540 /947 yılında ülkesinde ölen bilgin Afyonkarahisarlı Hasan bin Hüseyin İmadüddin’in 1505 (911)’de düzenlediği Farsçadan Türkçeye Sözlük. Bundan bizim “masura”nın Farsçadan alınmış olduğu görülüyor.”

“Nezik: Elemye, iplik çıkrığı. XVI. yy. Şer’iyye Sicili K’dan.”

“Öreke: İplik eğirecek âlet. Cariye eyitti: Bibim gidicek bana ısmarladı eyitti: Ol sonra gelen uğuz iş isterse öreke ver, iplik eğirsin, eğirmezse verme dedi”. IX., X. yy.larda Arap yazarları tarafından “Ferec Ba’d – eş – Şidde” adı altında yazılmış eserler olup bunların bazıları yine aynı adla XV. yy.da dilimize çevrilmiş. Yukarıdaki ifade bunlardan alınmıştır. TS, “öreke” için çok sayıda örnek veriyor, XV. yy.dan XIX. yy.a kadar. Bunlardan “öreke”nin Farsça’da “Dükran”, “Kertelan” (öreke iği), “Düklân”, “çağ” gibi adlar altında bilindiğini öğreniyoruz.

“Sarı ağaç: Zerdeçal. Zereng (Fa.):… ve zerdecûbe ismidir ki amme zerdeçav derler. Türkide sarı ağaç dedikleri köktür”. Ve yine “Vezir (Fa.): Zerdecûbe ismidir ki avam zerdeçav derler. Sarı boya nevindendir, Türkide sarı ağaç dahi derler” (Bûrhan-ı Ka’tı Tercemesi). Farsça “zerd” = sarı, “çûb” da ağaç parçası, odundur.

“Sırçan: Üzerine masura geçirilen demir iğ. Çağriste (Fa): Sırçan, yani masura içindeki demür iğ” (Lûgat-i Nimetullah. 1561/969’da İstanbul’da ölen Nakşibendî şeyhlerinden Sofyalı Nimetullah Efendi’nin 1540 yılında düzenlediği Farsçadan Türkçeye sözlük). Yine “Çağriste (Fa.): Masıra içindeki demürü berkidecek ağaçtır ve sırcan avratlarda ve cüllahlarda (çulhalarda – el tezgâhında bez dokuyanlarda) olur” (Câmi – ül – Fürs, XVI. yy.da İnegöllü Mustafa bin Mehmet bin Yusuf’un Farsçadan Türkçeye sözlüğü).

Yukarda sözünü ettiğimiz Şamil – ül – Lûga, Farisî “Çağz” ve “Çağrişte” için sırasıyla “iplik sırçanı” ve doğruca “sırçan” karşılığını vermiş.

Bu “sırçan”ın bir ikinci tanımı da, çıkrıkla demir iğ üzerine sarılan iplik, yumak oluyor. Mezkûr Cami – ül – Fürs, “Kebsene (Fa.): Sırçan ki ipliğin henüz iğden çıkan yumağına derler” diyor. Amasyalı Deşişî Mehmet Efendi’nin 1580/988 yılında Mısır Beylerbeyi Hasan Paşa adına düzenlediği Farsçadan Türkçeye Et – Tuhfet- üs – Seniyye adlı sözlükte de “Masure (Fa.): Cüllahlar masurası ve sırçan ki çıkrık ile demür iğ üzerine sarılan ipliğe derler” tarifi veriliyor.

“Terdek: Çulhaların mekik içine koydukları ince bir kamış, masıra. Maşure (Fa.): Çulhaların masıra tabir eyledikleri ince kamışa denir üzerine iplik sarılır ve iğe sarılmış yumağına ve ol ince kamışa da denir ki mekik içine korlar, taşra Türkisinde terdek tabir olunur” (Bürhan-ı Ka’tı Tercemesi).

“Üçürdüm: Üç telden örülmüş, üç kat edilmiş ip. Yular kazılı; 25, altı üçürdüm kostek; 15…” (XVI. yy. Şer’iyye Sicili B).

[1]              Şerare Yetkin. – Türk kumaş sanatı, in Coll. – Başlangıcından bugüne Türk sanatı, s.332

[2]              ibd. s.334

[3]              ibd., s. 336

[4]              Suat Sinanoğlu. – Yunanca – Türkçe sözlük, Ank. 1953

[5]              Çetin Aytaç. – El dokumacılığı, İst. 1982, s.6

[6]              op. cit., s.45

[7]              Rich, mad. “colus”.

[8]              İran’ın Kirman eyaleti çok eskiden beri dokumasıyla meşhur olup “kirman” kelimesi muhtemelen iğ-i Kirmanî’nin kısaltılmış şeklidir.

[9]              Çetin Aytaç. – op. cit., s.6-7

[10]            Orhan Acıpayamlı. – Zanaat Terimleri Sözlüğü (ZTS), TDK. Yay, Ank.1976

[11]            Azra Erhat. – Mitoloji sözlüğü, ilgili maddeler.