Tophane-i Âmire

Şubat 11, 2017
Kültür Eserleri > > Tophane-i Âmire

Osmanlı döneminde Tophane’de kurulu ilk top dökümhanesi ile topçu ocağı kışlaları, İstanbul’un fethinden hemen sonra yapılmıştı. İmparatorluğun sınırlarının genişlemesi ve sürekli savaşlar nedeniyle çok sayıda topa ihtiyaç olduğundan, müessesenin sürekli gelişme kaydettiği biliniyor.

Dökümhanede yüzlerce dolap (?) mevcut olup bunlar top kalıplarının hazırlanmasında kullanılmaktadır. Top namlusu içindeki boşluğun oluşturulması için kalıplamada silindirik maçalardan yararlanılmakta ve bu maçalar uzun demir millerin etrafına, içine binlerce yumurta kırılarak macun haline getirilmiş kum esaslı kalıp malzemesi sıvanarak elde ediliyordu.

Dökümhanenin iki yerinde içi ateş tuğlası ile örülmüş ocakların önündeki çukurlara, ağızları yukarı olmak üzere, top kalıpları yerleştirilmektedir. Bir dökümde doldurulacak kalıp sayısı, ergitilen bronzun miktarına ve dökülecek topların büyüklüğüne göre ayarlanmaktadır. Ocaklarda kullanılan yakıt çam odunu olup ergitilen metal bu kalıplara zeminde açılan arklar içinden akıtılarak doldurulur.

Top döküleceği zaman, devlet büyüklerinin de iştirak ettikleri çok ilginç bir törenle ocaklar ateşlenip bronz tümüyle ergidikten sonra potalara sadrazam, hazineden ve öteki vezirlerin verdikleri altın keseleri de atılır, tekbirlerle döküme girişilir.[1]

1 Mart 1823’teki Firuzağa yangınında dökümhanenin bir kısmı ile bütün müştemilât yandığından bunlar, II. Mahmud’un, yangının hemen ertesinde giriştiği imar faaliyeti bir yıl içinde tamamlanmış. Yeniden inşa edilen Top Arabacıları Kışlası, dökümhaneler ve yanan kışla camiinin yerine yaptırılan Nusretiye Camii yanında, kâgir bir vapur makinehanesi ile deniz kıyısında bir malzeme fabrikası eklenmiş. Günümüze ulaşmayan kışlanın mimarının Nusretiye Camii’nde çalışması dolayısıyla Krikor Balyan olabileceği yolunda bir görüş bulunuyor. Bugün bu yapılardan sadece iki dökümhane binası ve bunların yanında kalıphane olarak kullanıldığı sanılan bir yapı kalmıştır.[2]

İstanbul Harbiye’deki Askerî Müze’nin önünde sergilenmiş toplardan ilginç örnekler, Resim 151’de verilmiştir. Bunların birçoğunun üzerindeki yazılardan Avrupa yapısı oldukları anlaşılıyor. Bunlar savaşlarda mı iğtinam edilmişti, yoksa doğruca sipariş mi edilmişlerdi? Bilmiyoruz.

Yukarıda özetle verdiğimiz Tophane-i Âmire’nin tarihi hakkında bilgileri, 29.09.1993 tarihli Cumhuriyet 2 gazetesinde çıkan ve Askerî Müze, Müzecilik Gr. Bşk., Öğr. Kd. Albay Nejat Eralp’in araştırmalarıyla tamamlıyoruz.

Fatih’in kurduğu tophane, II. Bayezid dönemine kadar gelişmeler kaydediyor. Sürekli savaşlar nedeniyle İstanbul’daki tophane yetersiz kalıyor. Budin, Belgrad gibi serhat şehirlerinde başka tophaneler kuruluyor. Ancak, en iyi usta ve zanaatkârlar İstanbul’da bulunduğundan, İstanbul tophanesi öbürlerine göre ayrıcalık kazanıyor.

İstanbul tophanesi, özellikle Kanunî döneminde, dünyanın en iyi toplarının döküldüğü büyük bir topçuluk merkezi oluyor. III. Selim zamanında da topçular için, Tophane’de bir talimhane yaptırılmasına karar veriyor. Bu dönemde açılan Mühendishane-i Berr-i Hümayun’da ünlü Hoca İshak Efendi ders veriyor. II. Mahmud zamanında, 1834 yılında Harp Okulu kuruluyor. Burada muharip subaylardan başka, askerî sanayinin gelişmesini sağlamak amacıyla, askerî mühendisler de yetiştirilmeye başlanıyor ve aynı yıl Tophane Müşirliği kuruluyor. 1826’da Yeniçerilerin kaldırılması sırasında büyük yararlıkları görülen topçu, humbaracı ve lâğımcı ocakları yerlerini koruyorlar ve Tophane Müşirliği’nin emrine veriliyorlar. Silâh ve harp araçlarının hazırlanmasından sorumlu olan Mühimmat-ı Harbiye ve Baruthaneler Nezareti, Abdülmecid’in tahta çıkışıyla birlikte, Tophane Müşirliği’ne bağlanıyor. 1839’da Tophane-i Âmire ve ona bağlı olan tüfekhane, baruthane, fişekhane fabrikaları zaman içerisinde genişletilip geliştiriliyor, özellikle Kırım Harbi sırasında hem Osmanlı ordusunun, hem de müttefiklerinin ihtiyacını karşılıyor. Abdülaziz döneminde ve Halil Paşa’nın Tophane Müşirliği sırasında Tophane-i Âmire ve Zeytinburnu fabrikaları çağın gereklerine göre, daha da geliştiriliyor. II. Abdülhamid zamanında Tophane-i Âmire Müşirliği, harp sanayisinin bütün gereksinimlerini karşılamak, depolamak ve sanayi sınıfında görev alan tüm personelin işlemlerini yapmakla görevlendiriliyor. Tophane Müşiri, Meclis-i Vükelâ (Bakanlar Kurulu) üyesi kabul ediliyor. Tophane Müşirleri Tophane-i Âmire binasında oturuyor ve aynı zamanda Galata ve Beyoğlu bölgesinin asayişinden de sorumlu tutuluyor.

I. Bayezid ve II. Murad’ın iktidarlarında, seferler sırasında toplar döküldüğü bazı yayınlarda kabul edilmekle birlikte, Osmanlı’da top dökümcülüğünün başlangıç yılları karanlıkta kalmayı sürdürüyor. Ama XIV. yy.ın sonlarına doğru Osmanlılar top silâhına muhatap olmuşlardı. Kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, Topçu Ocağı’nın temeli muhtemelen I. Murad ya da I. Bayezid zamanında atılmıştı. D’Ohson, kesin bir anlatımla, ocağın II. Murad tarafından kurulduğunu yazıyor.

II. Mehmed, okumaya meraklı bir hükümdardı. Verona’lı ressam ve madalyoncu Matteo O’Patsi, çağrı üzerine gelirken Robert Valturio’nun “Re Militaria” adlı kitabını padişaha getirmişti. Genç hükümdar, Boğazkesen’i yaptırdıktan sonra mimar Musliheddin, Sarıca Paşa adlarındaki teknik adamlar ve adı Urban olan bir yabancıyla Edirne’ye gitti. 1451-53 yıllarının kış aylarında burada kalındı ve Konstantinopolis’i kuşatma hazırlıklarına başlandı. Bu arada mezkûr kentin surlarını dövmek için o yıllara kadar örneği görülmemiş büyüklükteki toplar döktürüldü. Bunların arasında “Şahi” (Vasiliki) diye tanımlanan, bazı eserlerde “Ejder” diye adlandırılan büyük bir top vardı. Yapımı aşağı yukarı üç ay sürmüştü. Çapı, boyu, sair özellikleri bakımından elde sağlıklı bilgiler bulunmuyor. Bu top, yüzyıllar sonra İngiltere’nin ısrarına dayanamayan Abdülaziz tarafından o ülkeye armağan ediliyor.

Fetihten sonra, girişilen hummalı inşa faaliyeti arasında bir de top dökümhanesi vardı. II. Mehmed bunu, Boğaz’ın Rumeli tarafında, Haliç’in Kuzey-Doğu’sunda bir Ceneviz kolonisi olan Galata’nın sur eteklerinde yaptırdı. Oturulmayan, kırlık ve ağaçlarla kaplı, Bizans döneminde “Metopon” diye anılan güzel bir bölgeydi burası. Buraya “Arginopolis” yani “Gümüş şehir” de denirdi. Çok eskilerde burada bir Apollon tapınağı ile kiliseler bulunuyormuş.

Tophane’nin çevresinde yavaş yavaş bir mahalle oluşacaktı. Sinop, Amasra, Ereğli, Bartın, Bafra, Samsun’dan gelenlerle Müslüman’ı, Rum’u, Yahudi’si, Ermeni’siyle gözde bir yer olmuştu. Nüfusun çoğunluğunu top dökümhanesinde çalışanlar teşkil etmişti[3] (Resim 152).



[1]        Ahmet Aran.-Tophane-i Âmire, in Tarih Vakfı, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi

[2]        Ayşe Yetişkin Kubilay.-Tophane-i Âmire, Mimarı, in ibd.

[3] Turhan Tanyer.-Tophane-i Âmire, in TOMBAK 22,1998.