Kültür Eserleri > THKK 4 - Dokuma ve Giyim Teknikleri > Önsöz

Önsöz

Bu ne bir tekstil öğretisi kitabı, ne de bir moda tarihidir. Bizim bu disiplinlerin tümden yabancısı olmamızın ötesinde “Türkiye Halkının Kültür Kökenleri” serisinin esas amacı sadece kültür kavramının kapsadığı faaliyetlerin kökenlerini saptamak olup, işbu kavram içinde önemli bir yer tutan dokuma ve giyimin hangi etkiler altında şekil aldığını araştırmaktan ibarettir.

Anadolu yarımadasının, daha M.Ö. VIII. binlerden itibaren insanoğluna kucak açtığı bu topraklardan çok sayıda değişik ethnik kökenli toplulukların gelip geçtiği ya da burada uzun süre misafir kaldığı veya yerliler arasında eriyip gittiği ve bunu yaparken de kendi kültürel tortularını bu topraklarda bıraktığı kesinlikle biliniyor. Ve nihayet XI. yy.da bu yarımadayı Turchia yapacak olan Türkmen, bozkır göçebe kültürüyle yüklü olarak buraya yerleşiyordu.

Bütün bu insanlar deri ya da kumaşla örtünmüşler, geleneklerine uygun olan bir takım elbiseler giymişlerdi. Nasıl dokumuşlardı bu kumaşları ve bunları nasıl biçimlendirmişlerdi? Bu yolda hangi hammaddeleri tercihan üretip kullanmışlardı? Her yörenin çok değişik giysilerinin adları neydi ve bu sonuncuların etimonları bizi köken olarak hangi yöne, hangi etnik grubun etkisine doğru götürüyordu?

Sadece dipnotlarda zikredilmiş eserlerden oluşan bibliyografyadan görüleceği gibi kitaplığımızda mevcut çok sayıda çalışmayı kusursuz bir sistematik içinde sunmaya çalıştık ve bu yolda özellikle halı – kilim ve sair dokuma konularından yana çok zengin, Türk – İslâm Eserleri Müzesi Müdürü Dr. Nazan Ölçer’in kitaplığından da faydalandık. Kendisine teşekkürlerimizle.

Daha önceki çalışmalarımızın önsözlerinde de belirttiğimiz gibi, uzun süre Anadolu’nun her yöresinde meslekî görev yaptığımız sıralarda gözümüze ilişenleri görüntüledik. Maalesef o zamanlardaki koşullarımız, bu konuda herhangi bir özgül araştırma yapmaya elverişli değildi. Bununla birlikte maddî olanaklarımızın elverdiği oranda kumaş ve giysi topladık (Bunlar sonradan Sadberk Hanım Müzesi’ne hibe edildi).

Her zamanki mutadımız veçhile elimizdeki malzemeleri talan etmekten çekinmedik ve çoğu kez, herhangi bir yorum hatasından kaçınmak için işbu metinleri aynen derç ettik. Kurduğumuz sistematiğin kusursuz olmadığının bilinci içindeyiz. Okuyucularımız bazı tekrarları affedeceklerdir.

Çok sayıda malzeme döktük ortaya. Bunların bir bölümünün Anadolu giyim tarihi üzerine çalışacaklara, kıyaslamada ve bir bağlantı kurmada yardımcı olacağına inanıyoruz. Hep yaptığımız gibi konuları, inebildiğimiz kadar eskilerden itibaren ele aldık. Bu arada, modern çağlardan öncesine ait dokuma faaliyetlerini çoğu kez biraz zorunlu olarak “endüstri” diye nitelendirdik ki bu, işbu sözcüğün özüne ters düşüyor.

Metinlerde atıflar yapılmış, Kitab-ı Mukaddesin ilginç gördüğümüz ve atıf yaptığımız kitapta bulunmayan ifadeleri, tarafımızdan eklendi. Yine uzmanlardan aktarıp da dipnotlarda belirttiğimiz metinlere, çoğu kez kendimizden de çok şey ekledik. Bunları ayrı ayrı göstermek, boş yere zahmet yaratacaktı.

Birçok yazar, Anadolu elyaf boyacılığını, tetkik ettikleri bölgelere göre anlatmışlar. Betimlenen yöntemler ve kullanılan malzemeler arasında benzerlik olduğu kadar farklar da bulunuyor. Konunun önemine binaen ele geçirebildiğimiz bu kabil araştırmaların hepsini derç ettik. Aynı şeyi sair başka konular için de yaptık. Tekrarlar kaçınılmazdı. Böylece de yeni araştırıcıların eline çok sayıda malzeme sağlamış olduk.

Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa, Orta – Doğu, Afrika kıtalarında büyük ölçüde yayılmış ve egemen olmuş olmasıyla bu ülkelerin tekstil tarihi ve güncel uygulamaları kesinlikle “Türk halkının (dokuma – giyim) kültür kökenleri”ni kaçınılmaz şekilde etkileyecekti. Bu nedenle mezkûr tarih ve uygulamalar ayrı ayrı ele alındı.

Biz özellikle Doğu Anadolu kentlerinde Müslüman nüfusun yanı sıra Ermeni ve sair Hristiyan ahalinin sayılarını da derç etmeye özen gösterdik. Bunda amacımız dokuma sanayisinde bu Hristiyan unsurların rol ve etkisini vurgulamaktır.

Giriştiğimiz işbu “dokuma teknikleri” konusu, çok sayıda teknik, ekonomik, sosyal ve hattâ siyasî alanı içine almakla çok vâsi bir bütün oluşturuyor. Bunların hepsinin ayrıntılarına girmemiz mümkün olmadığı gibi bu kitabın çerçevesinde gerekli de değildir; kitabın boyutu lüzumsuz yere çok genişleyecektir. Ancak, ayrıntılarına girmediğimiz konuların varlığını vurgulamakla yetinip mehazlarını belirtiyoruz. Örneğin, standartlaşma, narh … konuları, bütün eski kumaş çeşitleri bunların arasındadır. Gerçi, sırası geldikçe bunlardan kısaca söz ettik ama bunu uzun uzun ayrıntılara girmeden yaptık.

Biz, esas itibariyle, dokumanın ve de giyim tarzlarının öyküsünü, romanını yazdık. Bu romanda teknik de, ekonomi de, tarih de … bulunuyor. Her roman gibi biraz “karışık” olabilir, ama bunu okuyucunun hoş göreceğinden eminiz. Bu arada, okuyucunun dikkatini çekebilecek bazı birbirlerine ters beyanların varlığını belirtelim. Özellikle halı ve daha çok kilimin anavatanı hususunda çelişkili ifadeler bulunuyor. Hattâ, Pazyrik halısının Asya kökenini bile şüpheli gösterenler var. Genelde Batılı uzmanlar, kilimi Anadolu’ya mal edip onu Çatal Hüyük’ten başlatma eğiliminde oluyorlar. Ancak, bu uzmanlardan bazılarının özellikle İtalya’nın büyük kilim ithalâtçısı firmalarla yakın ilişki içinde oldukları ve “Prehistorya” Çatal Hüyük bölgesi kilimlerini, geniş ölçüde pazarladıkları biliniyor.

Ne tarihçi, ne de tekstilci olduğumuzdan bu konularda hiç bir kişisel beyanda bulunmadan, yani herhangi bir taraf tutmadan, uzmanların beyanlarını derç etmekle yetindik. Karar okuyucuya ait olacaktır.

Atıflar yaptığımız geniş bir bibliyografyayı, bu arada halk dilleri ile sözlük ve derlemeleri talan etmekten çekinmedik. Bu yolla, kitabın sonuna bir halk dili lügatçesi (glossary) ekledik. Bunda sözcüklerin kullanıldıkları yerlerin sadece bağlı oldukları ili belirtmekle yetindik. İlçe, bucak veya köyünü merak edenler Türk Dil Kurumu’nun “Derleme Sözlüğü”ne müracaat edebilirler. Bu mahallerin belirtilmesini, kelimenin kökeni ile muhtemel ethnik yapı arasındaki ilişki bakımından çok önemli görmekteyiz. Gerçekten sözcüğün etimonunun araştırılması, o sözcüğün bağlı bulunduğu tekniğin tarihçesine geniş ışık tutabilir. Biz, elimizden geldiği kadar bunu yapmaya çalıştık. Bu babda Divanü Lûgati’t Türk ilk rehberimiz oldu. Onda bulunmayan kelimenin kökenini başka dillerde arama yönüne gittik. Bu yolda dilcilerle tarihçilere büyük iş düştüğü kanısındayız.

Derleme sözlüklerinden dikkate değer bazı olgular ortaya çıkıyor: Bir sözcük, aynı il içinde değişik kavramları ifade ettiği gibi bazı sözcükler, birbirlerinden çok uzak illerde aynı şeyi ifade ediyor… Bu sonuncu keyfiyeti, iç göçlerle mi izah edeceğiz?…

Ayrıca mezkûr sözlüklerde, soruşturmaları (anketleri) yapan kişilerin kitabı konusuna (dokuma) yabancı oldukları ortaya çıkıyor, şöyle ki tariflerin çoğu açıklıktan ve bütünlükten yoksun oluyor. Ama biz bunları aynen derç ettik.