“Mehdi” Elbette Çıkacak!

Aralık 13, 2017
Kültür Eserleri > Düşündüklerim Yazdıklarım > “Mehdi” Elbette Çıkacak!

“Mehdi” Elbette Çikacak!

Cumhuriyet, 09 Haziran 1990

 

Nice badireler atlatmış ulusumuz; elbette günün birinde onu düze çıkaracak namuslu, bilgili, güçlü bir öndere kavuşacak. Bu ulus, en karanlık günlerinde, bir Mustafa Kemal çıkartmamış mıydı?

 

Gerçekleri perdelemek için öylesine uydurma haberler öne alınıyor ki asıl üzerinde durulması gereken ülke sorunlarıyla kimse ilgilenmiyor. Sıraladığımız iç karartan sorunların çözümü, “Kurtar bizi baba!” diyen halkımızın bir kısmının düşündüğü “baba” yada “babalar” ile değil, bilime saygılı gerçek “lider’lerle çözülecek elbette. Bunun çıkacağına inanıyoruz.

 

“Kandesin sen kande, çık ey Mehdi-i sahipzuhûr!

Millet-i İslâmî pamâl eyledi ceyş-i fütur.

Kalmadı İslâm için bir yerde âram ü huzur,

Kapladı mülkü serapa leşker-i zulm ü şürur.

Geçti naehl hayfa zimam-ı her umur,

Bir kişi yapsa bini yıkmak için etmekte zor,

Kandesin sen kande, çık ey Mehdi-i sahipzuhûr!” [1]

 

Yüzyıldan fazla bir zaman önce Ziya Paşa sanki günümüzde feryat ediyor, “İslâm” diye, o günlerin âdeti üzere, Türk ulusunu kastederek!…

 

Her üç “kitap”lı dindeki ortaklaşa bir inanca göre zamanların sonunda bir doğaüstü varlık Mehdi, dünyadan yok olmuş olan düzen ve adaleti geri getirecektir. O, anarşi ve karmaşa (kaos) döneminde ortaya çıkacaktır.

 

Bu hesaba göre bu ortaya çıkışın vakti geldi de geçiyor bile!… Gerçekten, insanlar umutsuzluğa sürüklendiklerinde bir kurtarıcı düşü görürler. 1919’da bu düş gerçek olmuştu Mustafa Kemal ile. Sayın Demirel, gittiği yerlerde, “Kurtar bizi baba!” avazeleriyle karşılanıyor. Bu haykırışları tahlil ettiğimizde, bunda açık seçik bir Mehdi bekleme eğilimini görürüz. Mehdi olarak Süleyman Bey’i mi görüyor halk? Hiç sanmıyoruz. Ancak kurdukları hayalde Mehdi’nin fazla cılız görünümde olmadığını düşünmüş olmalıdırlar. Kaldı ki Türk halkının sağduyusu, Süleyman Bey’in bu rolü oynayacak en sonuncu kişi olduğunu bilmeye müsaittir. Kırk yıllık Yani, şimdi Kâni rolüne mi çıktı? Kâni, olarak da birtakım soyut, adamın beklentilerine cevap vermekten uzak, demokrasi vaat ediyor. Adam neler bekliyor? Hemen söyleyelim: Ekmek, toprak, iş, eğitim, doktor, ilaç… MC tipi bir demokrasi ile mi bunların sağlayacak “baba?”

 

Elinde her türlü olanak varken kesin bir toprak reformu ile halkı ağaların zulmünden kurtarmayan, köy enstitülerini kapatıp ilerici bakan yerine tutucu toprak ağasını getiren, her türlü sol hareket ve işçilerin sendikal faaliyetlerine karşı kesin, şiddetli tavır alan ve böylece de sağlıklı bir solun gelişmesini önleyen, hatta oy kaygısıyla tarikatlara taviz vermekte tereddüt etmeyen, bonapartist bir geleneğin devamı sağlayacak olanlardan da ne kadar Mehdi çıkar?…

 

TÜSİAD’ın son günlerde Cumhurbaşkanlığı makamı ve hükümete karşı gazetelerde okuduğumuz tutumu bize, rahmetli Niyazi Berkes hocanın bir makalesinden (“Bir Süper Danışman” 2, Cumhuriyet 4 Temmuz 78) bir parçayı anımsattı: “Ghetto toplumlarda görülen… Messianik (kurtarıcı bekleme) akımı, kent proletaryası arasından değil, orta sınıftan, yükseköğretim görmüş gençler arasından çıkıyor…”

 

Gerçekleri perdeleme başarılı!

 

Hırsız-polis roman okurken ya da TV’de izlerken evi soyulan kişilerin öykülerini hep biliriz. Bu, bireysel düzeyde bir olaydır. Ama konu makro ölçüde önümüzde sergilendiğinde, tüylerimiz gerçekten diken diken oluyor. Dikkatlerimiz usta bir dedektife takılmışken usta hırsız neler götürüyor!… Bu arada şunu da hemen vurgulayalım: Büyük hırsızlıklarda mutlaka içerden birinin parmağı vardır. Tersi durumda soyguncu hangi kasada neler olduğunu nereden bilebilir?

 

“Cumhurbaşkanını makamından indiririm” kabadayılığı, sosyetenin kokain olayı, Hasan Celal Güzel’in Hande Hanım’la sözde (ya da gerçekte) çapkınlığı (ve bu arada Demirel’in Dışişleri Bakanı “çapkın” diye de tanınan Çağlayanil’in bütün bir gazete sayfasını tutan çapkınlara öğütleri), işadamlarının dışarıda 40 milyar doları bulunduğu iddiası ve daha niceleri kamuoyunun gözüne birer perde gibi serilmiş, yuvada gerçekten olan bitenleri dikkatlerden kaçırıyor.

 

Gelelim şimdi bu “olan biten”lerden birkaçına gazete manşetlerinden okuyarak; “Bilgisayarla İslam mesajı: MEB ve YÖK tarafından ABD’ye gönderilen araştırma görevlileriyle yüksek lisans ve doktora öğrencileri, İslamcı Türk öğrenciler Konseyi’ni kurdu. Türkiye ile öteki ülkelerdeki üniversitelerle de temasa geçen konseyin ABD’deki üniversitelerde de temsilcisi bulunuyor.” Aynı günlerde de eski CIA direktörü “İslamcı harekete dikkat” deyip Ortadoğu politikalarında Orta Asya Müslümanlarının müstakbel aktif varlığını göz önüne almaya çağırıyor, eski CIA Ortadoğu Direktörü ve “Ulusal İstihbarat Konseyi” Başkan Yardımcısı Graham Fuller. ABD’nin nasıl PKK’ya da arka çıktığını biliyoruz.

 

ABD’nin Türkiye’deki dinci akımları ‘teşvik edici’ bu tutumuna koşut olarak F. Almanya, ülkesinde barındırdığı “kara ses” v.b. örgütleri korumak amacıyla MİT ile bağlantılı elçilik memurlarımızı çekmemizi istiyor ve bizden misilleme görünce de sert çıkıyor, tıpkı vaktiyle Kaiser’in, kendi yarattığı Enver Paşa’yı azarlaması gibi.

 

Bu iki NATO müttefikimizin bu tutumlarının nedenlerinin tahlilini başka bir yazıya bırakıp şimdilik Batı’nın büyük bir “uyuşturma” seferberliği içinde olduğunu vurgulayarak sürdürelim gazeteleri okumayı: “Doğu’da petrol aramaya terör engeli. Terör eylemleri yüzünden ABD petrol şirketi Chevron’un Cudi Dağı’ndaki petrol arama faaliyeti gelecek yılın ortalarına ertelendi… Chevron ile Mobil’in ortaklaşa araştırmalarına göre Türkiye yalnızca dağlık bölgelerinde en az iki milyar varillik bir petrol rezervine sahip!” Hani Türkiye’de petrol yoktu? Oysa jeolojik durum sınırlarımızda birdenbire olumsuz hale geliyordu yıllardır.

 

“Türkiye bütçesinin iki katına yakın maden zenginliğinden yararlanamıyoruz. 60 trilyon toprak altında.”

 

“ABD’nin kobalt oyunu. ABD, temin etmekte büyük sıkıntı çektiği kobalt madeninin 15 yıllık stokunu, F-16 uçağının Türkiye’de üretilmesine ilişkin anlaşma uyarınca Türkiye’deki yataklardan çok ucuza garanti altına aldı. Türk madencilik çevrelerine göre Türkiye’de kobalt yok. Oysa General Dynamics’in ‘Türkiye için endüstriyel gelişim fırsatları’ çalışmasında Türkiye’de nerede kobalt olduğunu belirtiyor”.

 

Anlaşıldığı kadarıyla, sözü edilen “çevreler”, petrolden sonra kobaltı da yok edivermişler!…

 

Bu arada petrolü yabancılara peşkeş çeken yasada yeni değişiklik yapılıyormuş, yabancılara bu yoldan daha büyük “kolaylıklar” getiriliyormuş.

 

Uludağ volfram maden ocağı kapatıldı; bor minerallerimiz bedavaya gidiyor dışarıya. ÇİTOSAN gitti. Şimdi de “Türkiye’nin en eski telefon ve santral üreticisi Türk Telekom’un yüzde 53.7’lik hissesi sermaye artırımı yoluyla Amerikalı Global Telecommunications konsorsiyumuna satılıyor”muş.

 

“Pentagon araştırması: Türkiye potansiyel alt savaş alanı” imiş ve “Türkiye’nin savunması için hemen hemen tümüyle kendi kaynaklarına bağlı olduğu bildiril”miş. Ve Askeri Elektronik Sanayii A.Ş. (ASELSAN) ne yapılıp yapılmış, batırılmış…

 

Okuyucunun içini daha fazla karartmayalım, ama Bush’un son Ermeni çıkışını da zikretmeden geçemeyeceğiz: Sayın Cumhurbaşkanı bu nedenle ABD Büyükelçisine arkasını dönmüşmüş.

 

Adamın biri kahveye gelmiş, yüzü allak bullak. Sormuşlar ne olduğunu: “Ne olsun, eve geldiğimde karımı bir yabancıyla yatakta görmez miyim?”

 

“Eeee ne yaptın?”

 

“Yüzlerine öyle bir baktım ki hiç memnun olmadığımı anladılar!”

 

SONUÇ

 

Çok işi var Mehdi’nin ülkemizde! Bunların altından kalkabilmesi için aşağıdaki işleri başarmaya yetecek iyi niyet, bilgi ve cesaret sahibi olması gerekir.

  • Kesin ve geri dönüşsüz bir toprak reformunu gerçekleştirmek.
  • Yeraltı ve yerüstü kaynaklarıyla insan potansiyelini seferber edip büyük bir üretim atılımına girişmek.
  • Bunun içinde aklı ve müspet bilimleri ön plana alan yepyeni bir eğitim sistemini yerleştirmek.
  • Haysiyetli bir dış politika ile her türlü yabancı sömürüsünü önlemek ve yurttaşı Türklüğüyle öğünür duruma getirmek.

 

Laiklik ve demokrasi bunlarla birlikte kendiliğinden yerleşecektir. Türk ulusunun sinesinden böyle gerçek (çağdaş) bir Mehdi çıkarabileceğine inanıyoruz.

 

“Kandesin sen kande, çık ey Mehdi-i sahipzuhûr!”

 

 

[1]  Neredesin sen nerede, çık ey görünme gücüne sahip Mehdi!/Millet-i İslâm’ı ayak altına aldı gevşeklik askeri/Kalmadı İslâm için bir yerde dinlenme ve rahat/Geçti ehliyetsiz ellere her işin dizgini/Bir kişi yapsa bini yıkmak için etmekte zorbalık./Neredesin sen nerede, çık ey görünme gücüne sahip Mehdi!