Uçurma:
İnce donanmadan olup süratli kayıktı.
Varna beş çifteleri:
Bu da ince (hafif) donanmadandı.
Karamürsel:
Çekdiri envainden olup İstanbul ile Marmara sahilleri arasında işleyen bir buçuk direkli sivri müselles yelkenli yarım güverteli Marmara kayıklarıdır; hem kürek ve hem yelkenle hareket ederlerdi; Venediklileri takliden müteaddit nevileri vardı.
Aktarma:
Tuna muhafazasında bulunan nehir gemilerindendi. İcabında donanmaya refakat ederdi. Düşmandan alınıp yedekte çekilen gemilere de Aktarma denilirdi.
Üstüaçık:
Tuna gemilerinden olup bir dümenci ve sekiz kürekçisi vardı; bunlar Tuna’nın bir çok iskelelerinde bulunurlardı; on sekizinci asırda Tuna’da yüz kadar üstü açık mevcuttu. Bunlar nakliyatta kullanılırlardı.
Çete kayığı:
Bunlar nehirlerdeki top çeken kayıklardandı.
Brolik:
Sığ yerlere girebilen hafif donanmadan olup muharip olarak yedi levend alırdı.
Celiyye:
İnce donanma gemilerindendi, nehir ve ırmaklarda kullanılırdı.
Çamlıca:
Tuna’da işleyen nakliye gemilerindendi. On sekizinci asır sonlarında İstanbul tersanesinde yirmi sekiz arşın uzunluğunda yeni tarzda bir çamlıca yaptırılmıştı. Tuna nehrinde Avusturyalıların da çamlıca’ları vardı.
Kütük:
Şimdi gördüğümüz mavnadan küçük altları nispeten, düz döşekli yapılmış içleri döşemeli ve başları kalkık ve içeriye bükülmüş sığ sularda ve çıkarma işlerinde kullanılan gemi olup şimdi bizde kömür nakli için kullanılır; bir adı da orta kayık’tır. Ayancık, Abana, Bartın ve Zonguldak havalisine kura, odun, kömür ve meyve nakledenler de kütük’tür. Kütük, tek kürekli ve yelkenlidir, yelkenleri yüksek aboneli latin yelkenidir; halk buna hasır yelken der.
At – kayığı:
Eski salapuryanın (küçük mavna) içerileri döşemelisi olup baş ve kıç tarafları rampalıdır. Rampalar hayvanların kaymaları için Cıta’lıdır. İki baş ve iki kıç tarafında dört küreği vardır. Timarlı sipahinin nakli için Çardak ile Gelibolu arasında kullanılırdı. Son zamana kadar Üsküdar’la Kabataş arasında da kullanılmıştı.
Kancabaş:
Hafif filodan olup şayka ve üstü açık ve sair ince donanma gemileri gibi sahillere sokulurlar ve nehirlere kadar girerlerdi.
Şayka:
Altı düz büyük kayık olup çayka da denilirdi; yirmi ilâ elli muharip alırdı. Özi ve Dinyeper nehriyle Tuna’da işleyen gemilerdendi; ocaklık olarak Tuna sahillerinde şaykalar vardı. Şaykalar üç topla mücehhezdi; bunları Kazaklar da kullanırlardı.
Osmanlı şaykaları nehir sahillerini muhafaza ederlerdi. Evliya Çelebi, zarbona ismiyle şayka envainden olan bir gemiden bahseder (C. 5, s. 173). Evliya Çelebi’nin bu, zarbona dediği, karamürsel kayıkları tertibinde olup eskiden Karadeniz’in Rumeli sahillerinden İstanbul’a zahire getiren ve zabun denilen kayıklar olmalıdır.
İşkampavye (İşkampoye):
İnce donanmadan ve aynı zamanda Tuna gemilerindendi. Haberci gemisi olarak da kullanılmıştı. Şimdiki bahriye erkânı işkampavye ile şalopeyi bir addediyorlar; filhakika her ikisi de ince donanmadan ve muharebe gemilerinden ise de işkampavye kürekli ve şalope yelkenli sınıftan addedilmişti.
Şahtur:
İnce donanma gemilerindendi. Şahtur Fırat nehrinde eşya naklinde de kullanılırdı. Kamus-ı bahrî de buna meşhaf de denildiği yazılı olup teknesi gayet ince tahtadan yapılıp üzeri tamamen zift ile örtülmüştü. Grafe denilen kısa mablâklar ile sevk edilirdi ve dört köşe bir latin yelkeni vardı.
Çekelve:
İki direkli ve 23 arşın boyunda olup bahriyenin büyük filike ve yük gemilerindendi. Bunun kullandığı yelkene çekeleve yelkeni denirdi.
Kırlangıç:
İnce donanmadan ve çekdirilerin firkateden küçüğü idi. Kırlangıçlar muharebe ve karakol hizmetlerinde kullanılırlardı; bunların tüccar kırlangıcı denilen başka bir nev’i de vardı. Başbakanlık Bahriye defterleri arasında 6823 numara ve 1205 H. 1790 M. tarihli defterde (Kırlangıç-ı kebir-i nev icat) ismiyle yüz mevcutlu bir kırlangıç görülüyor. Kırlangıç’ta bir süvari ile iki reis, badbânî, ağa, hoca vekilharç ve muhtelif hizmetlere bakan yirmi beş zabit ve gediklisi vardı. Mürettebatıyla beraber mevcudu yüzü buluyordu.
Frikate:
Hafif donanma çekdirisi ve fragat’tan bozma olan firkate, on ilâ on yedi oturaklı idi; her küreğini ikişer, üçer kişi çekerdi; firkate ince donanma denilen sınıftan olup nehirlerde de kullanılırdı. On sekizinci asır başlarında Tuna nehrinde 5 büyük ve 28 küçük olarak otuz üç firkate vardı. Muharebe zamanında firkateler muharip olarak seksener levend alırlardı. Bir firkatede on sekizinci asır sonlarında bir reis, bir kılavuz, bir çavuş, bir marangoz, bir kalafatçı, bir topçubaşı ve altı sudegabo ki cem’an on iki nefer gedikli ile elli sekiz taşralı neferat vardı.
Çekdirilerin büyükleri de şunlardı:
Kalite:
Buna ecnebiler kalyota, galita, galyot derlerdi. Çekdiri nevinden olan kalite 19 ilâ 24 oturaklı bir gemi olup boyu 33 zira idi. Büyük donanmadan başka. Tuna donanmasında da on sekizinci asır başında on dokuz kalite vardı; bilhassa takip hizmetinde kullanılan kalitelerde harp zamanında iki yüz yirmi kadar cenkçi bulunurdu. Düşman takip ettiği için baş tarafında topu vardı.
Pergende (Birgende veya pergandi):
Ecnebi donanmalarındaki brigantin isimli gemiye bizce verilen ad. Pergende 18 veya 19 oturaklı olup boyu 33 ilâ 40 zirâ kadar olup, harp gemilerindendi, düşman kovaladığı için kalitaların baş taraflarında topları vardı.
Mavna:
Yirmi altı oturak yani çift kürekli ve iki katlı olup kadırgadan daha yüksek ve daha genişti; Boyu altmış beş zirâ idi; her küreğini yedişer kişi çekerdi; bütün tayfasıyla beraber mevcudu altı yüz kadardı; mavnada yirmi dört pare top ile otuz topçu vardı; bu geminin kıç irtifaı yirmi ve baş taraf yüksekliği on iki karıştı. Mavnanın manga denilen iki küreği arasında üçer neferden yüz elli cenkci ve üsdat topcu bulunurdu. Mavna gemisinde on altışar okka gülle atan iki karış topu ve altı kolonborna ve iki kıç üzerinde dümen evinde ve iki kıç omuzluğunda ve kürek aralarında kanad üzerine konan iki topla beraber yukarıda söylediğimiz gibi yirmi dört top vardı. Kürekçilerin adedi 364’dü. Her mavnada, bir reis kaptan dört dümenci ve bir odabaşı emrinde âlâtçı denilen kırk kişilik, yelken ve saire kullanan efrad vardı. Bir veya iki latin yelken kaldırırdı.
Gırab:
Uzun, başı sivri ve keskin olup kadırga tarzında ise de kadırganınki gibi yukarı kanadı ve kıç tarafında şahnişini yoktu; kürekler mazgal deliğinden geçirilmişti, güverte altından kürek çekiliyordu, direği kadırgaya benzerdi. Bunlar Basra körfeziyle Umman denizinde ve Dicle’de kullanılırlardı; Hindistan sahillerinde kullanılan bir nevi ticaret gemisine de Gırab ismi verilirdi. Muharebe gırablarının küpeşteleri gayet yüksek olup bu tarz, muharipleri düşman oklarından ve kurşunlarından muhafaza ederdi. Müverrih Âlî, Seydi Ali Reisin 961 h. 1554 m. tarihinde Portekizlilerle yaptığı muharebeyi anlatırken “on iki kıta gırab yani çekdiri kalite” diyerek gırabın çekdirilerin kalite kısmından olduğunu beyan etmektedir.
Kadırga:
Buna ecnebi donanmalarında gali ve galer de denilmektedir. Marsigli kadırgaları zakala ve bey kadırgaları namıyla iki sınıf göstermekte ve birincilerinin hükümet ve diğerlerinin deryabeyleri tarafından yapılıp idare edildiklerini beyan etmektedir, yelken devrine yani kalyonculuğun birinci safa geçtiği tarihe kadar Osmanlı donanmasının esasını kadırga tekneleri teşkil ederdi. Kadırgalar yirmi beş oturaklı olup sağ ve sol kürekleri adedi elli olmak icap ediyorsa da bu oturaklardan biri Tuhfetülkibar’ın kaydına göre (varak 69 b) ocak yeri yani matbah olduğundan kürek adedi kırk dokuzdu.
Kadırganın her küreğini dörder beşer kürekçi çekerdi. Kadırgalar gayet uzun ve ensiz ve hemen su ile beraber denecek kadar alçak ve hareketleri pek seriydi. Kadırgalar evvelce karpuz kıçlı değildi; fırtınaya dayandığı için on yedinci asırda bu biçimde yapılmışlardı. Osmanlı kadırgalarının boyu 165 ilâ 168 ve arzları 21 ilâ 22 kademdi; yani iki bodoslamanın arası elli beş ve elli altı zirâ tulunda idi. Kıç irtifaı on sekiz ve baş irtifaı on bir karıştı. Her kadırgada harita kullanmasını bilen ve pusuladan anlayan bir kaptan ile bir odabaşının emrinde biri odabaşı olarak tirinkete (trinkit İtalyanca olup geminin prova direğinin birinci sereni ve bu serene bağlanan yelken demektir. Kamus-ı bahrî ve Lehçe-i Osmani) kullanan yirmi âlâtcı ile iki dümenci, bir yelkencibaşı ve yelkencinin emrinde olarak gömi denilen iki vardiyan, iki dülger, iki kürek yapıcı ve iki kalafatçı ki cem’an otuz beş kadar gedikli gemicisi ve bunlardan başka yirmi dört oturakta dörder kişiden 196 kürekçisi ile yüz cenkçisi vardı ve kadırga mevcudu üç yüz otuz kişi idi.
On beşinci asır sonlarında bir kadırgada bir büyük top ile dört darbazen ve sekiz adet de prankı topu bulunuyordu. Kanun olarak her sene kırk kadar yapılacaktı; Koçi beyin yazdığına göre kırk kadırgaya sekiz bin kürekçi lâzımdı ki dört yedek ile beraber yukarıdaki kürekçi miktarını bulmaktadır.
Kalyonların taammümünden yani on sekizinci asır başlarından itibaren kadırgalar eski ehemmiyetlerini kaybetmiş ve tedricî surette vazifelerini kalyonlara devretmeye başlamışlardı. Bunun için III. Ahmed devrinden başlayarak, adetleri azaltılan kadırgalar Birinci Abdülhamid zamanında sona erdi ve yalnız kadırga nevinden olarak kaptan paşa baştardesi kaldı.
Baştarde:
Kadırga nevinden olan, orta ve yarım diye iki sınıf olarak gösterilen baştarde yirmi altı ilâ otuz altı oturak ve çift kürekli idi. Her küreğini beş ilâ yedi kat kürekçi çekerdi. Yirmi altı oturaklı olan yarım baştardenin boyu elli yedi zirâ olup kaptan paşa baştardesinin boyu ise yetmiş ve yetmiş iki arşın idi ve her küreğini yedişer kürekçi çekiyordu. Paşa baştardesinin mevcudu, yetmiş iki küreğinin her birini çeken yedi kişiden mürekkep beş yüz kürekçi, iki yüz on altı cenkçi ve sair gemici ve topçusuyla beraber sekiz yüz kadardı, denizcilikte mahareti olan bir de reisi vardı. Baştardeler on yedinci asırdan itibaren karpuz kıçlı olarak yapılıyordu.
Kürekçilerin arasında üçer cenkçi bulunurdu. Paşa baştardesinin kıç üzerinde üç feneri vardı. Toplarından üçü başta olup yan taraflarında da dört, beş kadar hafif topları vardı.
On sekizinci asır başlarına kadar gerek sulh ve gerek muharebe esnasında kaptan paşalar bunlardan paşa baştardesi denilen otuz altı oturaklısına binerlerdi; fakat kalyonların birinci safa geçmesine binaen 1113 rabi-ul-âhir (1701 Eylül) tarihinden itibaren kaptan paşaların harp zamanlarında boş kapudane denilen kalyona binmeleri, üç fener ve üç bayrak takmaları ve harpsiz zamanlarda yine baştardeye binmeleri kanun oldu. D’Ohsson, kaptan paşanın bayrağında padişahın tuğrası bulunduğunu yazmaktadır.
Baştarde-i hümâyun:
Orta ve kaptan paşa baştardesinden başka bazı pâdişahların yaptırdıkları hünkâr baştardesi denilen her şeyi yeşil boyalı olan bir baştarde daha vardı; Sarayburnu’nda Hasbahçe’de Kanunî Sultan Süleyman bir tersane yaptırıp orada kendisi için bir yeşil baştarde inşa ettirmişti; bunun oğlu II. Selim ile torunu III. Murad da gaza niyetine aynı tersanede birer baştarde yaptırmışlardı: Boğaz gezintilerinde II. Selim, Kılıç Ali Paşanın ve III. Murad, kaptan-ı derya İbrahim Paşanın ve III. Mehmed, kaptan Halil Paşanın baştardesine binmişlerdi. Üçüncü Mehmet de ceddi Kanunî Sultan Süleyman gibi Hasbahçe tersanesinde Hünkâr baştardesi de denilen bir baştarde-i humâyun yaptırmış ve bu baştardeye kaptanı derya olan Çaala zade Sinan Paşa tarafından üç fener takılmış ve Padişah Boğazı gezmişti. Bu gezintide kanun üzere baştardenin dümenini tersane kethüdası tutmuş ve kaptan paşa ak elbise ile hizmette bulunmuştu. Pâdişah baştardeleri de kaptan paşa baştardeleri gibi üç fenerli olup yalnız geminin rengi yani teknesi, ile kürekleri yelken ve direkleri yeşil boyalı idi. bunun sancağı da yeşil renkte idi. Bir vezir donanma ile sefere serdar olsa bu padişâh baştardesine biner ve direğine de kendi bayrağını çekerdi. Pâdişah baştardesi de karpuz kıçlı olurdu. Bu baştardenin seren direğinin ucuna demirden, altın yaldızlı bir kısım ilâve edilmekte ve buraya pikel (jiruet) ile ufak bir fener konulmaktadır. Hünkâr baştardesinin reisinin vardiyan başı olması kanundu. Padişah baştardelerinden yalnız bir tanesi, Avcı Sultan Mehmed’e ait olanı Deniz müzesinde mevcuttur.
***
Tuhfat-ül-kibar’ın kaydına göre (Müteferrika tab’ı, varak 69 b) kürek ve yelkenli olarak esas donanma büyük gemilerinden kanun üzere bulunması iktiza eden kırk kadırga ile altı mavnada ki donanma askerinin 16400 nefer olması iktiza ederdi; bunun on bin beş yüzü kürekçi ve beş bin üç yüzü de cenkçi askerdi; yirmi bey gemisinde de yüzer cenkçi bulunurdu.
Yine aynı eserdeki kayda göre (varak 71) gemiler iğneden ipliğe kadar bütün levazımatı Tersane mahzeninden alırlardı; her gemi kaptanına kumanya akçesi olarak (on yedinci asırda) on beşer bin akçe verilir ve peksimetleri de temin olunurdu. Her kadırgada adam başına bir su varili ve her gemici ve kürekçiye günde yarım okka peksimet hükümet tarafından verilirdi. Bu peksimet kaptan paşa gemisinde cenkçi askerlere de verilirse de diğer gemilerde onlar yiyeceklerini kendileri tedarik ederlerdi.