Ayvansaray’da tekne inşası

Şubat 11, 2017
Kültür Eserleri > > Ayvansaray’da tekne inşası

Gelelim nihayet ülkemizde üretilen ahşap teknelere.

50’li yıllara kadar İstanbul’da, Perşembepazarı’ndan Atatürk (Unkapanı) köprüsüne kadar uzanan deniz kıyısı bölge, “Kalafat yeri” olarak anılırdı. Burada muvunasından irili ufaklı her türlü tekne, kimi sahile çekilip hafif tamiratın yapılmasının yanı sıra, kalafat edilirdi. İşbu “kalafatçı” sözcüğü, teknelerin sızdırmazlığını sağlayan sınaatçilerden, tekne inşa edenlere kadar, herkesi kaplıyor. Bu tarihlerde Ayvansaray, İstanbul’un “tersanesi” idi. Sonradan gemi bozmacılarının yeri olmuştu. 90’lı yılların başlarında Ayvansaray’da kalan tek kalafatçı, Özer Şentürk olmuş. Kendisi, o yıllarda 49 yaşında imiş ama geçmişi, 120 yıl öncesine dayanıyormuş. Dedesinin dedesi, 1870’de Balıkesir’den Ayvansaray’a gelmiş ve sur dibindeki bu küçük atölyede kalafatçılığa başlamış. Daha sonra dedesi, babası ve bir gün kendisi ve şimdi 27’lerinde olan oğlu Cihan Şentürk mesleği sürdürüyorlar.

Dokuz yaşında mesleğe atılan Özer Şentürk, “Karadeniz’de, Bodrum’da yapılan tekneler Ayvansaray işine benzemez. Ustalık ve model farkı vardır. Ben bir tekneyi gördüğüm zaman Ayvansaray ustasının elinin değip değmediğini anlarım” diyor. Antalya’dan, Ordu’dan müşterilerinin bu küçük atölyeyi tercih etmelerinin sebebini de şöyle izah ediyor Şentürk: “Ben kaburgalara dışbudak veya kestane ağacı kullanıyorum, dayanıklı olsun diye. Küpeşteleri meşeden yaparım. Bu dışbudak denilen beyaz renkli, damarlı bir ağaçtır. Denize, güneşe dayanıklıdır. Sadece Trakya’da Demirköy’den gelir. Meselâ ben Antalya’da gördüm, küpeşteye çam vuruyorlar. Çam dayanıksızdır; güneşe, rütûbete dayanmaz…” (Resim 74)[1].



[1] Harun Karakuş . – Ayvansaray’ın son kalafatçısı, in (Cumhuriyet) DERGİ 285.