Atatürk Barajını Kendimiz Yapabiliriz

Kültür Eserleri > Düşündüklerim Yazdıklarım > Atatürk Barajını Kendimiz Yapabiliriz

Atatürk Baraji Nı Kendimiz Yapabiliriz

Cumhuriyet, 11.01.1984

 

Atatürk Barajı’nın tüm teçhizatını yerli emekle yapabilecek güçtedir ülkemiz. Bunun için yeterli teknik birikimi vardır. Ama, ya işin “geri”sini idare edenlerde?…

 

Atatürk Barajı’nın elektro-mekanik donatımında Türk malzeme ve emeğiyle yapılabileceği kanısındayız. Atatürk adına yakışır biçimde, onun her şeyi emanet ettiği kuşakların kaçınılmaz bir görevidir bu ve yeterli teknik birikim vardır.

 

Kasım 83’te Ekonomik ve Sosyal Etütler Konferans Heyeti’nin düzenlediği “Enerji” panelinde konuşan TEK Genel Müdürü Sayın Kâmil Toktaş aynen şunları söyledi:

 

“Bir elektrik santralında elektro-mekanik teçhizatın imalat projelerinin hazırlanmasında, mühendislik hizmetlerinin sağlanmasında önemli aşamalardan geçilmektedir. Bazı mühendislik hizmetlerinin dışarıdan ithali gerekmektedir. Elektro-mekanik teçhizatın imalat projeleri hazırlattırıldığı takdirde, elektro-mekanik teçhizatın %95’inin ülkemizde imalâtı imkân dâhilindedir. Türkiye’deki sanayi kapasitesi buna müsaittir. Nitekim kurumumuzun iştiraki ile kurulan TEMSAN Şirketi, elektro-mekanik teçhizatın imali için gereken alt yapı tesislerini kurmuş, Tercan hidroelektrik-santralını anahtar teslimi olarak yapmak üzere DSİ ile sözleşme imzalamıştır. Kaldı ki, başta Şeker Şirketi ve üniversitelerimizin araştırma bölümleri olmak üzere 30 kadar resmi veya özel kuruluş bu çeşit imalat üzerinde çalışmaktadır. Bugün artık yurdumuzda her bir ünitesi 100 Megawat (100.000 Kilawat) kadar olan bir hidroelektrik santralının… tüm proje maliyetinin yaklaşık olarak % 90’ının iç harcamalarla karşılanması mümkündür. Hirfalı santralının 32.000 kw’lik IV No.lu ünitesi türbin, jeneratör, regülatör ve diğer tüm aksamı TEK’in koordinatörlüğünde Türkiye’de imal edilmiş olup 4 aydan beri aksaksız çalışmaktadır.”

 

BİRİKİMİMİZ YETERLİDİR

 

Sayın Toktaş’ın gönülden katıldığımız bu görüşü doğrultusunda, boyutlarından hiç korkmadan, Atatürk Barajı’nın elektro-mekanik teçhizatının da Türk malzeme ve emeği ile yapılabileceği kanısındayız. Bunun böyle olması gerekir. Atatürk adına yakışır şekilde, onun her şeyi emanet ettiği kuşakların bir kaçınılmaz görevi olarak.

 

Gerçekten bunun Türkiye’mizde yabana atılmayacak bir endüstriyel potansiyel, büyük boyutlara varan beyin gücüne karşın yeterli bilimsel düzeyde bir kadro gelişmiştir. Bu kadro bu işi çeşitli eğitim gruplarında okutmaktadır. Ancak yeni projenin boyutları, model laboratuarlarımızın yetersizliği nedeniyle, bir yabancı işbirliğini gerektirebilir ki bu da, parası ödenerek her zaman sağlanabilir.

 

NASIL GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ

 

Gelelim şimdi bunun somut olarak nasıl gerçekleştirileceğine.

 

Elektro-mekanik teçhizat parça parça, TEK’in eşgüdümcülüğü (koordinatörlüğü) altında, çeşitli resmi ve özel kuruluşlarda imal edilir. Bu kuruluşların makine parkları bu parçaları yapmaya elverişlidir. Her kaliteden çelik de yine bu kuruluşlarca sağlanabilir. Bu parçalar, birleştirilmek üzere baraj yerine gönderilir ve orada birleştirilir.

 

Böylece birleşmiş türbin v.s. sonuçlanma yerinde işleyebilmek için bir büyük karusel dik torna dışarıdan satın alınır ve bu da parça parça getirilerek yine baraj sahasında monte edilir. Böylece de bitmiş türbojeneratör grupları ve öbür teçhizatı taşımak için özel yol, köprü, tünel gibi yardımcı işlerden büyük ölçüde tasarruf edilir. İşin sonunda da büyük karüsel dik torna kâr kalır ve yeni yapılacak bir baraj alanına taşınır…

 

Buna mümessil-komisyoncu takımının ne diyeceğini tabii bilemeyiz.

 

Atatürk barajının ülkece kalkınmamızda büyük pay sahibi olacağı kuşkusuzdur. O zaman akla bir soru daha geliyor: Neden dizel motorları ve aktarma organlarının yapımı gerçekleşmişken bu baraj vesilesiyle inşaat makinelerinin yapımı kamçılanmaz? Buna girişmek için özel teşebbüs ne bekler? Yıllardır Eskişehir DDY fabrikaları dizel lokomotifi yapımını gerçekleştirmişken bu fabrikaları atıl bırakıp bu lokomotifleri ithal etmek liberalizm gereği midir? Yoksa işe yine mümessil-komisyoncu takımı mı karışıyor?

 

ÜRETİM OLMADAN

 

Gazetelerden izlediğimiz işsizliği ve enflasyonu aşağı çekme, dışsatımı artırma programlarına gelince: Bu, kanımızca ancak ciddi bir üretim artışıyla mümkündür. Üretim artmadan dışsatım nasıl artar, işsizlik nasıl önlenir?

 

İktisat biliminin bir temel verisi, bir toplumun üretim potansiyelinin göstergesinin çelik üretimi olduğu merkezindedir. Yani çelik üretimi artmadıkça o toplumda bir genel üretim artışından söz edilemez. Edilirse ciddi olmaz. Çelik, sanayinin temeli; her şey, tarım, kimya, dokuma da sanayinin birer dalıdır ve sanayiden soyutlanamaz. Metalürji, genel olarak, üretim faaliyeti için gerekli “altyapı” durumundadır. Taşıma suyla değirmen döndürülemeyeceği gibi ithal çeliğiyle saban yapılmaz.

 

Türkiye’nin çelik üretimi yıllar yılı iki milyon tondan bir türlü yukarı çıkamamaktadır. Buna karşılık gazeteler ithal malı saç ve saire ilanıyla doludur, bazı kuruluşlarımız, imalatları için yerli filmaşin sağlamakta aciz kalmışken… Güney Kore modeline ağzımızın suyu akarak bakıyoruz ama kimse bu ülkenin nüfusuna göre ne kadar çelik ürettiğini sormuyor. İleri düzeydeki dışsatımın temelini gören yok.

 

Sadece Güney Kore’yi gezmeye giden heyet üyelerinin bazı demir-çelik bütünleyici (entegre) tesislerine hayran kaldıklarını yazmakla yetindi gazetelerimiz. Sözde (psödo) burjuvazimiz de, örneğin 500.000 tonluk bir soğuk çekme saç haddehanesinin gereksizliğini, rantabl olamayacağını, bin dereden su getirerek, savunmaktadır. Bu tür endüstri, onun yapısal çapını aşmaktadır…

 

Bu birtakım açık gerçeklerin bilinmemesi mümkün olmadığına göre neden çelik üretimimiz artmaz? Neden çeşitli parti vaatleri ve hükümet programlarında ilk ağızda 5 milyon ton çeliğin hedef alındığı ilan edilmez? Ve rakıya yapılan zam gibi neden ivedi çelik üretiminin arttırılması için önleme başvurulmaz? Oysa elektrik mühendisliği, kıyısından köşesinden, metalürjiye dayanır…

 

Galiba bu işlere yetecek akıl gücüne, yapma ve yaptırma gücüne ulaşamıyoruz bir türlü. Ama piyasa palavrasına herkesin aklı eriyor.