Ahşap teknelerin inşasında kullanılan âletler

Şubat 11, 2017
Kültür Eserleri > THKK 6 - Ulaştırma, İletişim, Mübadele, Ölçü Ve Metalürji Teknikleri > Ahşap teknelerin inşasında kullanılan âletler

Ahşap teknelerin inşasında kullanılan âletler

Ahşap teknelerin inşası için kullanılan takım ve avadanlıklar, basit el âletlerine inhisar eder.

Şekil 2. – El hizarı

Bunlardan ilk olarak Şekil 2 ile Resim 88’de görülen el hizarını ele alalım. Testere bıçağı kendi ekseni üzerinde dönebildiğinden yerine göre hızar yandan da çalışabilir. Arkadaki ince halatı burmak suretiyle bıçak gerilir ve başlarındaki kelebek vida ile istenilen vaziyette tespit edilir. Kütük, yaklaşık iki metre yüksekliğinde, yer değiştirebilir iki müstakil ayaktan oluşan bir sehpa üzerine oturtulur. Hizar, ayakların hizasına vardığında, bunlara yer değiştirtmek suretiyle çalışmaya devam edilir. Kesilecek kalasların kalınlığı cırpı ile çizilir. Biri sehpanın üstünde, diğeri yerde iki hizarcı uçtan kesmeye başlar. Hizar kütüğe biraz girdiğinde, kesilen yere bir kama çakılır. Böylece hem sürtünme azaldığından hizarcıların işi kolaylaşır, hem de kütükten kesilen kalasın ağzı ayrılmakla hizar araya rahatça girebilir.

Omurga ve kaburgalar yerlerini aldıktan sonra bu kalaslar, üzerlerine yatırılarak çivilenir ve Şekil 3’te görülen ve yandan çalışan bir keser – balta ile tam gerekli profile traş edilir. Bunu, o mahallin meleke sahibi ustası, hiçbir şablona gerek görmeden, mükemmelen ve büyük bir hızla yapar. Bu keser – balta, “sağ” ve “sol” olmak üzere iki tiptedir.

Şekil 3. – Keser – balta

Güverte genelde lamba – zıvana’lı tahtalarla teşkil edilir (Şekil 4). Lamba, İtalyanca “kenar, ağız (bıcak)”, lembus da Latince “büyük ve az su çeken sandal (şalupe, varka) karşılığındadır ( bu sonuncu sözcüklerden ilki İspanyolca chalupa, diğeri de Lâtince barca’dan gelir). Zıvana ise Farisî kökenli bir sözcük oluyor. Birisi, hiddetten dağıttığında, “zıvanadan çıktı” deniyor.

Şekil 4. – “Lamba – zıvana”lı geçme sistemi

Yunanca kökenli armuz, gemilerde güverte ve borda kaplama tahtalarının yan yana gelmeleri sonucu oluşturdukları çizgi oluyor (TS). Buralar, genellikle kalafatlanıyor. Bu da, hatırladığımıza göre, araya kıtık sokup üstüne boydan boya zift dökmekle oluyordu.

Balıkçı kayıkları ve taka ambarlarında birikmiş suyu boşaltmak için de, yanda mail bir akıtma borusu bulunan taşınabilir bir boru kullanılır (Şekil 5). Bir sopanın ucuna da, boru iç çapında bir bez sarılır. Bu, emme pistonu vazifesini görür. Sistem, suyun bulunduğu kısma götürülür ve sopa aşağı yukarı sürülerek suyun yandaki borudan dışarı akması sağlanır.

Şekil 5. – Su boşaltma pompası

Gemiler, XIX. yy.ın ikinci yarısının icadı kıçtan uskurla tahrik sisteminin uygulanmasından önce, yanlarda türbin pervaneleri gibi çarklarla yürütülüyordu. Bu sisteme göre, çalışan gemiler bizde 50’li yılların sonuna kadar hizmet verdiler (Resim 87). Adalar’a da işleyen bu tür vapurlara da çok binmiştik.

Bunlara, “yandan çarklılar” deniyordu ki bu tabir her tarafta kahvehanelerde devam ediyor: Kahveyi “gıtlama” içenler için “sade olarak pişen kahve fincanının yanına konan kesme şekerler kahveye “yandan çarklı” deniyor.

Sandalları ve hattâ ağır mavnaları tahrik eden küreklerin, işbu küreğin boyu ile orantılı karşı ağırlığı (kontrpuası), bugünkü Avrupa muadillerinden farklılığını temsil ediyor. Bunlar da, hafif kavisli ve iki tarafında sapı bulunan bir bıçakla yontularak meydana getirilir. Kürekçi ustası, iki tarafından tuttuğu bıçağı kendine doğru çekerek ayacı yontar. Bunda o denli meleke sahibi olmuştu ki her iki kürek, birbirinden ayırdedilemeyecek şekil ve ağırlıkta olurdu.

50’li yıllara kadar, İstanbul’da Perşembepazarı’ndan Unkapanı – Atatürk köprüsüne kadar uzanan sahil alana “Kalafat yeri” denirdi ve burada, gemi kalafatçılarının dışında çeşitli hirfetlerin icra edildiği (yemeniciler…) sokaklar vardı. Bunların arasında da “Kürekçiler sokağı”… Bu anlattıklarımızı orada görmüştük.

Dönüyoruz kara nakliyatına.