Bir Özel Durum Geophagy

Kültür Eserleri > THKK 1 - Giriş, Beslenme Teknikleri > Bir Özel Durum Geophagy

Bir Özel Durum Geophagy

Sivas dolaylarından gelmiş yaşlıca bir kadının ara sıra bahçeden toprak alıp yediğini görmüş (1940) ve köyünde bu âdetin çok yaygın olduğunu dinlemiştik. Gazetelerimizde de, sonunda hastanelik olmuş bu gibi “tiryaki”lere dair haberlere ara sıra rastlanmaktadır. “Bununla zaman zaman… İran ve Hindistan’da karşılaşılır. Bu davranış, vücutta madeni tuz eksikliği ile izah edilmeye çalışılmışsa da bu topraklar tahlil edilmediklerinden, etki dereceleri oldukça müphem kalmıştır…”.[1] İran’da bilhassa hamile kadınların toprak yemeye düşkün oldukları kaydedilmiştir: “Jel-e armenî,[2] Zencan’da çıkan Jel-e Dağıstanî,[3] orawisite, madenî beozard, odun kömürü; kömür havzalarının karakteristiği olan fosil ağaçlı topraklar ve çiğ pirinç, aş erenlerin bilhassa aradıkları topraklardır. İbn Hawgal’in Nişapur’dan gelen Jel-e armenî’den aynı yolda bahsetmesi, bu âdetin hayli eski olduğuna delâlet eder. Keza Horasan’da çıkan Jel-e Horasanî veya jel-e sefîd namıyla bilinen beyaz toprak, kızdırılmış olarak yenilir. Ve yine jel-e sasuî (baş yıkama toprağı), attarlardan alınarak aynı şekilde tüketilir. Bu düşkünlüğün kadınlarda doğumdan sonra da devam ettiği ve bu “kırmızımtırak, hafif tatlı ve ekşice” kil nevinin erkeklerin sıhhati üzerinde de hayli tahribatı mucip olduğu kaydedilmiştir.”[4]

Ortaçağda Moğolların da kısrak sütüne bazen toprak karıştırıp içtiklerine Avrupalı seyyahlar işaret etmişlerdir.[5]

“Ağza girenler” bahsini, hazım veya teneffüs yolları ile sindirilmeyip bir ağız zevki olarak (ve ne dereceye kadar diş etlerine ve hazma yardımcı olduğu konusuna değinmeden) mütalâa edeceğimiz “chewinggum”larla bitireceğiz. Bunların fabrikası yoktur: sakız (gemeç – Ks, Ank), yabani ot köklerinden elde edilir. Geme-gemeç, Orta ve Batı Anadolu’da diş ve çene ile ilgili bir sözcük manzumesi teşkil ederler… Ata hâkim olmak için ağzına takılan gem ( χημòϛ ’dan – BTL) dahi aynı manzumeye dâhildir.

Sakız veren bitkiler çoğunlukla “akmak, akıtmak, kesmek, kanatmak” mastarlarından esinlenerek adlandırılmışlardır. Nitekim kanatmak sakız elde etmek için sakız otunun kökünü bıçakla çizerek süt çıkarmaktır (Nğ). Agganak, yaprağı tüylü, kesilen yerinden akan sütten sakız yapılan bir bitki (İç); akanak sakız elde edilen bir kök (Avşar aşireti – Ky); akıtma, bir ottan toplanan süt sakızı (Brd); akmandır, sütünden sakız yapılan ot, sakızlık (Dz); kanak-kanaak-kanatma-kannık, sakızotu, kenger (Isp, Ky, Nğ, İç, Af, Ağ, Sv); karavlık-karavluk, kökünden sakız elde edilen bir ot (Nğ); karavruk sakızı, bir bitkinin kökünden çıkan sakız (Isp); İletir sakızı, kökünden sakız çıkarılan bir yabani ot (Isp); kesmekanak, kökünden sakız çıkarılan bir bitki (İç).

“Sakız”, Farisi “segiz-sekiz” muharrefi olup bunun Rumcası μαστíχη’dır. Bu mastika adı, özellikle Sakız adasında yapılan sakız rakısına alem olmuştur.

Zâhit sakız şarabını pinhan çeküp demiş

Bigâne içmesün bu sudan kim Sakız’lıdır.” (Nedim)

Sakız lafzı ile zamk, reçine ve neftlerden bahsetmiyoruz. Bizim buradaki sakız beyazdır, “sakız gibi beyaz”. Ondan tatlı bile yapılır: leuk, lohuk. “Lâk”, Arapça sakız, sakız çiğnemek manasınadır.

Beyazlığı bilmecesinde bile yansımış: “kardan beyaz, şekerden tatlı; kadınlar bilir tadını, erkekler bilir adını”[6].

Evliya Çelebi (XVII. yy.), Bolu’nun Gerede ilçesindeki “dik başlı, serkeş” kişilerin dil ve lehçelerinden örnekler veriyor. Biz bunlardan konumuzla ilgili olanlarının toplu halde sıralamasını, buraya kadarki söylediklerimizin ışığı altında bir etno-linguistik araştırmaya konu teşkil edebilir mülâhazası ile faydalı bulduk:

azık = ekmek sepüker = turp
taha(n) = buğday çakıl-makıl = kalye, boranı
cabar = arı sarığı burma = baklava
saplıca = kiraz boduk = ağaç bardak
karış katış = aşure tülüce yumru = şeftali
çaluk = tutmaç donbak = kestane
döngel = muşmula kakaç = pastırma
kekremsi = şarap yıgma tepe = pilav
ballı darı = incir sarı aş = zerde
kelem = lahana sıkı = bulgur
kızılağaç-     havayı zırlık = börek
yersapı- pürçüklü  

=

havuç yalap = balık[7]
hanza   kereviz      

Dipnotlar:

[1]                A. Leroi-Gourhan. — Milieu et Techniques, sah. 187.

[2]                Eczacılıkta kullanılan kırmızı ve yağlı bir kil.

[3]                Dağıstan kili, bir nevi alümin silikat.

[4]                H. Massé. — Croyances et Coutumes Persanes, Paris 1938, I, sah. 32.

[5]                B. Spuler. — İran Moğolları, sah. 481.

[6]                S. Nüzhet ve M. Ferid. — op. cit.

[7]                Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nden Seçmeler (Haz. N. Atsız), I, İstanbul 1971, sah. 214-217.