Kültür Eserleri > THKK 2/A - Tarım, Hayvancılık, Meteoroloji > 60. Bölüm

Sümer Tanrısı Dumuzi ve Akad Tanrısı Temmuzun ölümü ile ilgili temsili festivaller *

Ve de Sular’ın tanrısı Apsu. Onun “enmuzec-ı evvel’lerin mihrabında, kaderler hücresinde” eşi Damkina, Marduk’u dünyaya getirmişti.

Kosmogonik kaside Enuma enlish, Gilgameş destanı ile birlikte Akad dininin en önemli yapıtı oluyor. Marduk’u ululamak için dünyanın kökenlerinden söz ediyor. O, tapınakta, Yeni Yıl bayramının dördüncü günü okunuyor. Sümer dilinde zagmuk (“yılın başı”), Akadça da akitu adını alan bu bayram, Nisan ayının ilk on iki günü içinde kutlanırdı ve çok yaygın bir mitolojik-ritüel senaryonun, bilhassa kozmogoninin tekrarı olarak telakki edilen Yeni Yıl bayramının Mezopotamya karşılığını temsil ederdi. Kozmos’un devri olarak ihyasının geleneksel toplumların büyük ümidini teşkil etmesi itibariyle bu Yeni Yıl bayramlarına sıkça değineceğiz.

Akitu’nun birçok bölümüne, sadece Yakın-Doğu’yu zikretmiş olmak için, Mısır’da, Hitit’lerde, Ugarit’te, İran’da rastlanır. Meselâ, senenin son günleri içinde ritüel olarak sahnelenen “kaos”, Saturnalia tipi orgiastic, aşırılıklar her türlü sosyal nizamın altüst edilmesi, ışıkların söndürülmesi ve maskelerle temsil edilen ölülerin dönüşü ile ifade edilirdi.

Bu senaryonun başrolünü kral üzerine almıştı. Tanrı Dumuzi’yi temsil eden Sümer kralının tanrıça İnanna ile kutsî izdivacı (hieros gamos), Yeni Yıl bayramında vaki olurdu. Krallık da gökten inmiş olarak bilinirdi; kökeni ilâhî idi. Kral, zürriyetinin dünyevî mahiyetini kabul etmekle birlikte kendini “tanrı oğlu” olarak görürdü. Metinler, kralın ilâhların hariminde, içinde Hayat Ağacı ve Hayat Suyu’nun bulunduğu bahçede yaşamış olduğunu bildirirler.[1]

Dumuzi’nin Akad’da karşılığı olan Tammuz’un Cehennemler’e inişine Tammuz ayının 18’inde (Haziran-Temmuz), genç tanrının altı ay sonra “tekrar çıkacağı” biline biline ritüel olarak ağlanır, feryad ü figan edilirdi.

Mezopotamya fikir, inanış ve teknikleri batı Akdeniz’den Hindistan’a, Asya ortalarına kadar cevelan ederdi.

Hüseyin ile ilgili yas törenlerinde Temmuzun izlerinin bulunması *

Nitekim “hiçbir azizin, cenazesinin yeniden temsili suretiyle anılmadığı İslâm’da benzeri bulunmayan bu ritüelin (Hüseyin’in ölümünün Şiî’lerce tesidi) daha eski bir kültürün rituslarını içerdiği belirtilmiştir. Alayın tertip ve sembolizmine ait birçok ayrıntı, ayinin Adonis-Tammuz festivaliyle genel benzerliğini teyit eder. Bu tanrının yazın yaklaşmasında şedit şekilde ölümü, acımasız bir güneşin kavurucu ışınları altında doğanın üretici gücünün düşmesini simgeleyip bunu, yedi gün süren bir matem tutma, ağlama devresi izlerdi… Hüseyin festivalinin İran’da değil de Mezopotamya’da başlamış olması, burada, bilebildiğimiz kadarıyla, Muharrem’in On’u ayininin “vakarlı ve gösterişli feryad ve figan” ile 962’de tesit edilmiş olması onun, bundan iki yüzyıl sonrasına kadar münferit hayatiyet gösteren değişik görünümlü Adonis geleneğinin yer aldığı mahallerde vaki olduğunu gösterir. Tarihçi İbn el-Esir (ölm. 1234), 1064’de “Armeniyye’den Khuzistan’a kadar, ölmüş Cin Kralı’nın matemini tutmayanın tümden mahvolacağına dair esrarengiz bir tehdidin yayıldığını” tespit etmiş. 1204’de bu aynı yazar Musul ve Irak’ı bir salgının kasıp kavurduğunu, “Umm ‘Unqûd, yani Üzüm Kümesi’nin anası tesmiye edilen, Cin’lerden bir kadının oğlunu kaybettiğini, onun matemini tutmayan herkimin bu salgının kurbanı olacağının yayıldığını” anlatıyor. Her ne kadar Muharem’in On’u ayini Şiî dünyasına münhasır kalmışsa da Hüseyin’in tazizi Sünnî âleme de sıçramıştır…”[2] Bu mülâhazalar, I. Méikoff’un Anadolu Alevî’lerinin “Cem bayramları” vesilesiyle söylediklerini teyit eder mahiyettedir.

Mısırda Firavun’un tanrısallığı ve Mısır uygarlığına etkisi *

Mısır’da ülke Firavun’un, yani tanrıyı tecessüm ettirmiş kişinin mümessilleri tarafından idare edilen bir köylü toplumundan ibaretti. Fakat Mısır uygarlığının dokusuna baştan beri şekil veren, din ve özellikle Firavun’un tanrısallığı dogması olmuştur. Geleneğe göre ülkenin birleştirilmesi ve devletin kurulması Menes adıyla bilinen ilk hükümdarın eseridir. Güneyden gelen Menes, birleşmiş ülkenin başkenti olarak Kahire yakınındaki Memphis’i inşa etmiş ve orada ilk defa olarak taç giyme törenini icra etmiş. Bundan böyle üç bin yıl süreyle Firavun’lar hep Memphis’te taç giyeceklerdir, Menes’in yaptırmış olduğu merasimi tekrar ederek. Böylece aslî hadise içinde mevcut yaratıcı membaın yenilenmesi sağlanmış olacaktır.

Birleştirilmiş bir Devlet’in kurulması bir kozmogoniye muadildir. Mücessem tanrı Firavun yeni bir dünya, Neolithik yerleşmelerden namütenahi daha muğlâk ve üstün bir uygarlık tesis etmişti. Esas olan bir İlâhî örneğe göre meydana getirilmiş bu eserin daimiliğini sağlamak, yani başka deyimle, bu yeni dünyanın temellerini sarsabilecek buhranlardan kaçınmaktı. Bu yolda da Firavun’un ilâhî tabiatı en mükemmel teminattı: kozmik ve sosyal nizam teminat altındaydı.

Ama sonraları, M.Ö. 2500’lerden itibaren, Mısır medeniyeti bir “hareketsizlik” içine gömüldü, onun bir nevi ana niteliği haline gelen bu haletin kökeni dinî olup ruhanî şekillerin değişmezliği, zamanların fecrinde yapılmış hareketlerin tekrarı, kozmik nizamı bir ilâhî eser olarak telakki etmiş ve her değişmeyi kaos’a geri gidiş olarak gören bir ilâhiyatın sonucudur. Bu “hareketsizlik” kozmolojik, dinî, ahlâkî, içtimaî yönlerden mükemmel sayılan ilk yaratılışı bozulmadan aynın muhafazaya matuftu[3]

Mısır’da en çok tutulan büyük Min bayramı başlarda hasat bayramıydı; kral, kraliçe ve bir de beyaz boğa törene iştirak ederdi. Kral bir tutam başak kesip onu boğaya takdim ederdi, ilerde daha yakından ele alacağımız boğaya.

“Daire halinde raks”, her tarafta, Eleusis ve Mısır’da… karşılaştığımız başak, bizi daha şimdiden “harmandalı”na yaklaştırdı!…

Çatal Hüyük’te bulduğumuz “sanat”, yüksek düzeyde idrakin başlangıcını ifade eder. Mümbitlik temalarının bu ilk sanat hareketlerinde sair bütün fikirlere takaddüm etmesi, cinsiyet sembollerinin sistemli şekilde meydana getirilmesi, hayatın bu veçhesine atfedilen büyük önem dışında mümbitlikle doğrudan ilişkili bazı kült ya da ritüel davranışın ortaya çıktığını gösterir. Dans, hiç şüphesiz, münbitlik kültlerinden yaşayan artıklar olarak büyük sanat âleminde yerini korumaktadır.[4]

 

[1]              M.Eliade – Histoire I, s.69-88.

[2]              G. E. von Grunebaum.- Mohammadan festivals, s. 88.

[3]              M. Eliade.- op. cit., s. 97-8.

[4]              D. Collins.- Prehistoric art, in Discovery XXVI/5, May 1965.

( * ) Site yönetimi tarafından eklenen başlık, bağlantı ve içerikler – bu içerikler kitabın orjinalinde yoktur okuma kolaylığı için site yönetimi tarafından eklenmiştir.