“The Oxford English-Arabic Dictionary”, “intuition” karşılığında “hads badiha, basiret-i fıtriya”; “intuitive” karşılığında da “hadsî, badahî, (marifet-i) bi’l fıtra” tabirlerini veriyor. Biz bunlardan birincilerini kullanacağız, felsefe ve günlük yaşamda çok değişik ve hattâ bazen birbirlerine zıt manalarda geçen terim olarak. Bu manaların temellerinde yatan felsefî telâkkilerin münakaşasıyla ancak karışıklıktan kurtulunabilir. Terimin manasındaki sabit unsur doğruca ya da vasıtasız kavrayışınkidir. Güçlük ve ayrılıklar, gerçekten doğruca kavrananın bu şekilde kavranmak üzere sadece belirenden farklı olarak, ne-olduğu sorunu üzerindeki çeşitli görüşlerden çıkıyor. Üzerinde herkesin muhtemelen ittifak edeceği nokta terimin, doğruca değil, dolaylı bir kavrayış şekli olan bütün istidlâl, bu yoldaki bütün muhakemeleri içermemesidir. Bunun dışındaki görüşler haylice tehalüf etmektedir. Bazıları hads namı altında hem bir renkli lekenin görülmesi gibi duygu (hâsse) hadsini (veya idrakini), hem de “aynı şeye eşit olan şeyler birbirlerine eşit olurlar” savını anlamak gibi kavrama ait, yani zihnî hadsi toplar. Kimi de terimi duygu hadsine münhasır kılıp bundan her türlü zihnî ve kavrama ait unsurları hariç tutar. Daha başkaları da terimi adî duygu-idrak ya da adi zihnî hadsle zor kıyaslanabilecek bir süreci ifade etmek üzere kullanıyor ve bunu sadece bazı mistikler değil, bazı feylosoflar da yapıyor. Günlük hayatta ise, bundan başka, terim çoğu kez tebriye edilemeyecek ya da haklı çıkarılamayacak inanç veya önyargıları kapsamak üzere kullanılır. Her ne kadar hadslar tebriyeyi gerektirmezlerse de her teminatsız fikri, ilham dememiş olmak için, hads gibi görmek bariz hata olur.
Spinoza bilgi ya da vukufun üç ana derecesini tefrik eder. Bunun en altta olanı sadece tecrübî (empirical) olanı olup duygu-idrak’in üstüne çıkmaz; bundan sonraki yüksek kademe ilmi bilgi denebilecek olanı, yani müşahede edilen hadise üzerinde ihtimamlı muhakeme ile elde edileni olup bu kademede bilgi artık sadece birbirinden az çok tecrit edilmiş şahıslara münhasır değildir ve bunları irtibatlandıran ve bunlara belli bir nizam veren kanunları da içerir. En yüksek kademede insanoğlunun bilgisi bütün evrenin bir tek birbirine bağlı, kendine tabi sistem, tam bir model, söz gelişi ikinci kademede keşfedilen kanunların mütemadi fakat münferit yanları şeklinde anlayışına yükselir. İşte bu en yüksek bilgi kademesine Spinoza “hadsi bilgi” (scienta intuitiva) adını veriyor. Bu, tecrübî ve ilmi bilginin üstüne yükselir fakat onlardan doğar. Bu bilgiler onda şahikasına varır. Ünlü feylesof “hadsi bilgi”yi zihni ve ruhî gayretin hedefi olarak ortaya korken ne duygu-idrak’i, ne de adî kavrama ait faaliyeti takbih ediyor.
Bergson felsefesinde ise durum oldukça farklı görünüyor. Onun hads üzerindeki ısrarı fehm ya da zekâya, bu sonuncusunun en olgun meyvesi olan ilme açılan aşırı kredi gibi gördüğü şeylere karşı bir kesin itirazdır. Bergson’un hads iddiası, son yıllarda insan yaşamında zekânın mukabili olarak sevk-i tabiinin oynadığı rolün gittikçe artan şekilde kabul edilmesinin bir veçhesidir. Onun nazarında hads sadece “hasbî, kendine düşmüş, konusu üzerine yansıyabilir ve onu sonsuzca genişletebilir hale gelmiş sevk-i tabiidir”. Düşüncesine göre zekânın ilk işlevi inorganik âletlerin yapımı ve bunların hayatın emrinde kullanılmasıdır. Bu itibarla zekâ, camit cisimler âleminde, daha iyi yerini bulmuştur. Alet yapmanın tatbikî amacı için maddî nesneleri, her biri keyfe göre bölünebilir mücerret birimler olarak görmek münasip olur. Fakat zekâ kuramsal hale gelip yaşam ve düşünceyi camit maddelerden oluşmuş gibi görme eğiliminde olur ve hayatı kavramaktan aciz olması itibariyle de gerçeğin tümü bir ölü mekanizmaya irca edilmiş olur.
Zekânın zaafı, sevk-i tabiî olarak yaşama göre şekillenmiş, dolayısıyla işleyişi mekanik değil, organik olan hads tarafından telâfi edilir.[1]
Aristo ise hadsi her türlü bilgi kaziyelerinin ifşasına yarayan zihnî fiil olarak tarif eder. Fakat konumuzla ilgili olması hasebiyle bizi üzerinde durmaya sevk eden hadsin yine konuya en yakından bağlı tarifi Ortaçağınki olmaktadır: “Allah ile tevhidin mistik veya dinî denemeleri (experiences)”.[2]
Kavram itibariyle bununla az çok ilişkisi olanı da immediate cause, datum olup bunları sırasıyla “illet-i bizzat”, “mu’tâ-ı bizzat”, yani “vasıtasız sebep”, “vasıtasız veri” olarak anlayacağız. Büyük sufî geleneğine göre sadece Allah, insan kalbinde, sahih olarak Vahdet’ini tebliğ edebilir. Böylece de bu Vahdet, bir mütearife, bir “mu’tâ-ı bizzat” oluyor.
[1] Intuition, in EB.
[2] Intuition, in EA.
( * ) Site yönetimi tarafından eklenen başlık, bağlantı ve içerikler – bu içerikler kitabın orjinalinde yoktur okuma kolaylığı için site yönetimi tarafından eklenmiştir.
Bir kadının sezgisini asla küçümseme. – Never underestimate a woman’s intuition.
Kadının sezgisi açıkça değerli bir özelliktir. – Woman’s intuition is clearly a valuable trait.
Önsezin sana ne söylüyor? – What is your intuition telling you?
içe doğma(Felsefe) görüiçine doğmahissikablelvuku{i} sezi
Sezimize çok fazla inanç koyduk. – We put too much faith in our intuition.
(Tıp) Nüfuzunazar(Tıp) Muhakeme kullanmadan meydanda olmayan bir şeyi sezme, sezgimuhakeme kullanmadan meydanda olmayan bir şeyi sezmeintuitional içe doğma ile ilgilisezgili