Görüldüğü gibi sosyolog’lar dinin etüdüne üç ayrı açıdan yaklaşmışlar. Önce, sosyal hareketin anlaşılması bakımından bir esas kuramsal sorun olarak ele alınan dinin ayrıca sosyal yaşamının sair veçheleriyle iktisat, siyaset, sosyal sınıflar vs. ile münasebeti tetkik edilmiş ve nihayet dinî roller, örgütlenmeler ve hareketler ele alınmıştır.
Saf kuramsal bir sorun olarak ele alındığında sosyologlar, “makul” bir genel dine inanan rasyonalistler (Rousseau, Kant) ile dinin kendine özgü (sui generis) bir niteliği olup bunun akla değil, mahsusî yaşam (experience) ve hislere dayandığını iddia eden nonrasyonalistler (Johann Gottfried Herder) diye iki fırkaya ayrılmışlardır. Bu “yaşam”, Otto’ya göre, fenomenoloji açısından anlaşılabilir, fakat izah edilemez.
Her iki akım da günümüze çıkmışlardır. Faydacı (Utilitarian) rasyonalistler, görüşlerini Marksist din anlayışıyla bağdaştırarak bunları pekiştirme yoluna girmişlerdir. Marksist anlayışta ise din, esas itibariyle, ya sosyal status quo’nun korunması ya da buna karşı çıkmak için bir ideolojik örtüden ibarettir. Burada din siyasi ve iktisadi mücadelede bir silâh, siyasî olgunluğa varışta terk edilecek bir ön basamak olarak ele alınıyor.
Weber’e göre, beşerî davranışlardaki akıl dışı (nonrational) unsurlar, el sürülmez esas unsurlar olup o bunları genel sosyal hareket (action) kuramı içine ithal ediyor. Bunu da iki ayrı yoldan yapıyor: ilki günah, ıstırap, ölüm ve sair kavramların manalarını teşkil eden ana meseleyi ele alma yolu.
Gerçekten bu kavramlar insanoğlunun hayatında kaçınılmaz olmakla beraber saf bilimsel ifadelerle çözülememektedir. Weber’in üzerinde durduğu, akıl dışı unsurları çok daha umumi bir hareket kuramına bağlayan diğer konu da charisma tesmiye ettiğidir. Charisma her şeyden önce, bireyin, onu kendisinden normal olarak beklenenin üstüne çıkaran ve onu yeni isteklerde bulunma kabiliyetiyle donatan bir niteliğidir (“Allah vergisi”). Charisma izafi bir mefhum olup ancak bir grup tarafından kabul edildiğinde meydana çıkar. Bu sosyologa göre mezkûr “mana” problemlerine alternatif dinî cevapların, bireyin teşvik edilmesi bakımından derin sonuçları olmakla kalmayıp zamanla, sosyal gelişme üzerinde önemli illî etkisi de vardır.
Rasyonalist pozitivist geleneği içinden fetheden Durkheim, dinin bir sui generis gerçek olduğunu kabul edip bununla da dinî temsil ya da sembollerin hayal olmadıklarını, bunların doğal kuvvetler veya sosyal şekiller gibi herhangi başka hadiselerin yerini almadıklarını söylüyor. Hattâ dinî temsillerin toplumda yapıcılığına inanıyor. Bunlar bireyin zihninde mevcut olup onu bencil muharriklerden uzak tutar ve onu, dış gerçekle objektif şekilde münasebete girecek gibi disipline sokar.[1] Konunun psikolojik yönden tetkikine ayrıca gireceğiz.
[1] C. Geertz. — Religion. Anthropological Study ve R. N. Bellah. — Religion. The Sociology of religion, in IESS.
( * ) Site yönetimi tarafından eklenen başlık, bağlantı ve içerikler – bu içerikler kitabın orjinalinde yoktur okuma kolaylığı için site yönetimi tarafından eklenmiştir.