Ne tür yakıta dayanırsa dayansın, hiçbir iklimi kontrol şekli, ulusal enerji açısından, en fakirin de erişebileceği ucuzlukta olmadıkça etkin sayılmaz. Belli bir ülke, yılın on ayında bir ideal iklime sahip olabilir. Ama geri kalan kötü iklimli iki ayda, ısınma aracı (yakıt ve hattâ giysi) sadece varlıklılara münhasırsa bu ülke daha kötü iklimli ama daha ucuz yakıtlı olandan talihsiz sayılır.[1]
“Sarayın arkasında yer alacaklar,
Artıklardan yiyecekler,
Gübre yakacaklardır!”
Çinggis-Kahan’ın (Cengiz Han’ın), at, koyun, deve öküz çobanları için verdiği emir bu![2] 4 Ocak 1254’te Rubruckus, altınla dokunmuş kumaşlarla kaplı mahalde Mongka Han’ın huzuruna kabul edildiğinde Asya steplerinin hâkimini “bir mangal içinde yanan pelin kökü ve dikenleri ve sığır tezeği (mayısı) ile ısınır” bulmuş.[3] Ormansız ve kömürsüz[4] bir hakan başka ne yakar ki?…
Kemre-kemûre-kerma-kerme-kerpiç (Orta ve Batı Anadolu). Kütük, kalıba dökülerek tuğla biçimi verilmiş tezek (Ank). Saçkı-saçma, ekmek pişirmek için fırında ve tandırda yakılan, iri samanla karıştırılmış davar gübresi (Çr, Es, Ezm, Sv, Ank, Nş); yakılacak gübre (Es, Yz, Ank, Nğ). Samra, gübre (Isp, Brd, Dz, Ay, Çkl, To, Ant, Mğ). Şaşma, tandırda yakılan küçük kerme ve tezek (Bt), bu yakıta verilmiş adlardan bazılarıdır.
Tezek’in Asya’da büyük ölçüde kullanılagelmiş olduğunu düşünebiliriz şöyle ki ormansız açık bozkırlarda ömür geçiren hayvancı-gezginci toplulukların, hayvanlarının bıraktığı bu selülozik maddeden istifade etmeleri doğal görünmektedir, hele toprağın gübrelenip gübrelenmemesiyle fazla ilgileri olmazsa…
Çoban ve küçük çocukların sığırların arkasından pisliklerini, hiç telef etmeden toplamaları ve bu yüzden de bazen ağır sonuçlu kavgalara kadar varmaları, sık görülen olaylardandır. Bunun için, özellikle harman alanlarında boklağı-boklangeç-boksak-boksalak… (Dz, Af, Isp, Bo, Ank, Ks) denilen kap bulundurulur.
Mayıs’ın, yani yaş sığır gübresinin (az çok her yerde) özünün esas itibariyle odun gibi selülozik oluşu, onun kalorifik verimini bu sonuncusununkine çok yakın kılıyor. Yukarda tezek’e verilen adlardan kütük de böyle bir gerçeği (odun kütüğü…) yansıtmıyor mu?
DLT’de tezek babında şunları okuyoruz: “Mayak: deve gübresi. En ziyade burada kullanılır. Sonra buradan alınarak ‘koy mayakı’ dahi denir, ‘koyun gübresi’ demektir… Şu savda dahi gelmiştir: ‘tewey bedük erse mayakı bedük ermes = deve büyük ise de pisliği büyük olmaz’. Bu sav, kendinde büyüklük gören kimse için söylenir…” (III/167-168).
Asya’da “tezek” karşılığı bağak sadece Güney-Doğu Türkçesinde yaşamını sürdürüyor. Buddhist Uygur Türkçesinde ud mayakı, sığır tezeği oluyor (Clauson, s.350).
İşbu mayak ile mayıs arasında bir linguistik bağ bulunabilir mi?…
Doğruca “tezek”, modern dillerin hepsinde değişmeden yaşıyor. Farsçaya da aynen geçmiş (Clauson, s.574). Kaşgarlı’ya göre (DLT I/386) “Tezek”: At gübresi “Tezek karda yatmas, edhgü ısız katmas” savında dahi gelmiştir. “Tezek karda yatmaz; iyi, kötüye karışmaz” demektir (Çünkü, tezeğin sıcaklığı karı eritir; …).
Ve konumuzla ilgili bir gazete haberi (Cumhuriyet, 19.11.1986): “İzmir. Isınma, sanayi ve santral sektörlerinde kullanılan linyit ile ilgili bir araştırma, kömürden çok tezekle ısındığımızı ortaya çıkardı. Türkiye’de 9 milyon 459 bin ton linyit kömürünün ısınma sektöründe kullanıldığı, buna karşın tezek tüketiminin 14 milyon 80 bin ton olduğu bildirildi. Yakacak olarak kullanılan odunda ise 8 milyon 641 bin tonu “resmi’ olmak üzere 17 milyon 368 bin ton dolayında tüketim bulunduğu kaydedildi”.
Gerek yukarda anlattığımız gibi perakende olarak toplanıp biriktirilmiş, gerekse bütün kış süresince ahırda yığılmış gübreler, biraraya getirilir. Yaz aylarında bunlar suyla karıştırılır ve hamur haline gelene kadar ayakla çiğnenir. Gübrenin bu haline mayıs ve de basma-bastırma denir, özellikle Doğu illerinde. Bazen bu mayıs elle dövülerek yuvarlatılır ve en çok, hayvanların yemediği iri samanla karıştırılıp ince tekerler halinde kurumak üzere duvarlara yapıştırılır (Resim 250a ve b). Tekerler ne kadar ince olursa o kadar iyi yanar, dolayısıyla makbul sayılır. Böylece güneşte kurumuş tekerlerden Resim 261 ve 262’de görülen yuvarlak kümeler (galak-galah, tezek yığını, Kr, Ezm, Ezc, Ml, Sv; kalak-kalah. Doğu illeri) teşkil edilir (Rumca xαλάδα, büyük sepettir…). Kışa doğru bunların üzeri toprakla örtülüp daha önce gördüğümüz[5] tahıl noda’larında olduğu gibi toprak dövülmek suretiyle ıslanmaktan korunur. Bazen de, aynı amaçla çukura gömülür; bu çukurlara koranik (tezek yapılacak gübrenin biriktirildiği çukur- Vn) deniyor. Korannik de doğruca gübre yığını oluyor Dy’da.
Zorunluluk olmadıkça tezek, yemek ve ekmek pişirmekte kullanılmaz. Fırın ve tandırlarda odundan başka dikenli bir bitki olan keven, kuru yaprak (hazal, gazel) vs. yakılır.[6]
Tezek deyip geçmeyelim. Bu hayvan gübresinden silindir şeklinde tahıl, kepek ambarı da yapılıyor Isp’da (bokdan-boktan).
Kara tezek: Her gün ahırlar süpürülerek toplanan gübrelerden yapılır. Bunlar Mayıs’ta sıcaklar başlayıp yağmurlar kesilince ıslatılır, çiğnenerek halledilir. Toprak üzerine iki parmak kalınlığında saman yayılır. Saman üzerine de elde yapılmış keçkerek (teskere) ile sıra sıra gübre dökülür. Kadınlar bunları elleriyle şekillendirerek yayarlar ve saman üzerinde kurumaya bırakırlar. Sonra toplanıp loda (yığın) edilir.
Sarı tezek: mal (büyük baş) gübrelerinden günü gününe yapılarak kurutulan tezek oluyor.
Tezek dışında kes ve sülüğen (sütleğen) de yakacak olarak kullanılır (Sütleğen “Euphorbia” yaprak, sap ve köklerinde kekre ve yakıcı bir süt bulunan ve ülkemizde 60 kadar türü bilinen bir bitki olup verdiği sütün türüne göre hekimlikte veya endüstride, örneğin boya endüstrisinde, kullanılır). “Kes” saman irisine denir. Daha çok ekmek pişirilirken kullanılır. Tezek çatıldıktan sonra üzerine serpilik tutuşturulur. Kehil (bir süre) yanar. Sülüğen de sadece saç ekmeği pişirirken kullanılır. Ekmeği yakmaz. Güz aylarında kurutularak eve yığılır.
Eskiden kibrit yokken aydınlanma araçları ocağa bir çöp sokularak yakılırdı. Evde ocak sönmüşse komşudan ateş getirilir ve ceviz kavları ile sülüğen külü kaynatılıp kurutulduktan sonra iki taş arasında dövülüp pamuk gibi yapılır ve bir muşamba cüzdan içinde (herhalde rutubet almasını önlemek için olmalı) saklanan çakmak taşı ve demir parçasını birbirine vurma yolu ile tutuşturulurdu. Bu demire nallama çakmak demiri denir. Demir olmazsa iki çakmak taşı birbirine vurmak yoluyla da kav tutuşturulurdu. Bunlardan başka kendir çöplerini kırıp uçlarını erimiş kükürde batırarak elde edilen yapay kibrit vardır. Gerektiğinde ufak ateş çıngısına tutularak küçük ot palaklar’ı tutuşturulur.[7] Ankara’da buna “dul karı kibriti” denir (bkz. H. Z. Koşay. – Ankara budun bilgisi, Ank.1935, s.240).
ODTÜ, Keban Baraj Gölü yöresi halkbilim araştırmalarının sonucunda bunlar hakkında şu ek bilgileri veriyor:
Kara tezek, dört köşe tahta kalıplara dökülürse kalıp tezeği adını alıyor. Sarı tezek’e bazı yerlerde el tezeği veya yapma tezek deniyor.
Yaban tezeği: Hayvanların meralarda bıraktıkları dışkılar birkaç gün arazide kuruduktan sonra, Temmuz-Ekim ayları arasında sabah ve akşam serinliğinde genellikle çocuklar tarafından toplanır. Yaban tezeği daha çok yazın ocakta yemek pişirirken kullanılır. Kolay yanar, ancak ateşi çabuk geçer.
Yaygın olan bu tezek çeşitleri dışında kesme tezek, kerme, çevirme tezeği, Hadırbaz-Madırbaz (Hüseynik Kalıbı, Munzuroğlu Kalıbı) gibi ender görülen ve bazıları, saptandıkları yere göre adlarla anılan değişik tezekler vardır.
Kesme tezek: Kışın biriktirilen hayvan dışkılarından yapılır. Su katılarak çamur haline getirilir, saman serili toprak üzerine yayılır, hayvanlara çiğnetilir, üzerinden loğ gezdirilir, sonra 1-2 ay kadar açıkta kurutulmaya bırakılır. İyice kuruduktan sonra parça parça kesilerek kaldırılır.
Kerme: Kışın ahır ve ağılların tabanlarında birikerek sertleşen hayvan dışkıları yazın ahırlar temizlenirken, tabandan kalıplar halinde çıkarılır. Sert ve yanışı zordur. Dolayısıyla da yavaş soğur.
Çevirme tezeği: Her gün biriken hayvan dışkılarının yatay sıralar halinde (duvar örer gibi) üst üste konulmasıyla yapılır. Ocakta kullanılır.
Hadırbaz-madırbaz: Kışın biriktirilen dışkılardan yapılabildiği gibi günlük dışkılardan da yapılır. Koni biçimindedir. Kuruması bir ay sürer. Ocakta su kaynatırken ve pişmesi zor yemeklerde kullanılır.[8]
Çok sayıda yeni yakıt türünün piyasaya çıkmış olmasına rağmen odun (mangal) kömürü ihtiyaç maddelerimiz arasında yerini koruyor. Bunu dikkate alan TSE, TS1987 sayılı “Mangal için odun kömürü” standardını yayınlamıştır. Bunda bu kömür, “torluklarda odunun az hava akımı ile yakılmasından oluşan (kömürleşen) bir odun ürünü” olarak tarif edilmiş. Standard ayrıca mangalın, torluğun, yabancı maddenin ne olduğunu da belirtiyor (Resim 264) (16> (Standard’ın 0.2.8. maddesi “torluk”u şöyle betimliyor: “torluk, mangal kömürü elde etmek üzere odunların genel olarak paraboloit şeklinde ve belli bir düzene göre istif edilerek üzerinin örtülmesi suretiyle yapılan bir ocaktır”). Ada’da bağ çubuğundan da kömür yapılıyor ve buna kiremete deniyor.
Isı kaynağı olarak nerede ise bu saydıklarımız kadar önemli olan hayvanların kendileri vardır. Yaydıkları hararetten geniş ölçüde faydalanılır. Bunun için çoğu zaman aynı odada yatılır. Hiç değilse ahır, oturma ve yatak odasının yanında bulunur, ara kapı açıldığında sıcaklık beri tarafa geçer.[9]
Büyük baş hayvanlara “kömür sobası”, yani çok ısıtan soba; koyun ve keçiye de “odun sobası” denir…
Bohemya kralı IV. Karl (1326-1350), iki beygir arasında yatarmış, ısınmak için. Böyle yazıyor tarih.
Bu bapta bir anımızı anlatmadan geçmeyeceğiz.
1951 yılı kışında Denizli’nin Kızılhisar bucağında görevli iken bir vatandaş bize müracaat ederek bir ev plânı yaptırmak istediğini söyledi. Meğer Belediye, inşa işlerini bir düzene sokmak üzere ev yapacak olandan, evin şeklini gösterir mikyaslı bir kroki istemişmiş (iyi ki sadece “kroki” istenmiş, aksi halde makine- elektrikçi olarak bir gerçek mimarî proje yapmaktan aciz kalacaktık). İki katlı ev isteyen vatandaş, bastırmam üzerine, ineği ikinci kata çıkarmayacağına yemin etti (aksi halde merdiveni ona göre düşünmem gerekiyordu…) ise de keçiyi aynı yerde misafir etmeyeceğine dair söz vermeyi kesinlikle reddetti! Vatandaş, hiç soba yakamayacak kadar yoksul değildi ama genel alışkanlıktan kurtulamamıştı. Keçinin kokusuna ülfeti olduğuna göre de gereksiz “enerji kaybını” haram saymaktaydı…
Yakıtların içinde yandıkları ısınak’lara gelince, bunlar bizim yukardan beri betimlediğimiz açık orta ocaklarından borulu sobalara[10] kadar değişir.
Sobaların ayrıntıları konumuz dışında kalır.
Akaryakıtlara gelince, bunlara ait bir tarihî öyküyü, kendi tatlı anlatısı içinde Herodotus bize naklediyor:
İran kralı Dara, almış olduğu Eretria’lı esirleri Susa’ya getirip bu kentten yirmi altı mil kadar mesafede Ardericca’ya yerleştirmiş. Ardericca’dan beş mil kadar mesafede bir yerde üç farklı madde, bittim, tuz ve petrol, üreten bir kuyu varmış. Bunlar şöylece üretiliyorlarmış: Sıvıyı çıkarmak için kullanılan alet bir daldırıcı, bir eksen üzerinde yatay olarak dengelenmiş uzun bir sırıkmış; halatın ucunda kova yerine bir yarım şarap tulumu varmış; bununla dalıp maddeyi çıkarıyor ve bir hazneye döküyorlarmış; hazneden sıvı başka bir kaba akıtılıyor ve üç madde ayrışıyormuş: bitüm ile tuz hemen katılaşıyormuş. İranlıların petrole verdikleri ad rhadinace imiş; bu, çok koyu renkli ve kuvvetli kokulu imiş…[11]
Herodotus burada, kuyudan sıvıyı çekme âleti olarak Anadolu’nun seren-tapındırık-dabırcak’ını tarif ediyor.[12]
Köy evlerinde sıvı yakıt, ısınma amacıyla kullanılmaz. Bazen gazyağı, mangalda kömürü tutuşturmak için, başka bir şey, çıra, ince dal …, bulunmadığı zaman, biraz dökülerek, dolaylı şekilde ısıtmada devreye girer. Ona aydınlatma konusunda rastlayacağız.
Tarım-meyvecilik alanında, bahçeleri dondan korumak için Resim 265’te görülen bir “açık hava sobası” kullanılır. Bunda ince odun talaşı ve tozu yakılır. Bu talaş-toz bütün gece sürecek şekilde çok yavaş yanar ve hâsıl ettiği duman sobanın kollarından dışarı çıkar. Bu sıcak duman, belli bir alanı dondan korur.
* * *
TMMOB Kimya Mühendisleri Odası’nca hazırlanan “Neden ısınamıyoruz? Nasıl ısınabiliriz?” başlıklı araştırmada “… Halkımız ısınma ve ısıtma gereksinimini çok büyük oranda odun, tezek ve tarım artıkları gibi ticarî olmayan kaynaklar yakarak karşılamaya çalışmaktadır” dendikten sonra DİE’nin istatistiklerinden şu rakamları vermiş (Cumhuriyet, 22 ve 23 Kasım 1980), halkın yüzdesi olarak:
İç Anadolu’da odun % 56,5, tezek % 20,1
Güney Doğu An.’da odun % 62,5, tezek % 25,0
Doğu Anadolu’da odun % 49,3, tezek % 39,2
Tezek Trakya, Karadeniz kıyıları, Ege kıyıları, Akdeniz kıyıları ve Batı Anadolu’da hiç denecek kadar az kullanılıyormuş (en yüksek rakam Batı Anadolu’da % 4,5).
Bu veriler, tezek üzerinde biraz eğlenmiş olmamızı haklı çıkarmıyor mu?…
[1] S. F. Markham. – Climate and the energy of nations, Oxford 1947, s.103
[2] Manghol-un Niuça Tobça’an. – Moğolların gizli tarihi (Yazılışı 1240). Çev. Ahmet Temir, Ank. 1948, s.158
[3] René Grousset. – op.cit., s.346
[4] İbranîce kämâr = yakmak. Asya Doğu Türkçesinde köje, “is, kömür”, köge, “odun kömürü, is” oluyor (Räsänen, s.286).
[5] Bkz. Kültür kökenleri C.I, s.391-392 ve Fot. 20 ve 21
[6] Ayrıntılar için bkz. ibd., s.371, 375-377
[7] Hamit Zübeyr Koşay. – Pulur. Etnografya ve folklor araştırmaları, Ank. 1977, s.10-11 (ODTÜ Yay.)
[8] Rahmi Toker. – Mangal için odun kömürü standardı, in Standard 166, Ekim 1975 (TSE Yay.)
[9] Ayrıntı için bkz. Kültür kökenleri II/3, s.381-382
[10] Eski Latince stuba veya stuffa = banyo odası; buradan İtalyanca stufa = etüv; İngilizce stove = soba. Türkçede t’nin sukutu hareke (euphonie) icabıdır (DELT, mad. “soba”).
[11] Herodotus. – The histories VI/120 Transl. Aubrey de Selincourt, Middlesey 1965
[12] Bkz. Kültür kökenleri I, s.327 ve dev. ve resim 3, 4, 5
( * ) Site yönetimi tarafından eklenen başlık, bağlantı ve içerikler – bu içerikler kitabın orjinalinde yoktur okuma kolaylığı için site yönetimi tarafından eklenmiştir.