Anadolu Dokumasinin Öyküsü

Kültür Eserleri > THKK 3 - İnşaa Isıtma ve Aydınlatma Teknikleri > Anadolu Dokumasinin Öyküsü

Anadolu Dokumasinin Öyküsü

Buraya kadar, tarihin kopuksuz zinciri içinde, günümüze ışık tutabilecek verileri ortaya döktük. Bundan böyle, aşağıda, Küçük Asya’nın Turchia’ya dönüşmesinden sonra, yine de birçok eski etkileri ihmal etmeyecek bu dokumanın “içine” gireceğiz. İstemesek de bazı tekrarlar olacaktır.

İrdeleyeceğimiz konulanın birçoğu, “köylü el sanatları” adı altında bilinip bunlar köylü ailesinin ev işçiliğini, ev emeğini ifade ederler. “Köylü ev işi” ile “ev sanayisi” arasında bir fark mevcut olup bu ilkinde daha çok, köylünün, genelde tarımın yanı sıra tabii bir meşgale halinde olması ve bunda her şeyden önce insan elinin yaratıcı bir uzuv olmasındadır. O ise ki “ev sanayisi”, doğrudan doğruya pazar için mal üretiyor. Buna karşılık öbürü, esas itibariyle kişisel ihtiyaçları sağlamayı hedef alıyor ve ancak bazı hallerde ürünlerin fazlası dışarıya satılıyor.

Köylü el sanatları, bugünün mübadele ekonomisinden önceki mübadelesiz ayniyat ekonomisinden, kapalı ev iktisadından zamanımıza geçmiş. Hammaddenin üretiminden mamul maddenin kullanışına, tüketimine kadar bütün iktisadî olayları bir daire içinde toplayan kapalı ev ekonomisindeki kendi kendine yetme esası ile yaşam için gerekli olan bütün servetler, keza çamaşır, elbise, örtü, yaygı, halı, ayakkabı, ev eşyası, çanak çömlek, sepet… bizzat imal ediliyordu. Bütün bu mamuller, renk, orijinal şekil ve bazı süsleri ile köylünün esteti anlayışım tanıtan, doğanın verdiği, topraktan çıkartılan maddelerin ustaca işlenmelerine ve asilleştirilmelerine özenen yaratıcı zekâların birer kanıtı oluyorlar.[1]

Türk fethinden önce Anadolu kentlerinde iyi gelişmiş yerel endüstrilerin varlığı belgeleniyor. Anadolulular işlemeli (brokar-dibaç) ve keten, yün, ipek ve pamuktan çeşitli kumaşlar imal ediyorlardı; kilim dokuyorlar, cam işleri, çömlekçilik, buhur (günlük)çülük yapıyorlar, oklar, yaylar, kılıçlar, kalkanlar, çiviler, halat ve sair denizcilik malzemesi üretiyorlardı. “Hududü’l Âlâm”, Rûm’u (Anadolu’yu), büyük miktarda işlemeli kumaş (dibaç), ipekli dokumalar, halılar, çoraplar, don uçkurları üreten çok zengin bir il olarak betimliyor. İbn Fadlan Seyahatnamesi’nin Almanca nüshasını tercüme etmiş Zeki Velidi Togan, Orta Asya Türklerine Anadolu halıları ve dokumalarının ihraç edildiğini zikrediyor. Halife Mutavakkil’in tabibi Boht-İsho Bar Gabriel’in Bizans ipeğinden eldivenler giymesi keyfiyeti, Bizans dokumalarının IX. yy. Bağdat’ında ne denli moda olduğunun delili oluyor. Gerçekten Bizans’ın ipekli endüstrisi, özellikle dibaçlar, mendiller ve döşemelik kumaşlar, Akdeniz havzasında geniş ölçüde aranıyordu.[2]

Bütün bu işlerin amili Küçük Asya sekenesi arasında, özellikle üretim babında, Ermeni unsurunun özel bir yeri olduğu bir gerçek olup bu keyfiyet, çeşitli vesilelerle beliriyor.

Ortaçağ döneminde Armeniyye’nin en büyük ününü yapan endüstriler, dokuma, boyama ve nakışlardı. Olağanüstü yünlü kumaşlar, civara satılan çiçeklerle süslü halılar ve ağır kumaşlar imal ediliyordu. İlerde ayrıntılarıyla irdeleyeceğimiz kirmiz, yani mor- koyu menekşe rengi veren deniz böceği, boyamada kullanılıyordu. Ermeni halıları uzun süre en ince zanaat işi olarak telâkki edilmiş. Ardaşat (Ardaxeta), boyacılıktan yana o denli ün salmıştı ki Balazûrî orasını “kirmizin kenti” olarak adlandırmıştı.[3]

 Açıklamalarımızda biz, Ermenileri ayrıca tüccar olarak da, sırası geldikçe, belirttik. İstanbul’da XVII. yy.da büyük kalabalık oluşturmayan Ermeniler, iyice belirgin iş sahibi olup özellikle İran ve Doğu ve Orta Anadolu’dan kumaş ithalatçıları olarak da kaydediliyorlar. Bunlar, zaman içinde, İran’dan Dersaadet’e getiren yol üzerinde ilerlemişler ve XVII. yy.ın ikinci yarısında Doğu Avrupa’ya geçerken görülüyorlar. Küçük ticaretten çok bunları büyük bölgeler ve uluslararası ticaret çekiyor: Özellikle İran ve Bursa ipeklerinin, Ankara tiftiğinin ticaretini, daha önce de söylediğimiz gibi, ellerine geçirmişler; bunun dışında kervanlarla ticaret ve hattâ bu kervanların örgütlenmesinde önemli pay alıyorlar; kervanların hareket ve varış noktası Üsküdar oluyor.[4]

 Fransız elçisi Guilleragues anılarında, Angora (Ankara)’nın ticareti ve bu kentte Ermenilerin kervanların “menzil yetkilisi” ve tiftikten kumaş dokumasında uzmanlaşmış işçiler olarak tuttukları yeri anlatıyor. Ama ayrıca, bu kumaşların ticaretinin yöneldiği İran ve yılda iki kez, Haziran ve Ekim’de, Polonya’ya doğru yol alan kervanların önemini belirtiyor.[5]

 İbn Fadlan, Seyahatname’sinde şunları anlatıyor: “Hükümdarın yanına 12 Muharrem 310 (12 Mayıs 922) Pazar günü vardık… Biraz vakit geçtikten sonra (Bulgar hükümdarı) adam gönderip çağırttı… Kendisi tek başına, Rûm dîbâcıyla örtülü tahtı üzerinde oturuyordu…”[6]

 “Hepsi kalpak giyerler. Metinde, ilerde irdeleyeceğimiz, ‘kalansuva’ şeklinde geçen bir kelime ‘keçeden mamul yüksek külâh, Türk halklarının giydikleri şapka’ şeklinde izah edilmektedir. İbn Rustek ‘onların elbiseleri Müslümanların elbiselerine benzer’ der. Mervezî, kalansuva ve kabâyı Türk elbiseleri olarak kaydeder. (Hazırlayanın notu). Hükümdar… sokaklardan ve çarşıdan geçerken herkes ayağa kalkar. Kalpaklarını çıkarıp koltuklarının altına alırlar. Hükümdar geçince tekrar başlarına giyerler…”

 “Hepsi kubbeli çadırlarda (Türk çadırı) otururlar. Yalnız hükümdarın çadırı çok büyüktür… İçi Ermeni kumaşlarıyla[7] döşenmiş olup ortasında Rûm dîbâcıyla (brokart) örtülü bir taht vardır”.[8]

İbn Fadlan zamanında Oğuzlar çobanlıkla ve ticaretle uğraşıyorlardı… Bu sırada Oğuzlar keçeden ve İslâm ülkelerinden ithal edilen kumaşlardan yapılmış elbiseler giyerlerdi. İslâm ülkelerinden getirilen giyim eşyası, ceviz, darı, ekmek gibi şeyler, onlar arasında en makbul hediyelerdendi. Ebû Dülefin gördüğü Oğuzlar ise kürk ve keten elbiseler giymekteydiler.”[9]

[1]              Tevfik Eşberk. – op cit.,  s. 5-6.

[2]              Speros Vryonis Jr. – The decline of medieval Hellenism in Asia Minor and the process of Islamisation from the eleventh through the fifteenth century, Los Angelos, California 1971, s.23 ve infra 126.

[3]              M. Canard. – Arminîya, in EI.

[4]              Robert Mantran. – Istanbul dans la seconde moitié du XVII è.siècle, Paris 1962, s.451.

[5]              ibd., s. 482, infra 2.

[6]              İbn Fadlan. – Seyahatname. Haz. Ramazan Şeşen, İst.1975, s.44-45.

[7]              Tarafımızdan belirtildi.

[8]              Seyahatnâme, s.54-55 ve İnfra 90 ve 92.

[9]              Hazırlayanın notu, s. 131.