Sözlüklerin “mükevvenat bilgisi” diye tarif ettikleri ontology (ontoloji) , felsefenin özellikle varlıkların tabiatıyla, yani mücerrette gerçekle uğraşan dalına verilen isim olup metafizikte, gerçeği yaşayan (experiences) kişinin öznel (subjective) intiba ve düşüncelerinin dışında olarak mütalâa edilir. Böylece metafizik ve onunla karşılıklı münasebette bulunan epistemology, yani bilgi kuramı, bilginin esas ve sınıflarını inceleyen ilmin bir şubesi oluyor ve Plato’nun fikirlerin mutlak gerçeğini tasvir etmek için kullandığı ὄντωσὄντα sözüne dayanıyor (modern Rumcada ὄντος “filhakika, gerçekten, hakikat halde, doğrusu” karşılıklarındadır). Bununla birlikte Plato, metafiziğin bu özel dalı için “diyalektik” tabirini kullanıyor. Benzer şekilde Aristo, münferit bilimlerin her birinin kendi konuları olduğu noktasından hareketle “ilk felsefe” diye tasvir ettiği genel olarak var olmanın bir ilk bilimini kaziye olarak kabul ediyor.
Ontology tabiri dünyanın yapı ve kökenleriyle uğraşan tabii felsefeyle, akılla uğraşan zihnî- felsefe ya da psikoloji arasında bulunan bir müteemmil düşünce alanını ifade etmek üzere Ch. von Wolff tarafından felsefeye sokulmuştur.
Duygular uyandıran bir gerçek vardır. Aşikâr olarak duygular, onları tahrik eden “bizatihi şey”den tamamen farklıdırlar. Örneğin, ışık dalgaları, insanın müşahede ettiği renkle aynı şey değillerdir. Bunları “bizatihi şey”, ya da özel duygu tiplerine yol açan gerçeğin bir veçhesidirler.[1]
Yaratma-hâlk (creation), dar manasıyla cihanın Tanrı tarafından vücuda getirilmesiyle ilgili bir keyfiyettir. Birçok geleneksel yaratma kozmogonisi, “bu dünya nasıl meydana çıktı?” sorusuna yanıt bulmaya çalışır. Her ne kadar bunların çoğu hayalî ve muhal gibi görünürlerse de bunlar esassız teemmül ya da basit tasavvurların ürünü olmayıp aksine bunlar, her şeyin neden böyle olduğunu anlamak üzere girişilmiş çabalardır.
Eski Orta Doğu’nunkiler de dâhil olmak üzere birçok millette yaratma mitosu, yeni gelen yılda dünyanın gençleşip varlığını sürdürebilmesini sağlamak üzere başvurulan büyük yıllık yeni sene ritüelinin esatiri itibarını korumaya yarardı. Bu nedenle yaratma mitosunun bilinmesi büyük, dolaysız ve tatbikî önemi haiz olup milletin bekasına esastan bağlı bulunmaktadır.
Hâlk (yaratma) hikâyelerinin çoğunda, evvel zamanlarda her tarafın su ile kaplı bulunduğu anlatılır. Çoğu kez hâlik karayı yetiştirmek üzere hayvanları memur eder. Bazı mitoslarda bir taş ya da midye fasilesinden tarak (shell) kabuğu suya atılmıştır ve böylece karalar meydana gelmiştir. Kimi de karaların bir bitkiden, bir hayvan gövdesinden ya da bir ilâhtan ortaya çıktığını bildirir.
Hâlik’in kişiliği itibariyle de yaratma mitosları haylice değişik görüşler arz ederler: çoğu kez dünyayı yaratma yerine doğuran analar, insanlar, ilâhlar. Çok zengin mitos çeşidi de cihanın mürekkiplerinden güneş, ay, yıldızlar, bitkiler, hayvanlar ve insanın yaratılmasını anlatır. Birçokları insanın, hâlikin kanı, teri, tükürüğü vs.den halkedildiğini ya da onun zürriyeti olduğunu söyler. Bazıları da insanın, çeşitli hayvanlardan çıkmış bir yumurtadan meydana geldiğini ya da gökten indiğini veya toprak altından çıktığını hikâye eder. Başkalarına göre de insanlar Toprak Ana’nın rahminden doğmuş veya toprak, kil veya taşlardan meydana getirilmişlerdir.
Kitab-üt-Tekvin’de (1/1-2/3), Allah altı günde ışığı, gökleri, karaları ve florasını, ayı, güneşi, yıldızları, balıkları ve kuşları, kara faunasını, erkekle kadını yarattı; yedinci günü de dinlendi. Her ne kadar bunda her şeyin var olmasını tabiatın dışında duran Allah’ın yaratıcı fiiline bağlama çabası görülürse de bir creatio ex nihilo, yani “yoktan var etme” mefhumuna tam olarak intibak sağlanamamaktadır. Gerçekten Tanrı’nın kaos’u, karanlığı ve suları yarattığından söz edilmiyor. Bu itibarla bunların önceden mevcut öğeler gibi telâkki edildikleri sanılır.
[1] Ph. L. Harriman. — Ontology, in EA ve mad. -Ontology”, in EB.
( * ) Site yönetimi tarafından eklenen başlık, bağlantı ve içerikler – bu içerikler kitabın orjinalinde yoktur okuma kolaylığı için site yönetimi tarafından eklenmiştir.