Kültür Eserleri > THKK 3 - İnşaa Isıtma ve Aydınlatma Teknikleri > Taş

Taş

Buraya kadar çeşitli konularla ilgili olarak birçok yörenin karakteristik taş inşaatından örnekler verdik. Anadolu’da dolanmamız sıralarında da, başlıca renkli taşların, öbürleri gibi, belli boyutlarda tane ile satıldığını gördük: İnönü, Bilecik… Bunlar “halk standartlaşmasının örnekleri oluyor. Bunlara aşağıda ayrıntılarıyla değinmek üzere, şimdilik kullanılan bazı taş türlerini sayalım. Bunları bize Bakırer anlatacak:

“Orta ve Kuzey Anadolu bölgelerindeki yapılarda, renkleri sarımtıraktan griye doğru değişen kalker çeşitleri, bunların yanı sıra kalker tüfleri ve volkanik tüfler kullanılırken, Doğu ve Güney-Doğu Anadolu bölgelerinde daha sağlam olan trakiandezit ve bazalt çeşitleri kullanılmıştır.”

“Z.Oral Konya ve civarında üç cins yapı taşı kullanıldığını saptamıştır. Geldikleri yörelere göre isimlendirilen bu taşlardan Gicimuhsine taşı soluk mavi, esmer renkli bir volkanik tüf çeşididir. Yumuşak ve işlemesi kolay olan bu taş, dış etmenlere de dayanıklıdır. Sille köyü civarından çıkarılan Sille taşı’nın biri dayanıklı ve sert, ikincisi daha az dayanıklı olmak üzere iki çeşitlemesinden yararlanılmıştır. Konya’daki birçok Selçuklu dönemi yapısında kullanılan Gödeme taşı ise açık sarı,

beyaz renkte bir nevi kalker ürünüdür. Diğer bazı bölgelerden örneklere bakılacak olursa, Divriği Ulu Cami’nde yakın çevrelerden çıkarılmış, rengi kirli sarıdan koyu kırmızıya doğru çeşitlenen bir tüf çeşidi kullanılmış. Kayseri yapılarında ise Erciyeş Dağı’ndan elde edilen esmer renkli (bkz. Resim 111, 18a ve 18b) volkanik taş, önçağlardan başlayan kullanımını bu dönemde de sürdürmüştür. Doğu Anadolu bölgesinde, Erzurum ve civarında esas yapı malzemesi açık gri- yeşile bakan bir volkanik tüftür (Resim 109 ve 110)[1] Aynı yerde Kamber taşı olarak tanınan pembeye yakın kahverengi taş ise ince plakalar halinde kaplanarak değerlendirilmiştir. Bunların yanı sıra, Müdürge, Şivişli, Kösemehmet ve Topalak, yöresel taşlara verilen diğer isimlerdir.”

“Güney-Doğu Anadolu bölgesinde, özellikle Diyarbakır ve çevresinde, renkleri koyu griden siyaha doğru koyulaşan bazalt türleri en çok kullanılan yapı malzemeleridir…”[2]

Binan da, yapı taşlarını, teşekkül şekli, renk ve fizikî karakteristiklerine göre sınıflandırdıktan sonra ülkedeki yapı taşlarını sayıyor: Bakırköy taşları (İstanbul), Gebze taşı, Sarıyer (Zekeriya Köyü) taşı (İstanbul), İstanbul Devoniyen kalkerleri (Boğazın iki yakasında, Marmara kıyılarında, Sedef adasında), Ankara kalkerleri, Travertenler (Anadolu’nun çeşitli yerlerinde) ve daha niceleri…[3]

Bu taşların ve kullanıldıkları yerlerin tarih içinde öyküleri var. Hititçe taşlar arasında bir kunkunuzzi var ki mitoslarında da bu ad çok geçiyor. Bu, diorit olmalıydı. Yapı ritüelinde işbu kunkunuzzi, altın ve gümüşle başlayan, değer derecelerine göre sayılan malzemelerin sonunda geliyor. Buluntu yeri olarak da “topraktan getirdiler” deniyor ki bu, bu taşın bolluğunu ifade ediyor. Buna göre, değerli bir taş sayılmayan, ama yapıların ana taş malzemesi olan kalker kireç taşı akla geliyor. Hitit yerleşmelerinde alt yapıda daimakireç taşı kullanılmış.

Yapı adak-armağanı olarak temellere konulan değerli taşların elde edildiği yerler: Mavitaş-azurit, Takniyara dağından; Sumermeri-alabaster, Hapişna = Konya Ereğlisi, Kaniş = Kültepe (Kayseri); Dağ-Kaya kristali, İlam -Elam ülkesinden (Mezopotamya).[4]

Naumann da kurşun rengi kireç yığışımlarından yontulan taşların bol miktarda kullanıldığını doğruluyor. Troia’da az çok sadece açıkta duran gözenekli kireçtaşı kullanılmış. Boğazköy’de kireçtaşı çok sert, kurşun rengine bakan beyaz, hemen hemen kristalleşmiş ve gözenekli olmayan bir katışım olarak kentin kapsadığı alan içinde her yerde bulunur.[5]

Şimdi kayıtlarda geçen bazı taşları görelim: küfek-küfeke-köfeke-küfeki = çabuk kırılan bir taş, sünger taşı olarak en eski kayıt, XVI. yy.da (952-1545)’de Afyonkarahisarlı Mustafa Ahterî tarafından düzenlenmiş Arapçadan Türkçeye sözlükte (Ahteri-i Kebir) bulunuyor: El-basra (Ar.) = Yumuşak küfeki taş… “Bu sebepten Basra Şehri öyle tesmiye edilmiştir” (TS). Yine aynı yy.ın eseri (911/1505), Afyon Karahisarlı Hasan bin Hüseyin İmadüddin’in Samil-ül-Lûga’sında (Farsçadan Türkçeye sözlük) da: “Finek (Fa) = köfeke taşı” karşılığı bulunuyor (TS). Evliya Çelebi de (XVII. yy.) “Şehr-i Üsküdar’ın dağlarında bir gûne küfedeki taşı hâsıl olur” diyor (TS).

Şimdi halk ehlindekilere bakalım:

Halapa, Krş, Nş, Ky, Nğ, Ada, İç’de yontulmamış iri ve ufak kefeki taşlarını ifade ediyor, Krş ve Ky’da çok kaim ve uzun kalas karşılığında kullanılmasının yanı sıra (DS).

Havara: yumuşak, beyaz, tebeşirimsi bir çeşit yapı taşı (Ur, Gaz, Mr, Hat, Kıbrıs).

Polakar: sert ve ağır taş, granit (Bt). Balos: Küçük moloz taşı (Ks, Dy). (μπάλλα’nın top, yuvarlak nesne, gülle karşılığında olduğunu belirtelim)… Devam etmeden “moloz” sözcüğünün Batı’da oluşmuş olup, ufak taş parçalarını, duvar enkazını ifade ettiğini, Latince moles’in ağır ve şekilsiz kitle; Almanca mull’un da, moloz, yıkıntı parçaları karşılığı olduğunu zikredelim (BTL).

Μολοζ’da, sedde, dalgakıran, mendirek manasınadır ki bunlar genelde moloz taşı ile yapılır.

Batman buçuk: Duvarda düzgün taşların arasına konulan irili ufaklı taş (irilerine batman, ufaklarına buçuk denir) (Ur, Gaz).

“Moloz”un halk dilindeki sair karşılıkları arasında halik-hallik=moloz (To, Gr, Gaz, Mr, Sv, Ml) ile halampa-hampara = büyük moloz parçaları (Mr, Gaz) var ki bunların Ermenice alik (dalga) ve hampar (ambar, yani içine “yığıntı”nın konduğu genişçe yapı) ile yakınlıkları dikkate değer. Gerçekten aynı büyüklükte olmayan taşların yan yana dizilmesiyle meydana gelmiş duvarda derzler “dalga”lar arz eder.

Gayrak-gayır = düz, yassı taş (Isp, Brd, Dz, İz, Kn, Ant, Mğ).

Düzen = Taş duvar örülürken düzgün olması için en üst sıraya konulan çok yassı taşlar (To, Nğ). Erek = duvar örülürken iki sıra taş arasına konulan çakıl ve çamur (Gaz).

Bu ifadelerden, bir takım halk “teknik”leri de ortaya çıkıyor.

Gayrantaşı: Yerden tabaka halinde çıkan ve mezartaşı için kullanılan bir çeşit taş (Bil).

Halap: Duvar örerken büyük taşların arasına konan ufak, yassı taş (Kn).

Hıbar- hubar: Duvarda taş veya kerpiç arasına konan moloz (Tr, Gm, Rz, Ar, Kr, Ezm, Ezc, Sv). Harım: Taş duvar (Isp).

Helik – bellik: Duvar örerken büyük taşların arasına, boşluk doldurmak için konan ufak taş parçaları (Af, Isp, Brd, Dz, İz, Çkl, Kc, Çr, Ama, To, Gr, Mr, Sv, Yz, Ank, Krş, Ky, Nş, Nğ, Kn, Ada, İç, Ant, Mğ, Kıbrıs); kiremit ve tuğla parçaları (Ada).

Görüldüğü gibi Halap,  hıbar, hellik, hep aynı şeyi ifade ediyorlar.

Gor – Kor = duvarda taş sırası (Sv, Gaz, Ky), sıra, dizi (Ml, Ur, Gaz, Mr, Sv, Hat). Yapıda aynı boyda taşlardan yan yana dizilerek yapılan bir sıra. “Bizim kapı dokuz kordur” (Dy, Ml, Ur, Gaz, Mr, Sv, Hat). “Gar”, Ermenice “dikiş” manasınadır…

Bu tabirlere ilk kez XV. yy.ın dil ve din bilginlerinden Ankaralı Pîr Mehmet bin Yusuf tarafından 28 bölüm üzerine 3 cilt olarak düzenlenen Arapçadan Türkçeye sözlükte (Terceman) rastlıyoruz: “Ed-dimsu = divarın alt korundan gayrı korlarının her koru”. XVI. yy eserlerinden yukarda gördüğümüz Ahterî-i Kebir’de de iki tarif bulunuyor, daha başkalarında olduğu gibi. Yine XVI. yy.da yapılmış Farsça-Türkçe sözlüklerde de işbu kor-kur geçiyor (TS).

Havara = Yumuşak, beyaz, tebeşirimsi bir çeşit yapı taşı (Ur, Gaz, Mr, Hat, Kıbrıs). İlerde göreceğimiz gibi hovora,  Dy’da kireç taşıdır.

Ot taşı = fırınlarda, tandırlarda kullanılan ateşe dayanıklı, göz göz delikli, siyah bazalt (Gaz, Nğ). (“Od” = ateş).

Sal = kaldırım yapmakta kullanılan iri yassı taş (İst, Ar, Ezm, Ezc, Vn, Bn, El, Tn, Ml, Sv, Ky).

Süvekel = Taş (Ky).

Tikle = kiremit yerine kullanılan kayran taşı (Kc).

Heyve = Yapıda kullanılan küçük taş parçalan (Hat).

Süngüt = Ev yapımında kullanılan ak, sert, taş (Nş).

[1]           İbrahim Hakkı Konyalı, Erzurum tarihinde Resim 109’da görülen Karanlık Kümbet’in, yerlilerin Kevektaş dedikleri bir cins taşla inşa edilmiş olduğunu yazıyor (Erzurum tarihi, s.410).

[2]           Ömür Bakırer. – Anadolu Selçukluları, Beylikler ve Osmanlı mimarîsinde taş ve tuğla işçiliği, in Coll.- Başlangıcından bugüne Türk sanatı, s.257

[3]           Muhittin Binan. – Tabii taş duvar, İTÜ Mim. Fak. Yay. 1961, s.8-13

[4]           Muhibbe Darga. – Hitit mimarlığı I. yapı sanatı, İstanbul 1985, s.51-52

[5]           Rudolf Naumann. – Eski Anadolu mimarlığı, s.34

( * ) Site yönetimi tarafından eklenen başlık, bağlantı ve içerikler – bu içerikler kitabın orjinalinde yoktur okuma kolaylığı için site yönetimi tarafından eklenmiştir.