Kültür Eserleri > Tarihi Gelişimiyle Dünyada ve Türkiye'de Lâiklik > Reform Hareketi

Reform Hareketi

Geç Ortaçağların en heyecanlı olaylarından biri, Katolik Kilisesi’nin “Sukutu” ve Reform’un zuhuru olmuştu. Tek Hristiyan kilisesinin zevalı, yüzlerce yıl öncesinden fark edilmişti, ama ancak XV. yy.da özellikle göze batar olmuştu. Antiklerikalizm olgusu, Ortaçağ döneminde şu ya da bu şekilde umumî bir hal almış olmakla, bu yüzyılda doruğuna varmış gibiydi. Kilise’nin ne gibi eleştirilere hedef olduğunu yukarıda özetlemiştik. Geç XIV. yy.dan itibaren en büyük sözlü eleştiri, en üst düzey kilise mevkilerine göz dikenlerle Avrupa ve kilisenin dinî ve politik vahdetini tehdit eden itizala (ayrılma) karşı oluyordu. Çeşitli uzlaştırıcı hareketlere rağmen bir gerçek reform görünürde mümkün değildi. Luther, şaşırtıcı başarısına, kendi niyet ve beklentilerinin hilâfına erişmişti; şöyle ki kilise adamlarına karşı ve bu her geçen gün daha dünyevî hale gelen dinî kurumun içindeki aslî sosyal ihtilâftan doğan, halk beyninde derinlemesine yerleşmiş bir husumet sürüp gidiyordu.

Hümanizm

Antiklerikalizmin yükselmesini körükleyen sair önemli amiller arasında Geç XIV. ve XV. yy.larda ortaya çıkan ve Katolik Kilisesi ve onun dogmatik ve Ortodoks öğretileri üzerine aşındırıcı etkileri olan hümanizm’i zikretmeliyiz. Rönesans filozofları tarafından dile getirilen antiklerikalizmin çoğu, entelektüel sorular yöneltiyordu ve dolayısıyla kiliseye karşı halk eleştirisi akımında yer almıyordu. Mamafih bu “yeni” öğretiler, üniversite bilginleri saflarından gelen, Katolik ilâhiyatına yönelik eski saldırı geleneğine dayanıyordu. Ama antiklerikalizmin bütün şekilleri birlikte mütalâa edildiğinde Luther Reformasyonu’nun, Ortaçağlardan ilk modern çağa geçişte birçok farklı yolların doruk noktasını oluşturduğu görülür.

Ve Boccaccio ile Decameron’u, Chaucer ile Canterbuy Tales (hikâyeleri)

Ortaçağ toplumunun iki başlıca direği olan ruhban sınıfı ile şövalyelik’in şiirde, şarkıda, tiyatroda, öyküde eleştirisi XV. ve XVI. yy.lara özgü değildi.

Güney Tyrol’lu şarkıcı Oswald von Wolkenstein (1376/77-1445) bir hayli yıl İmparator Sigismund’un diplomat ve mütercimi ve de siyasî temsilcisi olarak hizmet etmişti. Dolayısıyla dinî lâdinî, her şeyin içyüzüne vâkıftı. Ve her şeyle alay ediyordu, Petro Luna adını taktığı Papa XIII. Benedict’e gülecek kadar XV. yy. şiirinde en mutat suçlama, rahip ve keşişlerin, manastırın içinde ve dışında pervasız cinsel ilişkileri olup Oswald, Trinklied şarkısında arkadaşlarına, herhangi birinin, rahip veya keşişler dahil, evdeki karılarını ziyarete gelmesini önlemek üzere meyhaneden yeterince erken eve dönmelerini öğütlüyor…[1]

1520’lerde çeşitli reform akımları, antiklerikalizm serlevhası altında toplanıyor. Bütün bu akımların müşterek yanı, “Ortaçağ mülkler piramidinin başını kırmak” oluyor. Mamafih Reform’un tek nedeni antiklerikalizm olmuyordu. Radikal reformasyon, radikalleştirilmiş Protestanlık değildi; Protestanlık, radikallikten arındırılmış reformasyondu.

Bir sosyal piramit olarak toplum, tepesinde ruhban sınıfı olmak üzere, geç Ortaçağ düşüncesinde birbirleriyle yarışan birçok telakkinin bir tanesi oluyordu. Tepede Papa, imparator ve krallar, kardinal ve piskoposlar, prensler ve soylularla gösterilmiş, bir tahta kalıptan basılmış resimde (1520) “Toplum ağacı” (Ständebaum). Rahip ve keşişler, gösterilmemiş olup bunların tacir ve hirfet ehli (zanaatkârlar) ile aynı sırada oldukları düşünülebiliyor.

Ama buraya kadar anlattıklarımız, ilk reformasyon hareketindeki antiklerikalizmin korkunç patlayıcı gücünü izah etmede eksik kalıyor, şöyle ki bunların hepsi, yeni antiklerikalizmin sadece ruhban sınıfına karşı bir tepkiden kaynaklandığını farz edip bunun toplumun bir bütün olarak eleştirisi olduğu hususunu göz ardı ediyorlar. Kimi yazara göre de “hareketin dağınıklığı”, mensuplarının reform öğretilerini dünyevî yaşam ve sosyal alana uygulama girişimlerinden kaynaklanıyor.

Kommünal Reformasyon

Bir sosyal grubun eleştiri konusundan bir genel, bütün kötülüklerin yüklendiği günah keçisine devrimsel dönüşü, devrim zamanı ile normal zaman arasındaki psikolojik farkı yakalamak faziletini haiz oluyor. Bu, örneğin neden Almanya’da reformasyon hareketinin ruhban sınıfının, çizgi ve dilde, Yahudi ve Türklerin uygun düşebilecek şekilde cadılaştırılıp iblisleştirildiğini anlamaya yardımcı oluyor. Bu görüş noktasına dayanarak reformasyon antiklerikalizmini ruhban sınıfının yükselen çürümüşlüğüne bir düşünülmüş tepki olarak değil, bir devrimci durumun zihniyetinin bir parçası olarak görebiliriz.

Johann Geiler von Kayserberg (1455-1510), 1478’den ölümüne kadar Strasbourg Katedralinin vaizliğini yapmış ve bütün bu işleri çok iyi bilmekle ün salmış, çevresinden sevgi ve saygı görmüş bir din adamı olarak sadece, antiklerikalizm gibi günlük sorunlar üzerine değil, genel olarak sosyal görüşler de serdediyordu. Ancak bu sonuncular, çoğu kez aralarında sayıldığı Alzas hümanistlerinkinden farklıydı, şöyle ki o, “kommünal reformasyon” denilen harekete yatkın bulunuyordu.

Geiler’in dinî kommünalizmiyle ilişkisi, onun sair sosyal görüşlerini de çerçevelemiş olarak, düşüncesinin birkaç veçhesinden esinleniyordu. Bunların arasında cumhuriyetçiliği vardı. Herhangi bir uygun sınırlamanın olmamasıyla kommünal politik örgütlenme, Almanca konuşulan ülkelerde gelişme eğiliminde oluyordu. Gerçi Alman kentleri, İtalya ve Hollanda’nınkilerle kıyasla, cumhuriyetçilik dahil, herhangi bir tür politik kavrama fazla ev sahipliği yapmıyordu. Bununla birlikte gerçek teorinin bulunmadığı yerde politik düşünceler bulunabilirdi ve Geiler’inkiler de kesin olarak bir cumhuriyetçi biçim almıştı. Geiler fikirlerini, hayvanlar âleminden ve bu arada karınca topluluklarından örnek vererek savunuyor: “Balıkçıl ve ringa balıkları gibi bazı hayvanların liderleri vardır. Karıncaların kralı yoktur (kraliçeleri olduğunu görmezlikten gelerek). Bunların üzerinde sadece Tanrı vardır” diyor ve ekliyor: “Biliyoruz ki Tanrı, bütün yaratıkların müşterek idarecisidir ve yeryüzünde komün olmadan hükümet olamaz”. Soylulardan ya da köylülerden söz ettiğinde, mesaj hep aynı oluyor: hükümet topluluk için vardır, topluluk hükümet için değil.[2]

1530 civarında Papa’ların hizmetinde Floransa’lı devlet adamı Francesco Guicciadini’nin bir beyanı, İtalyan antiklerikalizmi temasına giriş olabilecek: “Tabiî ki ben daima Papalık Devleti’nin yıkılmasını istedim. Ama kader beni bunlardan ikisi için çalışmaya sevk etti. Bunun için olmasa Martin Luther’i, mezhebinin birçok kötü rahip tiranlığının kanatlarını hiç değilse kıracağı ümidiyle, kendimden çok seveceğim”.

Ahlâkî antiklerikalizm

İtalyanlar sözlerini esirgemeyen insanlardır. Daha ilk başından beri İtalyan halk yazını, uzlaşmaz bir antiklerikalizmle belirgindi. III. ve V. yy.lar arasındaki en büyük yazarlar, herhangi bir Avrupa antiklerikalizm monografisinde mutlaka yer bulur. Monarchia’sında Dante, Alman imparatorluk ideolojisine, Papalık’a karşı mücadelesinde, güçlü bir destek sağlıyordu.; Divina Commedia’sında da, gününün bütün Papalarını cehenneme göndermenin yanı sıra, bunların en güçlüsünün Boniface VIII ve de halefi, Clement V’i, kilise mevki ve rütbelerini satanların arasına yerleştiriyordu. Boccaccio’nun erotik hikâyeleri Avrupalıdan şehvete düşkün papaz ve keşişlerle içli dışlı etmişti. Bu yolda daha birçokları sayılabilir.

Bu arada ahlâkî antiklerikalizmin, erken modern İtalya’da tek sivil muhalefet şekli olmadığını belirtelim. Burada kurumlaşmış bir antiklerikalizmin varlığı bir gerçek oluyor. Bu ikinci türün canlı bir tezahürü, bazı sitelerin Roma Engizisyonu’na karşı verdikleri ve burada ayrıntılarına girmeyeceğimiz mücadeledir. Gerçekten birçok XVI. yy. kenti, Engizisyon’un topraklarına girmesine karşı koyuyor, hiç değilse bunun şiddetini azaltan önlemler alıyor.[3]

Jan Hus hareketi

Bohemya ve Moravia’nın Hristiyanlaştırılması, özellikle Cermen kökenli misyonerler tarafından gerçekleştirilmiştir. Roma ve Avignon’dan sonra Prag. Hristiyanlığın üçüncü rahipler sitesi olmuştu. Kırk bin olan nüfusu içinde her yirmi kişiden biri ruhban sınıfına mensuptu ve bu ihtiyaçtan çok fazla olan rahip sayısı, ekonomiyi adeta tıkıyordu. Ama iş bununla kalmayıp çok küçük bir din adamı azınlığı, ülkenin bütün toprak gelirinin neredeyse üçte birini emiyordu. Manastırların ve Prag başpiskoposluğunun muazzam mülkleri, çoğu fakirleşmiş ailelerden olan aristokrasi ve şövalyeleri kızdırıyordu. Bu durum, Jan Hus’un başını çektiği Hussit reform denemesine götürecekti. Bu hareketin antiklerikalizmi, Tanrı Yasası’nı ihmal eden kötü rahiplere karşıydı. Ancak istisnaî olarak ruhban sınıfını tümden karşısına alan bir menfi tavra dönüşmüştü. Prag’lı Profesör Hus, rahibin, Papa’nın piskoposundan ön müsaade almadan Tanrı Kelâmı’nı vaaz etme hakkını tanıyor ama aynı zamanda da rahiple ruhanî sınıftan olmayan adam arasındaki farkı kabul ediyordu. Ona göre iyi bir papaz İsa’nın hizmetkârıdır ve dolayısıyla manevî işinde dünyevî kraldan daha üstün itibardadır. Buna karşılık kral da, dünyevî idaresinde, rahipten daha üstün itibarda olacaktır.[4]

John Wycliffe

Hıristiyan Batı’nın içinde çırpındığı durum, Bohemya’nın dışında düşünceler ilham etmişti. XIV. yy. bir bölümü “hak yolunda” kalmış, bir bölümü de mahkûm olmuş reformcuların çıkışına tanık oluyor. Ama hiç şüphesiz Oxford Üniversitesi’nde doktor ve müderris İngiliz John Wycliffe (1320-1374), tutarlı bir doktrin şeklinde en devrimci fikirleri serdeden kişi olacaktır. O, hac uygulamalarına, günah bağışlamalarına ve ikona kültüne karşı çıkıyor; ne Papa’nın, ne de kilise silsilesinin varlık nedeni vardır. Gerçek Kilise görünmez, onun önderi İsa’dır, yeryüzünde görülen, Deccal’ın eli altındadır…

Wycliffe’ni tezleri Londra ve başka yerlerde mahkûm ediliyorsa da Avrupa kıtasına yayılmışlardı ve Hus bunlardan çok etkilenmiştir.[5]

Thomas Münzer

Konumuzla yakından ilgili olarak çok önemli bir kişi de Thomas Münzer (1490-1525) oluyor. Bu rahip Reformation’a katılıyor ve Bohemya Hussit fikirlerden etkileniyor. 1521’de kovulana kadar bu kentin proletaryası arasında bu doktrinden yayıyor. Prag’da kısa bir duraklamadan sonra 1522’de Allsted’de bir dinî – sosyal ayaklanmaya önayak oluyor. Daha sonra Mühlhausen’de, Heinrich Pleiffer’le birlikte bir ihtilâlci rejim tesis ediyor. Bu kentten de kovulduktan sonra Almanya’nın içinde geziniyor ve nihayet Köylüler Savaşı’nda (1524-25) önemli rol oynuyor. (Hiçbir “sosyal-demokrat” yanı olmayan) Luther’in Protestan prens ve toprak sahipleriyle ilişkilerini kınayarak geleneksel Hristiyanlığa ve feodal idareci sınıfa karşı daha temelli bir saldırıya davet ediyor. Thuring’li köylülerin ayaklanmasını, kent işçi ve madencilerinin ihtilâlci sosyal hareketlerine bağlamaya çalışıyor. Luther, Münzer’in programının şiddetle aleyhinde bulunuyor ve bu sonuncusu Frankenhausen muharebesinde kuvvetlerinin imha edilmesi üzerine yakalanıp idam ediliyor.

Düşüncesine göre “yaşamaya hakkı olmayan Allahsız”, itlâf edilmelidir. Thomas’ın “Allahsız”ının aslında “feodali, zalimi…” kastettiğini düşünmek için çok neden var.[6]

Erasmus

Yerleşmiş Kilise ve bunun uyguladığı sosyal tutuma çatmanın bir türlüsünü de Hollanda’lı hümanist Erasmus (1466-1536) sergiliyor. Onun başlıca önemi, herkesten daha açık olarak Ortaçağlardan modern zamanlara geçişi ifade etmiş olmasındadır. Çağının uygarlığında köhneleşmiş, sıkıntı veren, akıl dışı veya gülünç görünen her şeyi hafife alıp bunlara karşı çıkıyor. Kuzey ülkelerde Rönesans ruhunun yadsınamaz önderi sayılan Erasmus, zamanının ahlâkını ve yaşamın çeşitli koşullarını sergiliyor ve deli sopasını bunların içinde dolandırıyor. Ünlü “Deliliğe Övgü”sü, kolayca anlaşılacağı gibi, herkesin hoşuna gitmeyecekti.[7]

Ama bu yapıt kitleleri yerinden oynatmış, Kilise’yi heyecanlandırmış, büyükleri endişelendirmiş, Almanya’yı Reformasyoncuları dinlemeye hazırlamakta yardımcı olmuştu. Bu eser, kendisinin dahi düşünmediği, içinde farelerin koşuştuğu eski donanmaları ateşe veren Rönesans’ın ateş gemisi olup daha hür kuşakları yeni deniz yolculuklarına davet ediyordu.[8]


[1] Albert Classen. – Anticlericalism in Late Medieval German verse, aynı yer, s: 91-99.

[2] Thomas A. Brady, Jr. – “You hate us priests” : Anticlericalism, communalism, and the control of women at Strasbourg in the age of the Reformation, aynı yer, s: 167-179.

[3] Silvana Serdel Menchi. – Caracteristics of Italian anticlericalism, aynı yer, s: 271-278.

[4] Frantişek Smahel. – The Hussite critique of the clergy’s civil dominion, aynı yer, s: 83-85.

[5] Kalman Sass. – Hussites (mouvement des). Dictionnaire des religions, P.U.F., Paris 1984.

[6] Michael Freund. – Münzer, Thomas. Encyclopedia of the social sciences, ed. E.R.A. Seligman, New York, 1949.

[7] J. Huizinga. – Erasmus, Desiderius, aynı yer.

[8] Erasme. – Eloge de la folie, trad. Pierre de Nolhac, Paris 1964, çeviricinin önsözünden (s: 5-6).