Lâikliğin Yerleşme Koşulları

Kasım 4, 2016
Kültür Eserleri > Tarihi Gelişimiyle Dünyada ve Türkiye'de Lâiklik > Lâikliğin Yerleşme Koşulları

Lâikliğin Yerleşme Koşulları

Sekülarizm-lâiklik’in dünyadaki tarihçesi, bunun ancak Fransız Devrimi ile noktalanan burjuva-kapitalist hareketin içinde yer aldığını, burjuvazinin o gün bugün elinde tuttuğu iktidarı sırasında, bir hayli serüvenden sonra demokrasi kavramı ile birlikte yerleştiğini gösteriyor. Daha sonraki gelişmede, sosyalist düşüncenin de buna sıkıca sahip çıktığını görüyoruz. Yani lâiklik, varlık koşulu olarak ya bir gerçek burjuva-kapitalist, ya da bir sosyalist (veya gerçek sosyal-demokrat) düzenini gerektiriyor. Din kurumu ile ayrılmaz biçimde özdeşleşmiş feodal düzende lâiklik hiçbir surette bahis konusu olamaz. Şöyle ki toprak ağasının, ırgatlarını hizada tutabilmek için dinin emrettiği “disiplin kaideleri” ve öbür dünya vaatlerine ihtiyacı vardır. Aynı şeyler “demokrasi” için de söylenebilir: seçim sırasında köylünün hangi partiye oy vereceği ağa tarafından emredilen bir düzende hür iradeden nasıl söz edilebilir? Yani ağalık-aşiret reisliği sisteminin egemen olduğu bir ülkede lâiklik ve de buna az çok bağlı demokrasiden söz etmek, doğruca absürt’ü vurgulamak demektir.

Bu savdan hareketle, bir toplumda adı geçen bu iki kavramın yerleşme olasılığının saptanması için o toplumda Batı anlamında burjuva-kapitalist (ve/veya sosyal demokrat, sosyalist) unsurların açık-seçik tanımlanması gereklidir.

Batı anlamında burjuvanın temel niteliklerini gelişigüzel sıralıyoruz.

1. Burjuva iktidara sahip çıkan (dışarıdan güzel koruyan) adamdır.

2. Burjuva, ilerici, kendini sürekli yenileyebilen, bütün bilimlerin, tekniklerin hattâ sanatların sahibi adamdır.

3. Burjuva, gözü pek, mücadeleci, gereğinde olabildiğince yırtıcı (örneğin 1830, 1848, 1870 hareketleri, I. Dünya Savaşı’ndan derin yara almadan çıkabilmiş), üretimde sermaye-emek düalizminin bilincinde olarak işçi hareketini (sendikayı) bir realite kabul eden, onunla mücadelesini demokrasi kurallarına göre yürüten adamdır.

4. Burjuva, lâik ve materyalisttir, yani müspet bilimleri ön planda tutar, uhrevî işleri günlük üretimci yaşantısının dışına iter. Üretimci olarak dünya piyasalarında kıyasıya mücadele ve rekabet edebilmek için böyle olmak zorundadır.

5. Burjuva, sınıfının bilincinde olan, “amacım para kazanmak, gerisi beni ilgilendirmez” demeden sosyal sorumluluk taşıyan adamdır.

6. Burjuva, feodalin antitezi olarak böyle bir sınıfla her türlü bağı koparmış adamdır.

Yani Batı anlamında gerçek burjuvanın, bir feodo-merchant (ağa-çerçi) düzeninde yeri yoktur. Bir ülkenin sanayici ve işadamları, yukarıdaki tanımlamalara uymuyorsa, parlamento, bir toprak ağası (Batı illerimizde buna “beyefendi” denir…) ve tüccar (çerçi) çoğunluğunun elinde ise bu ülkede burjuvaziden, dolayısıyla da, lâiklik ve demokrasiden söz edilemez. Feodal yapının “sol”a tahammülü olamayacağına göre böyle bir düzende bir gerçek sosyal-demokrasi de var.