Kültür Eserleri > THKK 3 - İnşaa Isıtma ve Aydınlatma Teknikleri > Kütahya

Kütahya

Geleneksel ahşap karkaslı evlerin (Resim 192) dışında bu ilimizde kesme taştan inşa edilmiş özel yapılara dair iki eski örnek (Resim 30e ve 77) vermekle yetiniyoruz. Bunlar halen mevcut olup üzerlerindeki tarihe göre bir ilâ iki yüz yıllık binalardır. Bunlarda alttaki tahfif kemeri dışında Yunan mimarîsinin bütün karakteristiklerini görmek mümkündür: Çift eğimli dam, ionik topuk ve armudî silme, çeyrek daire, lento vs. Esasen bunların “Mübadele”ye kadar o bölgede oturan Rumlara aidiyeti, yazılardan anlaşılıyor.

* * *

Gaziantep

Güney-Doğu Anadolu’nun Asur, Roma ve Bizans egemenlikleri altında uzun süre bulunmuş bu önemli kenti, yapılarının görünüşü itibariyle aynı coğrafî paralel üzerindeki sair kentlerden farklı bir manzara arz ediyor. İlkten göze çarpan özellikleri şöyle sıralanabilir:

  • Yapıda çeşitli renkli taş sıralarının almaşıklığı yoluyla tezyini etki aranmış.
  • Taşlar, mahallen standartlaştırılmış boyutlarda olup harçla birleştirilmiş. 27 cm yükseklikte olan diziler gor adıyla anılıyor.[1]
  • Derzden dışarıya taşkın prizmatik şekillerle cephe süslemesi hayli yaygın (Resim 30f).
  • Kemerin her şekli geniş ölçüde kullanılıyor. Ancak, lentodan tamamen vazgeçilmiş olduğu sanılmamalı.

Kökleri çok eskiye dayanan bazı inançlar bu ülke mimarîsine de damgasını vurmuş: Yerel olarak guş taşı tabir edilen ve pencerelerin üstünde bulunan, kuşların barınması için açılmış pencereler vardır (Resim 30f ve 193). Tavanlar yüksek tutulduğundan bu oyuğa bir oda ölçüsünde daima yer vardır. Bunların camı duvarın iç yüzü hizasında olduğundan kuşlara yeterli bir barınak oluştururlar.[2]

İstavroza kadar varan çeşitli şekiller bizi Hristiyanlık öncesi Mezopotamya’dan “Edessa-Urfa-Kontluğu” ile “Maraş Senyörlüğü”ne kadar uzanan dönemlere götürür. Bir başkası da kapıların üzerindeki kurstur (Resimlerde okla gösterilmiş). Bunda da, Orta-Doğu ölçüsünde merkezi Harran olan “güneş kültü”nün mimarî kalıntıları görülür.[3] Kapılardan itibaren iki tarafa “ışınlanan” renkli taş sıraları, güneş ışınlarının stilize şeklini hatırlatmaz mı? Hattâ Resim 30f’deki çıkıntılı gor’lar, özellikle perspektifte, bu etkinin arandığı sanısını uyandırmıyor mu?…

Havara,  Antep’in yumuşak, beyaz, tebeşirimsi bir çeşit yapı taşı olup çok dayanıklı olmadığından daha ziyade yapının iç duvarlarında ve üst kısımlarında kullanılıyor (“Antebin taşı havara, al borca yaz duvara”…)[4]

Bu çok beyaz yapı taşı, koyu renklerle keskin tezat teşkil ederek bu sonuncuların iyice belirginleşmelerine yardımcı olmaktadır. Sözcüğün Mezopotamya kökeni meydandadır şöyle ki bu ülkelerde, yukarda gördüğümüz gibi, İran ve Irak yoluyla Ortaçağda kemerin girişine, yani eskiden beri devam edegelen düz (teras) dam için gerekli ağacın bulunmaz olmaya başlamasına kadar mezkûr damlarda kullanılan kireçli toprak (dam toprağı), havarah tesmiye edilmiş.

Çukurova bölgesi

Resim 79’da Tarsus’un karakteristik ev tipleri görülür. Bunların belirgin müşterek nitelikleri şöyle sıralanabilir:

  • Kemerin kapılarda, lentonun pencerelerde çoğunlukta olması.
  • İki katlı binalarda üst kat, taş konsollar üzerine oturan bir çıkmayı haizdir.
  • Caddeye bakan cepheler kesme taştan ise de bazı yan alt kat duvarlar moloz işleme ve sıvalıdır. İklim koşulları itibariyle alt katlar talî hizmetlere, üst katlar esas ikamete tahsis edilmiş. Bu nedenle alt kat pencereleri yüksek düzeyde bir nevi “havalık” vazifesini görüyor.
  • Köşelerde demir cebireler var (okla gösterilmiş).
  • Harç kullanılmış.

Adana’nın Kozan ilçesinde şekiller hayli farklı. Resim 194’de I. Cihan Harbi’nden önce, bize söylendiği gibi, bir Ermeni yurttaş tarafından inşa ettirilmiş bir büyük konut görülüyor. Giriş kapısının üstündeki “çift yılan”dan, sahibinin tabip olduğu anlaşılıyor.

Keza Resim 194a’da da yine bir eski Ermeni evi görülüyor. Bunların her ikisinin müşterek yanlarından biri, pencere üstlerinin kemerli oluşudur.

Standart boyutlarda kesilmiş taşlarla harçsız olarak işlenmiş binada mimarla taşçı ustası hünerlerini ortaya dökmüşler. Kemer, silme, gömme ve tam sütun, çeşitli şekilleriyle burada kendilerini gösteriyorlar. Ancak, kemerlerin birer tahfif veya süs öğesi olmaktan öteye gitmedikleri, kapı ve pencerelerin üstlerindeki muhteşem lentoların varlığından anlaşılıyor. Balkonun sağ altında, okla gösterildiği yerde, üst üste iki dikey derzi aynı hizaya getirmemek için sıkıştırılmış “kama” taş dikkati çekiyor.[5]

Resim 56’da da H 1320 (1904)’de inşa edilmiş yine bir Ermeni evinin kapısı var. Üstte Osmanlıca “Maşallah” ile altta Ermenice İkez der susatsa” (Allah, senden ümit!) ibareleri değişik örgelerle çevrelenmiş. Üsttekinde stilize dragonları ve bunların altlarında küçük servileri görmemek olanaksız. Kapı kemerini süsleyen gülçeler de yine güneşi hatırlatmakta.

Taşların kaba yontusu, harçsız işleme, ahşap lento (sağda kısmen görünüyor), örgelerin bakışıklıktan uzaklığı, tertip ve çalışmadaki saflık ve içtenlik, Avrupa’nın çağdaş “primitif’ akımını hatırlatıyor.

Bizim gördüğümüz Kozan, çok değişik üslûpta yapılan bir arada sergileyen bir ilçe idi (1952). Resim 195’te, önde solda, üst katı hımış bir ev, aynı sokak üzerinde, sağda, ilerde, taş konsollar üzerinde çıkıntılı bir taş bina ve nihayet ön plânda tamamen farklı bir bina:

Kârgir bir duvar üzerinde, ahşap uzatmalar ve payandalar üzerinde duran bir balkon, bunun üstünde bir duvar ve ahşap konsollar üzerine oturan revaklı bir hayat. Başka bir yorum yapmıyoruz.

Ada’da, iskele kurabilmek için duvarda bırakılan deliğe sakana deniyor.

[1]           Tuna Bulgarlarında “isodomie”ye rastlandığı biliniyor (B. Öfil, op.cit., s.259)

[2]           Bir “güvercin kültü” bahis konusudur. Devamlı duran kuşların başında güvercin geldiğinden guş’tan murad bu kanatlıdır.

[3]           Güvercin ve güneş kültleri için bkz. Kültür Kökenleri II/1

[4]           GA III, s.394-395

[5]           “Kama” sözcüğü Ermeniceden geçmedir (TS)

( * ) Site yönetimi tarafından eklenen başlık, bağlantı ve içerikler – bu içerikler kitabın orjinalinde yoktur okuma kolaylığı için site yönetimi tarafından eklenmiştir.