Kayseri Bölgesi

Kültür Eserleri > THKK 3 - İnşaa Isıtma ve Aydınlatma Teknikleri > Kayseri Bölgesi

Kayseri Bölgesi

Bölgenin genel yapı karakteri aşağıdaki hususlarda toplanabilir:

  • Niğde bölgesinde olduğu gibi köşeler net ve keskin.
  • Harçsız, belirgin fasl-ı müşterekli kesme taş duvar işçiliği.
  • Düz (teras) toprak dam, çörtenler itinasız yapılmış.
  • Her türlü çapraşık şekillerden kaçınılmış, sade cepheler.
  • Pencerelerin çevresinde çıkık çerçeveler.
  • Kemerler yarım daire şeklinde.
  • Zemin katı, çeşitli hizmetlere tahsis edilmiş (dükkân, ahır, ardiye vs.), üst kat ikamet mahalli olmak üzere evler genellikle iki katlı.

Kayseri’nin geleneksel tipte bir büyük evi Resim 111’de görülür. Bu tipler çeşitli şekiller arz etmekle birlikte bunların hemen hepsinde dış kapıdan çokça gözlü bir revakın süslediği bir avluya girilir.

Burada görüldüğü gibi birinci katta da bir ikinci revak mevcuttur ve bunları birbirlerine bir merdiven bağlar (Bunlar Romalının peristilium’lu malikânelerinin anısını mı yaşatıyorlar?…).

Alt revaktan, çeşitli hizmetlere tahsis edilmiş zemin kat “göz”lerine (odalarına) girilir. Bunların günlük hayatta işlevleri, ikamete mahsus üst kattakilerinki kadar önemlidir: Kayserili ev sahibi, evin alıcısına ya da kiracı adayına “gapıdan girdinmi, buğınuun dibinde helâ; yanı başında ahır…” ifadeleriyle evinin tertibini över.

Süsleme öğelerinin asgaride tutulduğu derhal göze çarpar. Kemerlerin beyaz kilit taşlarıyla “testere ağzı” silme ve yine antikçağlarınkinin devamı mahiyetinde sütun başlıkları ile yetinilmiş, buna karşılık ana binanın taş işçiliğine özen gösterilmiş. Avlunun dış duvarında ise taş boyutları intizamsız, yonusu kabadır (Sağ alttaki moloz taşı ve harçlı kısım sonradan yapılmış bir tamir işlemine ait olmalı). Duvarın en üst sırasına vurulmuş koyu renk ayrıca dikkati topluyor.

Devam etmeden αὐλἡ ile Latince aula’nın avluyu ifade ettiklerini belirtelim. Keza “kemer”, Ermenice aynı şeyin karşılığı olan gamar’dan alınmış ve Sanskrit kmar = eğri, kavisli, tonozlu olma; Latin camera= oda tonozu ve tonozlu oda olmasıyla karşılaştırılacak. Bele bağlanan “kemer” ise, Farisî sözcüktür. Türkçe kambur,  kesinlikle “kemer”e bağlanıyor (DELT).

“Payanda” Farisî, “revah” Arabî kökenli sözcükler oluyor.

Resim 184’te, taş ve en üstteki ahşap konsollar ve ahşap hatıl- kirişler üzerine oturan bir Kayseri evini gösteriyor. A. Gabriel, Kayseri’de ahşap konsollar ve bunlara destek olan ahşap payandalı çıkmaları zikrediyor.[1]

Ve nihayet Kayseri’nin yeni yapıları (Resim 185). Bunlar resmin sağında görülüyor ve çok daha kısıtlı malî olanaklarla inşa edilmiş ya da edilmekte oldukları anlaşılıyor şöyle ki: Konsollar üzerinde çıkmalar yok. Sadece okla gösterilmiş ve yarım kalmış binada konsollar görülüyor. Karşıya gelen, inşaat çelik kulesinin hemen sağındaki binanın çıkıntısı konsollar üzerine oturuyor. Bu bina daha eski tarihli gibi görünüyor. Sağdaki evin zemin katı harçlı moloz taş olup temel duvarı üstü bir ahşap hatılı haizdir. En sağdaki komşu bahçe duvarı harçsız kesme taştan. Binanın hemen solunda, inşa halindeki komşu hanenin kesme taş bahçe duvarının kapısı taş lento ile üstten sınırlanmış.

Yeni binalarda çörten görülmüyor, buna karşılık düz toprak damın yanları bir trabzon-korkuluk duvarı ile çevrelenerek damda bir “teras” meydana getirilmiş. Pencerelerin çevresindeki çıkıntılı çerçeveler aynen görülüyor.

Resim 124, 1923-25 arasında Mübadele’ye tâbi olup Anadolu’yu terk etmiş zengin bir Osmanlı yurttaşı Rum’un geride bıraktığı evi gösteriyor. Boyutlar dışında genel hatları yukarda sıraladığımız ana karakteristiklere aynen uymaktadır: Zemin katı “müştemilât”a tahsis edilmiş olup düz teras damın kiriş delikleri belirgin şekilde gözükmektedir. Bunlardan itibaren yükselen duvar ölçüsünden damın çevresinin bir “trabzon-korkuluk” ile çevrili olduğu, damın bir gerçek teras teşkil ettiği tahmin edilir.

Resim 186’da görülen, dıştan merdivenli kısa minare tipine o bölgelerde sık rastlanır. Bu örnek, Erkilet’in yukarı kısmında olması itibariyle kısalığını izah eder gibi görünüyorsa da eşlerine alçak bölgelerde de rastladık. Bu itibarla bunları belirli bir mimarî tip içinde mütalâa etmenin doğru olacağı kanısındayız. Nitekim, “Mısır’da en eski minare İbn Tülün Camii minaresidir… Birinci katı dört köşe olup… ikinci katı üstüvanîdir (silindiriktir). Dışarıdan her iki kat boyunca bir merdiven yükselir…”[2]

Bu tarif bizim Erkilet’tekine az çok uyuyor. Ama “Anadolu’da bilhassa mescitlerde rastlanan basit bir minare şekli daha vardır ki, bunlar doğrudan doğruya binaya veya avlu duvarının bir cephesine bitişik taş bir merdivenden ve bunun yukarı ucunda bir şerefeden ibarettir. Görünüş bakımından minberi hatıra getiren bu minarelerin inşasında, iddia edildiği gibi uzak tesirler aramaktan ziyade… bir ihtiyacın en kolay cevaplandırılışını sebep olarak görmek yerinde olur… Kayseri- Nevşehir bölgesinde bu örnek minarelerin sayısız denebilecek kadar çok olduğu ve bunların her devirde yapıldıkları söylenebilir”.[3]

Minarenin üst kısmının acemice işlenişi ilk bakışta dikkati çekiyor. Bazı sıralar daha koyu renkte taşla işlenerek süs etkisi aranmış. Merdivenin aşın kitlesi de eklendiğinde bu örneğin ana “prototipler”in (eğer varsa) kötü bir uygulaması olduğu sonucuna varılır. Merdivenin harabiyetinden kârgir şerefe korkuluğunun da yıkılıp müezzinnen selâmetini teminen demir parmaklığın sonradan yapıldığı anlaşılır. Cami duvarındaki çörtenler özenli bir işçiliğin ürünü olup gerek buradaki, gerekse minarenin tepesindeki güvercinlikler kayda şayandır. Caminin alt pencerelerinin çevreleri çarpma[4] ile beyazlatılmış. Bir sath-ı mail üzerine kurulu, Kayseri’nin merkez köyü ve bağlarıyla ünlü mesire yeri Erkilet, inşaî bakımdan mahallî karaktere tamamen uygun ve kademeli ters damlarıyla Anadolu’nun tipik bir örneğini vermektedir (Resim 125 ve 187). Burada, pencerelerin çevrelerindeki çarpma’lar dikkati çeker.

Bu çarpma âdetine birçok yerde, özellikle Bitlis’te rastladık. Gece karanlığı ile mi ilgili? Yoksa cinlerin kapı ve pencerelerden girmelerini mi önlüyor?… Aşağıdaki ifadelerden Gaz’te bunun sadece kapılara vurulduğu anlaşılıyor: “Çarpmak: Duvardaki kapı boşluğunun kenarlarını veya köy odalarını kireçle yahut başka bir toprakla badana etmek (Eskiden hacce giden kimse, döneceği sırada ailesi, mahalledeki evlerinin ve tanıdıkların kapılarını çarptırırdı. Bu beyaz badana üzerine kırmızı, mavi boyalarla elma büyüklüğünde yuvarlaklar çarpmak da âdetti. Hacının kapısı ötekilerden kolayca ayırt edilebilecek derecede çok süslü ve nakışlı olarak çarpılırdı)”[5]

Bu çarpma, ve genelde badana işi, Resim 188’de görülen, kamış kabuklarından yapılmış “fırça”lardan oluyor.

Bu arada “merdiven”in Farisî “nerdiban”dan galat, “badana”nın İtalyancadan geçme ve “payanda”nın da yine Farisî kökenli olduklarına dikkati çekelim.

Isparta

Bu ilden vereceğimiz örnekler Cumhuriyet’ten önceki veya onun hemen ilk günlerine aittir. Yapıların müşterek yanları arasında:

  • Çift eğilimli (beşik örtü) çatı.
  • Kireç harçlı kesme taş duvarlar.
  • Yeknesak olmayan taş boyutları.
  • Pencere üstlerinde yarım yuvarlak kemerler.

Resim 78, İstiklâl Harbi’ni takip eden “Mübadele”ye kadar revaçta olan bir konut tipini gösterir. Üst kat iskâna mahsus, alt kat irat getiren dükkân olarak plânlanmış. Bazılarında mahzen dahi bulunup Resim 189’da bunlardan birinin süslü kapısı görülür.

Bu binalarda çatı ahşaptır. Resim 190, Resim 78’teki binanın “yapışık nizam”ına örnek oluşturur. Dükkânlarda genellikle kepenk bulunmaktadır ki bu sözcük Ermenicedir (BTL).

Ve Isparta’da kiliseler (Resim 191 a ve b).

Resim 92b’de bir sivri kemer örneğini görmüş ve “kemer” sözcüğünün etimonunu irdelemiştik. Buna göre bu inşa tarzının Güney Asya menşe’li olduğu düşünülebilir. Küçük Asya’nın her tarafında çok çeşitli şekillerde kullanılmış bir mimarî araç oluyor. Bunun Filistin’e, ancak Ortaçağda İran ve Irak yoluyla dâhil olduğu kaydedilmiş.[6]

[1]           ibd., s.87 ve Pl.XXV/4

[2]           E. Diez. – Minâre, in İA (s.325)

[3]           Semavi Eyice. – Anadolu’da Türk minareleri, in İA (s.332-333)

[4]           Çarpı = badana toprağı.

[5]           GA III, s. 150

[6]           W. F. Albright. op.cit., s.215

( * ) Site yönetimi tarafından eklenen başlık, bağlantı ve içerikler – bu içerikler kitabın orjinalinde yoktur okuma kolaylığı için site yönetimi tarafından eklenmiştir.