“İstiklâl-i Tam” Ve Silopi

Kültür Eserleri > Düşündüklerim Yazdıklarım > “İstiklâl-i Tam” Ve Silopi

“İstiklâl-İ Tam” Ve Silopi

26.07.1991

 

“İstiklâl-i tam” ve Silopi adlı yazım, yarıdan çok kısaltılarak 26.07.1991 tarihinde sadece “Silopi” adı altında yayınlandı. Aşağıda, yazımın tamamını veriyorum.

Basında tuhaf tuhaf haberler çıkar oldu son günlerde. Bunları beklemiyor değildik ama zamanlaması, daha doğrusu bu eğilimlerin günün koşullarından faydalanma hızı bizi şaşırttı. Çok daha önce birkaç kez ileri sürmüş olduğumuz savların doğruluğunun ortaya çıkışı bizi sevindirdi; ama ayrıca üzdü: yanılmış olmayı, ülke çıkarı açısından isterdik.

Her AT’ya başvurumuzda yanıt aynı; daha şunu yapmadınız, bunu gerçekleştirmediniz, insan hakları… ve saire. Buna rağmen neden sürekli olarak bu örgüte girme şarkıları söylendi, bir takım Meclis üyeleri AT kapısında serenatlar yaptı ve yapmakta. Kimdi gitarı çalanlar?

Bunlar, günümüz Türkiye’sinin, kim ne derse desin, şu anda yönetimini elinde tutan toprak ağası (Büyük aile) – aşiret reisi – tarikat şeyhi güruhu idi, kimi Avrupalıya ters düşen geniş kara bıyıklarıyla, kimi de, Sayın Kâmuran İnan gibi, Fransız eşi ile birlikte Avrupalıya yakın görünümü olanlardı.

Bunlar, dünyanın “aydınlanma çağı”nı bilmemiş olmalarına rağmen kokusunu aldıkları bir “sosyal patlama”nın hiç değilse bilinçaltında fobisini yaşayan kişilerdir. Hep bilindiği gibi feodal düzen, kendi emniyeti için tarih boyunca yabancı desteği aramış, Fransız toprak sahibi soylular, düşman orduları safında kendi yurttaşlarına kılıç sallamışlardır.

Bu veriler karşısında neden bu serenatlar? Hemen söyleyelim: Sınai üretim, yabancı sermaye, AT, dünya ile bütünleşme… bu kişilerin umurunda değildir. Hatta bütün bunlara buruk yüzle bakmaktadırlar çünkü bu işler, sömürdükleri “ırgat”ı “işçi”ye dönüştürecektir.

Ama AT, yabancı sermaye… ile bütünleşme, bu kişilerin gözünde durumlarının bir nevi sigortası oluyor: Parasını yatıran, bunu, herhangi bir sosyal harekete karşı korumak üzere, askerini de getirir…

 

Şimdi bunları bırakalım ve bütün bu laflarla ilgili güncel konulara gelelim, gazetelerden okuyabildiklerimiz kadarıyla.

 

Türkiye’deki ABD ve NATO’ya ait üs ve tesisler konusunda, 1979 yılında bir Senato araştırma komisyonu kuruluyor. Komisyon, 12 adet üs ve tesiste inceleme yaparak bir rapor hazırlıyor ve bunda “Türkiye’deki savunma tesislerinin amaç dışı kullanılmalarının engellenmesi zorunludur” deniyor ve özellikle İncirlik’teki üsse dikkati çeken rapor, 12 Eylül kahramanları tarafından hasıraltı ediliyor (Bayram, 26.06.91)

 

Bundan bir gün önce Tahsin Öztin şunları yazıyordu (Bayram, 25.06): “Bizim sayın Özal her şeyi bilir de, Ortadoğu’yu dolayısıyla onunla ilgili emperyalist güçleri içyüzü ile tanımaz…” dedikten sonra Şemdinli kaymakamının İngiliz askerleri tarafından tartaklandığını hatırlatıyor ve devam ediyor: “… Özal’ın ‘Tampon bölge’si, daha sonra ‘American Zone’ olmuştu. Kuş uçurtulmuyordu. Şimdi özerk bir Kürt devleti lafı bölge için ediliyor… 1991 yılında ‘Tampon bölgesi’nden hortlayan Kürt devleti gayreti, İngiliz, Amerikan, Fransız işbirliği ile 1919 benzeri…”

 

Öztin’in endişeleri, bir iki gün öncesinde yayınlanmış haberlerden kaynaklanıyordu: “Çevik Güç’e Kürt nöbeti: Müttefikler, Saddam’ın Kürtlere olası saldırısına karşı Türkiye’de ‘Acil tepki gücü’ oluşturmak istiyorlar…”. Tugay düzeyinde olması öngörülen güç, Silopi’de konuşlandırılacakmış.

 

Bu haberlerin en önemli taraflarından biri de Cumhurbaşkanı Özal’ın “Acil tepki gücü”ne olumlu yaklaştığı haberidir. Meğer ABD bu işe “kerhen” katılıyormuş!…

 

Şimdi sözü bu konularda çok deneyimli büyük elçilerimizden sayın Coşkun Kırca’ya bırakalım (Milliyet 23.06.91):

 

“Resmi Cumhurbaşkanı, Türkiye’ye bu amaçla yapılan başvuruya sıcak bakıyormuş! Sıcak bakmaya başlayıp bu görüşünü yabancı kaynaklı haberlere konu oluşturacak ölçüde sızdırmadan önce acaba Milli Güvenlik Kurulu’na mı, çekilmiş olup gündelik işleri yürütmekte görevli Akbulut hükümetine mi, Başbakan adayı olarak seçtiği sayın Yılmaz’a mı danıştı?!”

 

“Bugüne kadar yabancı askeri birliklerin Türk ülkesi üzerinde Kuzey Iraklıları korumak amacıyla giriştikleri faaliyetleri, ne NATO Antlaşmasının, ne SEIA’nın, ne de TBMM’den – artık sona ermiş – Körfez bunalımı ile ilgili olarak alınmış kararların kapsamı içinde görmek mümkündür. Oysa bu faaliyetlere izin verilebilmesi için TBMM’den hiçbir karar alınmamıştır. Bundan sonra, söz konusu yeni teklifin kabul edilebilmesi için TBMM’den karar alınmazsa, durum çok daha vahim bir Anayasa ihlali oluşturacaktır…”

 

29 Haziran günü Milliyet’te Necati Doğru da şunları yazıyordu: “(Uzmanlar) seçkin bir dikkat ve temkinli bir uyanıklık öneriyorlar. Prof. Erol Manisalı’nın bakışını tahlillerini bu yüzden sizinle paylaşmak isterim.”

 

“Kuzey Irak’ta ABD, İngiltere ve Fransa’nın kurdurmak için elinden gelen her türlü çabayı ardına koymadığı ‘otonom Kürt bölgesi’ için bana söylediği dört önemli nokta şudur: Bir: Otonom Kürt Bölgesi ABD ile AT’na Ortadoğu’daki petrolün denetimini kolaylaştıracak sayısız imkânlar sağlar. İki: Bölge içi istikrarın ya da istikrarsızlığın denetimini ‘otonom Kürt bölgesi’, ABD ve Avrupa Topluluğu’na büyük güç kazandırır. Üç: Otonom Kürt bölgesi, Türkiye, İran ve Araplara karşı Batı’nın kullanabileceği bir siyasal koz sağlar… Dört: Otonom Kürt bölgesi, Arap – İsrail ihtilafında İsrail’e rahatlama olanağını sağlar, Araplara, Türklere, İranlılara çembere girme tuzağı hazırlar.”

 

Aynı gün, aynı gazetenin bir başka köşesinde de M. Ali Birand, bu konuda içini şöyle dökmüştü:

“… böyle bir kuvvetin bölgede ve özellikle de bizim topraklarımızın üzerinde bulunması uzun vadede sakıncalarla doludur”.

 

“1) Bu kuvvetin hareketleri üzerinde Türkiye hiçbir şekilde söz sahibi olamayacaktır. Ne zaman, hangi koşullarda müdahale edileceğini Washington ve Londra kararlaştıracaktır. Bu kuvvetin içinde Türk Silahlı Kuvvetleri de bulunmayacağından dolayı, ne harekât ne de planlama aşamasında Türkiye gelişmelerden haberdar dahi olamayacaktır. Türkiye’nin Irak ile uzun vadeli ilişkileri böylece tamamen başka ülkelerin tekeline girecektir”.

 

“… 3) Hangi ülkelerden olursa olsun, topraklarımız üzerinde ne zaman gidecekleri net şekilde belirlenmeyen, bizim kontrolümüzün dışında bir ‘yabancı kuvvetin varlığı’, beraberinde sorunları da getirecektir. Sadece Irak ile veya genel olarak bölgedeki Kürt sorunu ile ilgili değil, Güneydoğu Anadolu gibi zaten çok duyarlı bir yerde yaratacağı iç sorunlar sayılmakla bitmez…”

 

Bütün bunlardan sonra gelelim işin özüne. Washington Enderunu’nda “meccani (parasız) okuyup mecburi hizmete tâbi” idarecilerimizin işe, “kerhen” dahi olsa katılma kararında olan ABD yönetimi ile aynı doğrultuda bakmaları doğaldır. Onlardan başka bir şey beklenemez. Mütareke yıllarında “İngiliz Muhipleri (dostları) Cemiyeti” kurulmuştu, Damat Ferit Paşa bunun üyelerinin başında idi. 1919’dan 1949’a, bu sevgi Atlantik ötesine kayacaktı…

 

Bu “İngiliz muhipleri”, “İstiklâl-i tam” yolunda dişini tırnağına takmış kişileri cezalandırmak üzere yabancı güçlerin desteğine sığınmışlardı.

 

Şimdi bir gazete haberi daha: “İthal polis”!… Ve belirtilen endişeler: “Terörle mücadele kanun tasarısı ile Türk polisinin ithal polisin emrine gireceği kuşkusu doğdu. Muhalefet partileri, ‘bu tasarı yasalaşırsa yabancı polis Türkiye’de kendi ülkesindeki gibi her tür yetki ile hareket eder’ görüşünü savundular…”. Yani Mütareke ve İşgal yıllarının yaşanacağını mırıldanarak söylediler.

 

Yumruğunu masaya vurup ortalığı ayağa kaldırma yerine bu gibi vızıldamalarla yetinen, kendi bünyesinde aynı toprak ağası, aynı aşiret reisini barındıran, onlardan oy dilenen muhalefet partilerimizin bu denli önemli ulusal konulardaki pasif tutumlarında şaşılacak hiçbir şey yok. Rafsancani’nin Anıtkabir’i ziyaret etmemesini “sert dille” eleştiren Demirel, kendi başkanlığı döneminde gelen Kral Faysal’ın “günah” olduğu gerekçesiyle aynı tavrı göstermesine göz yummuştu (Milliyet, 03.05.91). “Dün dündür, bugün bugündür” gibi laflarla çocuk kandıracağını sanıyorsa, yanılıyor, sayın Demirel. O değil miydi “Türkiye’de üs yok, tesis vardır” diye ulusun gözüne kül atmaya çalışan kişi? Atasözleri şaşmaz: “Kırk yıllık Yani, (yanına hanım hanımcık ekonomistleri de alsa) Kani olmaz”…

 

Ya öbür muhalefet partisi?

 

Düşüncelerini aktardığımız değerli yazarların kesinlikle doğru görüşlerine bir şey eklemek mümkün gibi görünüyor bize: Yukarda sözünü ettiğimiz “sosyal patlama fobisi”nin bu “sıcak bakma”da hiç mi dahli yok? Böyle olunca da Çevik Güç olsun, İthal polis olsun, bunların Kürt’e karşı olduğu kadar doğruca Türk’e karşı kullanılma olasılığı hiç mi yok?…

 

Anlaşıldığı kadarıyla Türk gençliğine daha çok ödev düşecek: “… Bağımsızlığına ve Cumhuriyet’ine kıymak isteyecek düşmanlar, bütün dünyada benzeri görülmedik bir yenginin temsilcisi olabilirler… Bütün bu durumlardan daha acı ve daha korkunç olmak üzere, yurdun içinde yönetim başında bulunanlar, aymazlık ve sapkınlık ve üstelik hainlik içinde bulunabilirler. Dahası, yönetim başında bulunan böyleleri kişisel çıkarlarını, yurduna girip yayılmış olan (dış) düşmanların siyasal erekleriyle birleştirebilirler. Ulus, yoksulluk ve darlık içinde ezgin ve bitkin düşmüş olabilir”.

 

“Ey Türk geleceğinin genç kuşakları! İşte bu ortam ve koşullarda bile ödevin, Türk bağımsızlığını ve Cumhuriyet’ini kurtarmaktır! Gereksindiğin güç, damarlarındaki soylu kanda vardır”…