Kültür Eserleri > THKK 2/B - Tarım, Hayvancılık, Meteoroloji > İltizam

İltizam

İltizam sistemi, Osmanlı İmp.nun zeval döneminde onun ekonomik ve sosyal gelişmesinde birinci derecede rol oynamış, büyük önemi haiz bir müessese olmaktadır. O, Osmanlı toprak rejiminde gördüğümüz derin değişmelerin yer aldığı XVI. yy.ın ikinci yarısında gelişmiş olup bir noktada işbu değişmelerin bir ürünü oluyordu.

Bizans’ta bilinen bu sistem, Selçuklularda da uygulanmış olup muhtemelen onlardan Osmanlılara geçmiş olmalıdır. XVI. yy.ın başlarında, türlü şekillerde ve ziraî ekonominin uygulandığı her alanda idarî-malî bir sistem olarak gördüğümüz mukataa’nın ilk örnekleri ve bunların kayıtları şöyle saptanıyor:

Gerek Aşıkpaşazade, gerekse Dursun Bey, mukataayı az çok tümden vergi ve resim olarak kaydediyorlar. İstanbul’un fethinden sonra kenti şenlendirmek üzere her taraftan getirilen halka verilen Rum evlerine vergi tarh edilince, daha doğrusu bir icar mukabilinde bu evlerde oturmaları emredilince her taraftan itirazlar vaki olmuş ve nihayet Şahabeddin Paşa’nın (Kula Şahin) tavsiyesiyle uzun süre bundan vazgeçilmiş. Gerçekten bu dönemde evlerin mukataaya verildiği tahrir defterlerinde mukayyettir, örneğin 859 (1454) tarihli Orhan Bey İmareti vakıflarının yazılı bulunduğu defterde bazı evlere ait mukataalar zikredilmiştir: “Çeribaşı Timurtaş evi mukataası, Karaca Oğlanlarının evleri mukataası”… Bu arada aynı şekilde bağ, çiftlik yeri veya bir zemin, dükkân ve değirmen mukataasından da bahis görülüyor. “Bostan öşrü, pamuk öşrü, saman akçesi, yonca icâresi” ifadelerinin yanı sıra “çiftlik yerdir mukataa, dükkânlar mukataası, değirmen mukataası, bağ mukataası” şeklinde bir nevi mukataa sistemi göze çarpıyor.

Mukataanın genellikle Hazine tarafından üç yıl için verildiği görülüyor. Kadıların hüccetleri, mektupları veya arzları üzerine ve kefillerini göstermek suretiyle, tevcih edilen uygun kişilere ilk zamanlarda amil, sonradan türlü şekillere göre, emîn veya mültezim adı verilmiştir.

Edirne livasından bir örnek verelim: “Mukataa-i bâc-ı bâzar-ı esb ma’a salhhâne ve bâzar-ı üsârâ”. Burada Edirne’nin 925 (1519)’da geliri fazla olan başlıca üç vergiden, ezcümle at ve esir pazarlarıyla mezbaha resimlerinden ibaret mukataayı görüyoruz ki bu tarihten 34 yıl önce, yani 891(1486)’da başlayan kayıtlar, bu mukataanın at ve esir pazarlarıyla ağnam bâcı mukataasından oluştuğunu, mezbaha bacının hariç tutulduğunu gösteriyor.[1]

Bildiğimiz gibi lügat manası “kesişmek” demek olan mukataa, ıstılah olarak devlete ait bir varidatın bir bedel karşılığında kiralanması, yani o varidatın geçici olarak temliki yerinde kullanılır ki “iktâ” da bu manaya gelir.[2] Ayrıntıları konumuz dışında kalan mukataaya tipik örneklerin N. Beldiceanu.- Les actes des premiers Sultans’da 6, 19… No.lu beratlarda görülebileceğine işaret edelim.

Sürekli savaşların artırdığı malî güçlükler, yukarda izah ettiğimiz askeri teknolojinin değişmesine koşut olarak Osmanlı Devleti’ni timar sisteminden rücû edip Hazine’ye büyük ölçüde gelir sağlayacak yolları denemeye sevk edecekti. Bu yollardan biri, Devlet’in önemli gelir kaynaklarını iltizam’a vermek olacaktı. Çoğu kez Gayrimüslim tebaadan alınan bazı vergilerin tahsili hakkı iltizama konu oluyorsa da XV. yy.ın ikinci yarısıyla XVI. yy.ın ilk yarısında bu, münferit uygulamalar halinde kalmıştı. Ama sistem sonradan iyice taammüm edecekti.[3]

“ Kesmezse iltifatını gamzen derûndan

Alsun gönül mukataasın iltizam ile”…

* * *

Eski Osmanlı Kanunname’leri, bugünün kanun tekniğine ve hitap ettiği alanın özelliklerine göre sistemli bir şekilde ve tek bir “Ana Yasa”nın ruhuna uygun olarak tanzim edilmiş yasalar olmayıp bunlar zaman ve mekânın icaplarına göre eklektik ve pragmatik emir ve fermanlardan oluşan ve bütün memalike şamil olmayan, her yerin örf ve âdetlerine göre derlenmiş özel kanunlardı.” …Osmanlı İmp.ında mevcut nizam telâkkisi, hukukî hayatın inkişafına teşriî bir iradenin geniş ölçüde bir tasarruf ve müdahalesi zihniyetinden ziyade, hukuku ağır ve organik bir şekilde gelişmeye terk etme temayülüne uygundur. Bu sebeple, Osmanlı kanunları birer sistemli tedvîn hareketinin ifadesi olmaktan ziyade, hukukî şeniyetin inkişaf temayüllerini yakından tetkik ederek, ancak bu gelişmeyi tensik etmek suretiyle ve ağır ağır meydana gelmiştir.”[4] Bu işte esas kaide, zemin ve zamana göre hukuk dağınıklığı ve teamüller şeklinde gelişen bir hukuk telâkkisi olmuştu. Böylece eski çağ ve devletlerden intikal eden örf ve âdetler, Osmanlı kanûnnâme’lerinin çoğu kez baş köşesini işgal ederlerdi.

Gerçekten bu sonuncuların hemen fetihten sonra tanzim edilmiş olanları, kaleme alınırken, o ülkelerde öteden beri cari olan örf ve âdetlerin rengi, çoğu kez eski koyuluğu ile dikkat nazara alınırdı: Uzun Hasan (“Defter-i Yasahâ-i Vilâyet-i Diyarıbekir-Tafsil-i kanunnâme-i livâ-i Amid ber muceb-i kanun Hasan Padişah mukarrer şüde…”)[5], Mısır Sultanı Kayıtbay (“Der beyân-ı kanûnnâme-i Sultan Kayıtbay der liva-i Sis”)[6], Dulkadirli Oğullarından Ala-üd-Devle Bey[7] ve İran (“Ve Gence ülkesinin galibi kenar ipek olub Acem vaktinde dahi onar guruş…”)[8]… Keza Mısır Kanûn-Nâme’si, mezkûr Kayıtbay’ın yasalarını hep esas tutmuş, bu sultandan sonra ihdas edilmiş kötülerini ilga etmişti.

Bu örnekler bizi Türk-İslâm alanında dolaştırdı. Ya Balkanlar’da?…

“…Osmanlı nizam ve kanunlarına …eski Bizans İmp.ndan ve bu imparatorluğun müşterek bir kültür ve hâkimiyet sahasını teşkil eden bazı Balkan memleketlerinden veyahut Adriyatik sahilleri, Macaristan, Mora ve Adalar gibi, daha ziyade Avrupa derebeyliği tesirleri altında[9] inkişaf eden memleketlerden gelen unsurlar da şüphesiz hesaba katılmalıdır… Mahallî örf ve teamülleri aynen muhafaza etmek temayül ve prensibi Osmanlı İmp. teşkilât ve müesseseleri tarihine o kadar hâkim bir vakıadır ki… meselâ Macaristan’da.[10] ‘Kanunnâme-i reâyâ-i livây-ı Çanad maa livây-ı Gûla. Livây-i Çanad ve Gûla reâyâsının kanun-u kadîmeleri her sene ki kasım günüdür Türkçe koç katımı dimekle meşhurdır haneden haneye krallarına birer Macar filorisin… viregeldükleri defter-i atikde mukayyed olub…’[11]

Bu kanunlarda eski adları dahi değiştirilmeden eski vergi ıstılah ve çeşitleri, aynen ipka ediliyordu.

Evet, “…Maliye ıstılahınca, malî usulleri ve anların suret-i icrasını, hukuk-ı divaniye ve eşhasın emlâkini tafsil ve ihtiva eden deftere (Kanun defteri) denilmektedir”.[12] Anadolu Selçukluları ve İlhanlılar devam ediyordu Osmanlıda, ama ya bunlar, işbu devam edenleri nereden edinmişlerdi? Sadece Asya’dan mı?… Bunu buraya kadar az çok tartıştık, daha da tartışacağız.

[1] M. Tayyib Gökbilgin.- Edirne ve Paşa Livası, s. 87-91.

[2] M. Zeki Pakalın.- Osmanlı tarih deyimleri.

[3] Bistra Cvetkova.- Recherches sur le système d’affermage (iltizam) dans l’Empire Ottoman au cours du XVIe-XVIIIe siècles par rapport

aux contrées bulgares, in ROCZNIK ORIENTAL ISTYCZNY 27-2, Warzsawa Temmuz 1964.

[4] Ömer L. Barkan.- Kanûn-Nâme, in İA (s. 194).

[5] Ö. Lûtfi Barkan.- Ziraî ekonominin hukukî ve malî esasları I. Kanunlar, s. 145.

[6] ibd., s. 200.

[7] “Sultan Süleyman tahrirlerinin neticelerini bir araya toplamak suretiyle vücuda getirilen defterlerden birinde bulunan bu kanun…

Ala-üd-devle Bey kanunnâmesinin aslından tagyir ve tebdil edilmeksizin nakledilmiştir” (ibd., s. 119).

[8] ibd., s. 196.

[9] Tarafımızdan belirtildi.

[10] Ö. L. Barkan.- Kanûn-Nâme, in İA (s. 194).

[11] Ö. L. Barkan.- Kanunlar, s. 318.

[12] İ. Hakkı Uzunçarşılı.- Osmanlı Devleti teşkilâtına medhal, İst. 1941, s. 232, infra 1.