Kültür Eserleri > THKK 3 - İnşaa Isıtma ve Aydınlatma Teknikleri > Harçlar

Harçlar

Harç, Farisî herc = karışma’dan galattır.

Lök-lok-lögün-lökün: Kireç, zeytinyağı, pamuk, yumurta akının karıştırılarak elde edilen, kırık, çatlak çanak, çömlekleri, künkleri birleştirmede kullanılan macun (Af, Isp, Brd, Dz, Ba, Brs, Bil, Es, Ks, Sm, Rz, Ar, El, Ml, Gaz, Krş, Nğ, Ant, Mğ, İz, Ama, Ezc, Mn). Bu macundan en eski bahis XVI. yy.da, Nakşibendî şeyhlerinden Sofyalı Ni’metullah Efendi’nin 947/1540 yılında düzenlediği Farsçadan Türkçeye “Lûgat-i Ni’metullah”ta geçiyor (bkz. TS). Dalman da, Evliya Çelebi ve Hammer’e dayanarak bize şunları anlatıyor: “Löküncüler loncası: 10 dükkân ile 100 er. Suyolcuları loncası: 1 atölye, 300 er… Arnavut löküncü kireç, bezir yağı ve pamuğu karıştırır (Loncanın törenli geçidinde), arabaları üzerinde bunu, bir yandan Arnavutça şarkı söyleyerek çeker, bir yandan da havaneli ile döver. Suyolcuları borulara lökünlü kenevir sararlar…”[1]

Anlaşılan, çimentonun bulunmadığı zamanlarda kullanılan bu eski macun Anadolu’da hâlâ iş görüyor.

Mezkûr lökün’e çok yakın bir sep-seb-sip var: Kırık çanak vs. yapıştırmakta kullanılan yumurta akı, kireç, süt, pamuk karışımı (İz, Nğ, Hat). Buna Vn ve Nğ’de Zep deniyor.

“Harç” için birkaç sözcük kullanılıyor, Anadolu’da: Başta,  duvar harcı (Gaz). Gez,  duvar taşları arasına konan harç (Nğ, Kn, İç). İrek, duvar örülürken taş ve kerpiçlerin arasına konulan çamur veya harç (Gaz).

Geçelim şimdi bu “harç”ı oluşturan maddelere: (“harç”, Arapça kökenli bir sözcüktür).

Horasan-horosan-horsane,  bir çeşit harç, beton (Kc, Sm, To, Rz, El, Dy, Ant, Mğ, Ay); harçla sıvanan veya örülen duvar: bizim ev horasandır (Mğ, Tr). Donma,  tuğla tozuyla kireçten yapılan harç, horasa’dır (İç).

Horasan’da çok kullanılmış olmasıyla bu adı almış olan horasan,  dövülerek elde edilen tuğla ve kiremit tozunun su ve kireçle karıştırılmasıyla yapılan harç olup Roma, Bizans ve Osmanlı yapılarında da çok kullanılmıştır. İçine başka maddelerin de katıldığı sanılmakta, ama kesin bileşimi bilinmemektedir. Horasan zamanla suyunu yitirerek kireç taşına dönüşür. Bununla örülmüş duvarlar herhangi bir nedenle yıkıldığında taşların tek tek dağılmayıp büyük bloklar halinde kalmasının nedeni budur. Ayrıca çok yüksek bir geçirimsizlik sağladığı için su sızdırmaması istenen yerlerde, örneğin hamamlar, su hazneleri, köprüler, su künkleri, büyük sağlamlık aranan duvar ve kubbelerde çok kullanılmıştır.

İnşaatla ilgili olanlar için “horasan” tabiri, sadece tarihî bir değeri olan ve eski inşaat ustalarınca yapılıp kullanılmış bir yapay, yüksek mukavemetli taşı ifade ediyor. Ama konuya biraz eğilenler, bu tabirin az farklı ama yakından ilgili manalarda kullanılmış olduğunu görürler: Horasan, harç yapmak için kullanılan bir malzemedir.

Horasan, tuğla, dam kiremidi ve çömlekteki “pişmiş” kilin ezilip öğütülmüş haline verilen addır. “Horasan harcı” ise, horasan ve sönmüş kireç ve bazen de kum ilâvesiyle yapılandır. Bazen, öğütülmüş, pişmiş kil kiremit ve tuğladan, yonga halinde olanlar harem içinde bulunmuş. Bu sonuncu horasan karışım grubu, yontulmuş ve yassı taşlar arasında birleştirici malzeme olarak kullanılan klasik karışımdan farklıdır. Kaba zerratlı horasan-kireç karışımı, günümüzün betonuna muadil oluyor.

“Horasan” adının nereden geldiğini söylemiştik. Horasan malzemesi Arapçada “homra”, ve Yunancada “korassani” olarak geçiyor. Suudî Arabistan’da betona horasan denmesi kayda değer.[2]

Bu malzemenin tarihçesi de ilginçtir. Romalılar pozolan-puzolan diye, bir tür volkanik cürufun öğütülmesiyle elde edilen bir çimento türünü adlandırmışlar. Halen, birçok yerde su ve kireçle karıştırılarak kullanılan bu malzemeyi, Romalılar iki ölçü pozolanı bir ölçü kireçle karıştırarak hazırlamışlar ve bunu köprü gibi yapıların duvarlarında kullanmışlar ve M.Ö. III. yy.da, harçlarında kum yerine pozolan kullanmışlar. Tüf, traverten, tuğla ya da mermer kırığıyla birlikte kullanıldığında büyük bir mukavemet kazanan bu yapı malzemesi, Roma’daki Pantheon ya da Caracalla hamamı gibi anıtsal yapıların inşasına olanak sağlamış (AB).

İnşaat sanayisinde, bağlayıcı ya da yapıştırıcı malzemelerin teknolojisi çok yavaş gelişmiş. XVIII. yy.ın sonuna kadar en geniş ölçüde kullanılan ve en iyi bilinen bağlayıcı sönmüş kireç olmuş. Bir hidrolik bağlayıcı ihtiyacı, bir doğal pozolanı kireçle karıştırarak karşılanmış. M.Ö. yakl.100 civarında yaşamış olan Vitruvius, kitabında, Napoli civarındaki Pozzuoli kentindeki toprağın hidrolik bağlayıcı niteliklerini kaydetmiş. Romalı mimar, malzemenin hidrolik niteliklerini açıklamadan bir kısım kireç ve bir kısım kumdan yapılmış bir harca “üçte bir, dövülmüş ve elenmiş pişmiş tuğla”nın eklenmesi halinde daha iyi sonuçlar alınacağına dikkat etmiş. Bélidor da (B. F. Bélidor. – Architecture hydraulique, Vol. IV, Paris 1750- 1782), temeller ve su yapılarında kullanılacak harçların bileşimini verirken ince öğütülmüş pişmiş tuğla unu, pozolan toprağı ya da mümasil malzemelerin (Tournay külü) eklendiğini zikrediyor. Ancak, bu ülkelerde İtalyan pozolanının varlığı horasan tekniğinin gelişmesini engellemiş. Gerçekten, bu harca bir özel ad dahi verilmemiş olmasının ötesinde sadece öğütülmüş kiremit ya da pişmiş kil tozunun eklenmesini zikretmek yeterli görülmüş. Horasan uygulamasının Batı Asya veya Orta Doğu kökenli oluşu, Yunancaya “horassani” sözcüğünün girmesiyle belli oluyor.

Mısır’da Gize piramitlerinde ve Asur yapılarında horasan harcının kullanıldığına dair buluntular var. Çok uzağı aramadan horasan harcının Orta Doğu ya da Anadolu uygarlıklarınca icat edildiği söylenebilir.

Bizans, Selçuklu ve Osmanlı kalıntı ve binalarında horasan harcının kullanılmış olduğuna dair birçok örnek mevcuttur. Harcın bileşimi, horasanın yapıldığı pişmiş tuğlanın niteliği, harcın ne kadar sürede prizini aldığı (sertleştiği) hususlarındaki bilgiler, meslekte babadan oğla geçmiş, daha sonra da ilgili şartnamelerde yasal durum ihraz etmiş.

Horasan, XV. yy.dan başlamak üzere Osmanlılar tarafından büyük yapılarda kullanılmış: Rumelihisarı (1452), Süleymaniye Cami temelleri (1550-1557), Yeni Cami (1597-1664), Nur-u Osmaniye Cami’nin derin hasır temeli (1748-1755), Belgrad anayolu köprüleri (1500-1600) ve Sultanahmet külliyesi, bunlardan birkaç tanesi olmaktadır.

XVIII ve XIX. yy.larda, zamanın yöntemleriyle ıslah edilmiş hidrolik nitelikli harç ve beton ihtiyacının karşılanması için çaba harcandığında şüphe yok. Yöntemler, horasan gibi bazı malzemelerin pozolanik aktivitesini kullanmaya dayanıyordu. Horasanın muhakkak yetersiz olacağı hallerde, “has harç” (özel harç) tesmiye edilen ve kirece İtalyan pozolanının ilâvesiyle elde edilen harç kullanılmış. Bunlar Haliç’teki 3 No.lu kuru havuzun (1796-1799) inşasında ve daha sonra da tamiri işlerinde, keza 2 No.lu kuru havuzun inşasında (1821-1825) kullanılmış. Daha sonra, o tarihlerde Osmanlı mülküne dâhil Santorin (Thera) Yunan adasında yüksek vasıflı bir pozolanın bulunup temini, zamanın sultanı tarafından ödüllendirilmiş. Yine Suriye bölgesindeki hamamlardan elde edilen cüruf ve kül dahi, yine pozolanik aktiviteleri dolayısıyla suya dayanıklı inşaatta kullanılmış, tıpkı Santorin toprağının liman inşaatında başarıyla kullanıldığı gibi.[3]

Çıkan yy.ın son çeyreğinde yazmış olan Alexandre M. Raymond, Türkiye’de kullanılan harçlar hakkında da ilginç bilgiler veriyor ki bunları özetliyoruz.

Harçların terkibi, büyük binaların, sanat eserlerinin ya da deniz işlerinin bahis konusu olması haline, ya da bulunulan yer ve buradaki olanaklara göre değişiyor.

Evlerin, hamamların ve hattâ camilerin temellerinde Türk duvarcıları uzun süreden beri tek bir harç türünü kullanmışlar ve bu kullanış, yok olmanın uzağındadır. Bu harç, basitçe nebatî toprakla kireçten oluşmaktadır. Bazı nahiyelerde, toprağın yerini, Rumca ᾶμουδιᾶ denen balçık alıyor. Günümüzde, Batı mimarlarının örneğine uyarak nebatî toprak yerine kum kullanıyorlar. Bu harem, mutat dozajı, bir ölçü toprağa bir ölçü kireç oluyor.

Nemli bir zeminle temas halinde olan bu harcın sertleşmesi, bu toprak oldukça yüksek silis içerdiğinde bir ilâ iki yıldır ki bu tür topraklar Bursa, Alaşehir, Cebel Lübnan ve İmparatorluğun daha başka yerlerinde bulunur.

Raymond, Bursa ve Şam’da, temeli bu harçla kaba duvar şeklinde örülmüş olup en ufak oturma (tasman) izi göstermemiş birçok ev ile kamu binalarını görmüş.

Kum, kireç ve horasan, eşit miktarlarda karıştırıldıklarında, temeller için mükemmel bir yağlı harç oluşturuyorlar, şöyle ki horasanın hidrolik niteliği, kumun kireçle bileşme eğilimini artırarak kitlenin daha hızlı ve homojen katılaşmasını sağlıyor. Bu harç sarnıçların, temellerin, hamamların, çeşmelerin… duvarlarının örülmesinde kullanılıyor. Yine kumla horasanı ince elekten geçirip sönmüş kireçle karıştırarak iyi bir harç elde ediliyor. Özellikle tuğla minarelerin inşasında kullanılan bu harç, işe belli bir esneklik sağlıyor.

Horasan, yıkıntılardan gelen tuğla parçalarından imal edilebilir; ama en iyisi, en az yüzde 90 kil ve yüzde ondan az kireç içeren iyi pişmiş boru veya çanak çömleğin toz haline getirilmesiyle elde edilir.[4]

Harç, çamurdan olmadığında daima kireçtendir. Bu sonuncusuna Ku’da saruç Krş, Nğ, Ky’de de şillas-şillez deniyor. Keza Räsänen de Asya Türkçesinde “kireç” karşılığında bir bör-bor sözcüğünü zikrediyor.[5]

Günümüz halk dilinde bor, yağmurdan sonra toprağın üstünde meydana gelen tuzlu beyaz tabakayı (Af); kireç, tebeşir, beyaz toprağı (Beyşehir, Ilgın-Kn) ifade ediyor.

Çirpak,  Ezc’da kireç yerine kullanılan beyaz topraktır. Bu toprak herhalde duvarı beyazlatmada da kullanılmış olacağından, adının “çırpmak” fiilinden türemiş olması düşünülebilir.

“Kireç” kelimesinin Ermenice gir-şyğç’den (gir = kireç; şyğç-şeyç = eski Ermenicede dizi, yığın) geldiği tahmin edilmektedir.[6] Bu takdirde kelime, “harç”ın karşılığı olan bir terkipten türemiş oluyor ki bu dahi kirecin çok eskiden beri harç olarak kullanıldığına işarettir. “Kireç”i doğruca Farisî “Kireç”ten iştikak ettiriyor. Çağataycada da sözcük “gireç” şeklini almış.

Şima,  Tr’da kireç ve çimentodan yapılan harç oluyor.

Kireç taşı (hovora – Dy), Resim 118a ve b’de görülen kireç ocağının üstünden, yakacak (kömür veya odun) ile kat kat olmak üzere yüklenir. Altta, ağzın hemen üstünde bulunan ızgaradan tutuşturulur ve ergimiş kireç alttan alınır. İnşaat kireci, killi kireç taşlarından elde edilir. Kirecin en makbulü, yanı en beyazı, odun (çalı) kireci olup resimlerde görüldüğü gibi çevrede bu sonuncusundan eser kalmamış. Hele kireç taşı yerine mermer kullanılacak olursa, değme onun beyazlığına… Maalesef birçok değerli tarihî antik eser öylece kireç ocaklarında ergitilmiştir.

Silifke civarındaki örende rastladığımız bir yapı (Resim 119) da bir küçük kireç ocağı olabilir mi? Üst delik yükleme, alt delik ateşleme yeri olup kireç en alttan alınmış (?). Yan tarafında kireç sıva kalıntıları görülüyor.

Kerkük’te, madende yanmış kayayı ezmek ve kireç haline getirmek için kullanılan büyük, uzun taş veya loğ’a bedirgen adı veriliyor (DS). Bu ifadeden anlaşıldığına göre kireç taşı ocağa taşınmayıp yer yer açılan oyuklardan yerinde yakılıyor ve gevrekleştiğinde orada ezilip kireç haline getiriliyor.

Siirt ilinde, birinci zamana ait metamorfik yapılı billûrlaşmış şistlere ve kireç taşlarına rastlanır. Bunun dışında en çok ikinci zamanın son devri (Kretase) ve üçüncü zamanın yereyleri görülür. Midyat kalkeri diye adlandırılan ve tepeleri kaplayan oluşum, Siirt yöresinde yapı taşı olarak çok kullanılır. Bunların üzerinde, düzlükleri kaplayan kil, killi kireç ve kum taşlarından oluşmuş miosen- pliosen katmaları görülür. Bunların arasında rastlanan ve “caz” taşı adı verilen alçı taşından elde edilen alçı, harç olarak yapı işlerinde kullanılır. İşbu “caz”, Arapça “cis” = alçıdan galattır.

Görevimiz gereği bulunduğumuz ve gidip geldiğimiz Siirt’in inşaî karakteri tamamen kendine özgü ve başka hiçbir yörede rastlamadığımız bir biçim arz eder ki biz bunu aşağıda, müstakil bir bahis olarak irdeleyeceğiz. Bu bakımdan orada kullanılan harcı (caz) yukarıda şimdiden anlattık.

Badana-boya malzemelerine gelince:

Ayranlık,  badana kireci (ayran) hazırlanan çukur, kuyu (Dz).

DLT’te (I/89), kırmızı toprak, aşı toprağı (kırmızı) aşu var ki Boğaziçinin eski ahşap yalılarının, doğanın (yeşillik, deniz, gökyüzü) renkleriyle büyük bir uyum içinde bulunan aşı boyası (kahverengiye kaçan bir kırmızı), adını bu Asya geleneğinden almış. Bunun Anadolu’da halen bazı varyantları bulunuyor: Aşo: boya yapılan kırmızı toprak (To). Arşın,  boya olarak kullanılan kiremit renginde toprak (Gr). Aşu, boya yapılan kırmızı toprak (Çkr, Ama, To, Or, Sv).

DLT’te çüvüt, genel olarak “boya” manasında olup kızıl çüvüt, kızıl boya, zincifre, süleğen; al çüvüt, al boya; kök çüvüt, lâcivert boya; yaşıl çüvüt, yeşil boya; sarığ çüvüt, sarı boya, zırnık (III/162).

Eskiden çamaşır yıkarken, beyaz çamaşıra parlaklık vermek için mavi renkte, bitkisel bir toz boya kullanılırdı ve buna çivit denirdi; çivit mavisi, çivit rengi, lâciverde yakın koyu mavi rengi ifade ederdi. 60’lı yıllara kadar çividin kullanıldığını hatırlıyoruz.

Çivit, civit ağacı’ndan (indigo) elde edilirdi.

Ayran,  sönmemiş kireçten hazırlanan badana kireci (Isp, Dz, Ay, Ba, To, Sv, Mğ, Kerkük).

Akbar,  üstübec (îst). Ağsuğa (ak sıvadan galat), duvar sıvamak için kireç (To). Kora,  ev sıvandıktan sonra duvarın altına bir sıra çekilen renkli sıva (Isp). Suvak ve varyantları, sıva, badana (Rz, Ar, Gaz, Hat, Nş, Nğ, Ada, Ba, Brs, Ks, Krk, Zn, Mr, Vn).

Ciranlamak,  toprak sıva üstüne sulu killi çamurla cilâ yapmak (Ay).

“Sıva” sözcüğünün geçmişi hakkında Clauson’a kulak verelim (s.785). “Suva, su’v’dan iştikak etmiş fiil olup başlarda ‘(toprağı) sulamak, (hayvanları) suvarmak’ vb. Ortaçağ döneminde ‘sıvamak’ için kullanılmış ve bu dahi bir eski mana olmalı”…

DLT II/102: suvaşdı: “ol manğa ew suwaşdı = o bana ev sıvamakta yardım etti. Yarış da böyledir…”

(Aynı suvaş için bkz. Clauson s.793).

Terceme-i Bürhan-ı Kaatı’da “Sıvak, sıvık balçık ve bağdadî ve horasanî kireç ki dam ve duvar sıvarlar. Türkîde sıvan derler” diye yazıyor.

Yağlı boya yapmak için de çoğu yerde pahalı olan keten tohumundan sıkılan beziryağı yerine, buğday tarlalarında yetişen, kara ve acımtırak tanelerinden yağ çıkarılan melemir bitkisi kullanılır (Sv, Ank, Nş, Nğ).

“Bezir” sözcüğü Arapçadan geçme olup çoğulu “bezur”dur.

Yine boyacılıkta kullanılan, kurşun boyası denilen beyaz madenî bir madde olan üstübeç de, muhtemelen Arabî “ispidac”tan galattır.

“Kaba üstübeç”, boya astarı için üstübec yerine kullanılan beyaz bir topraktır.

“Üstübeç macunu”, üstübeç ya da tutkaldan, dövülmüş tebeşir tozu ile hazırlanan tamir macunudur.

Beton da Isp ve Dz’de dondurma adını alıyor.

[1]           Knut Olof Dalman. – Der Valens – Aquädukt in Konstantinopel, Bamberg 1933, s.78

[2]           İlknur Aktuğ. – XVI. yy.da kullanılan bazı inşaat malzemeleri ve kullanım yerleri (İngilizce), in II. Uluslararası Türk-İslâm Bilim ve Teknoloji Kongresi İ.T.Ü 28 Nisan-2 Mayıs 1986, s. 102-103

[3]           İlknur Aktuğ, op.cit.

[4]           Alexandre M. Raymond. – op.cit, s.99-101

[5]           Räsänen, s.80

[6]           DELT

( * ) Site yönetimi tarafından eklenen başlık, bağlantı ve içerikler – bu içerikler kitabın orjinalinde yoktur okuma kolaylığı için site yönetimi tarafından eklenmiştir.