Hanifler

Şubat 11, 2017
Kültür Eserleri > Türk ve Yahudi Kültürlerine Bir Mukayeseli Bakış > Hanifler

Hanifler

Ünlü müsteşrik Emile Dermenghem, “Muhammed’in hayatı” adlı kitabında onun Hicret sırasında Medine’ye (Yasrîb) girişini anlatırken “saçları kulaklarının altına kadar dalgalanıyordu ve bıyıkları kırpılmıştı. Bu biçimi, başın ortasında bir ayırım çizgisi olan putperestlerden kendini tefrik etmek ve Yahudi ve Hristiyan, Ehl-i Kitâb’a yaklaşmak için ihtiyar etmişti…” diyor[1] ve devam ediyor.

“Monotheist Yahudiler, Kur’an’ın sonradan kınayacağı gibi, Kitab-ı Mukaddeslerini az çok gizli tutup ve İlâhî vahiyi biraz kendi ırklarının malı gibi görecek belli bir çekingenlik içinde olmasalardı, oldukça büyük bir dinî etkide bulunabilirlerdi. Tamamen onların hayatını yaşayarak, onlar gibi ticaret yaparak, toprağı işleyerek, savaşarak, onların dilini konuşarak ve aynı ustalıkla koşuklar düşerek ümmîyûn Arapları, vahyedilmiş Kitâb’sız bu bilgisiz yabancıları, küçümsüyorlardı; onlar da aynı şekilde mukabeleden geri kalmıyorlardı. Mamafih Yahudilerin Yasrib’de (Medine) varlıkları, İslâm’a yolları hazırlayacaktı. Bazı nadir kafaları, kendi kendilerine sorular sormaya sevk ediyorlardı.”

“Avs Ebu Amir’lerden bir bölük olan Avsullah’ların şefi kendini bir nevi züht, takvaya vermiş olup, paganizm ile Judaismin karıştığı bir yeni dini yaymaya koyulmuştu ve Müslüman rekabetine iyi gözle bakmıyordu. Fazla mistik olmayan tabiatlarına rağmen dinî sorunlar Arapların zihnini her gün daha çok kurcalar oluyordu. Hristiyanlık yarımadayı sarmış ve birçok kabileye nüfuz etmişti. Kervanlar, buğday ve Suriye kumaşlarıyla birlikte Hicaz’ın göbeğine, Rûm dünyasının örf, âdet ve fikirleri üzerinde duyguları da taşıyorlardı. Şairler hattâ tek Tanrı’dan söz etmeye başlamışlardı. Emevi bin Abis’ salt cennetin yeşil hadika’larını (bahçe) ve cehennemin korkunçluğunu terennüm ediyordu. Kaba putperestliğin tatmin etmediği, kararsızlık içinde, daha saf bir dinin arayışında bulunan bazı diyanetkâr kişilere, galiba, hanîf adını veriyorlardı”.[2]

Gerçekten hanîf (çoğ. hunafâ) Kur’an’da sık sık “hakikî ve sâf din saliklerine alem olarak kullanılmıştı. Hanîf, bilhassa İbrahim peygamberin Allah’a sâf ve temiz bir tarzda ibadet etmenin mümessili olarak kullanılmıştır. Umumiyetle kendisi. …puta tapanların muarızı olarak gösterilir; lâkin kelimenin aynı zamanda bir iki yerde İbrahim peygamberi, ne Hristiyan ne de Yahudi olmayan bir şahıs olarak tasvir ettiği de görülüyor. Meselâ. .. “onlar (ahl al-kitâb): Yahudi veya Nasrânî ol, böylece hidayet bulursun diyorlar; sen de ki, ben ancak hanîf olarak, İbrahim’in dinine tabiyim, o müşriklerden değildi” ve. … “İbrahim Yahudi veya Nasrânî değil idi; o müşriklerden olmayıp hanîf bir Müslüman idi” ayetlerinde olduğu gibi.[3]

W. Montgomery Watt da Kur’an’da hanîf kelimesinin özellikle, Tanrı’ya saf tapınma tipi olarak İbrahim’e ıtlak edildiğini teyit ediyor;[4] ayetlerde “hanîf”, Arapça metinlerde geçmektedir. Aşağıda bununla ve buna bağlı olarak esas itibariyle genel konumuzla ilgili olan bazı ayetleri derç ediyoruz.

“İbrahim’in dininden, kendine kıyan ahmaktan başka kim yüz çevirebilir? Biz onu dünyada (nübüvvet ve hak dini ile müşerref kılarak) seçmiş bulunuyoruz. O ahrette de salihlerdendir. Ona Tanrı’sı: kendini (can ve yürekten hakka) teslim et! demiş. O da: kendimi âlemlerin Rabbine teslim ettim! demişti. İbrahim, aynı şeyi oğullarına vasiyet etti, ‘Yakub da (öyle yaptı) ve: Ey oğullarım! dedi. Allah size bu dini seçmiştir. Siz de ancak İslâm olarak can verin. Yoksa Yakub can verirken sizler hazır mı idiniz? O zaman o, oğullarına sormuştu: Evlâtlarım! Ben öldükten sonra kime taparsınız? Onlar da: Senin ve baban İbrahim ile İsmail ve İshak’ın mabudu olan yegâne Allah’a taparız. Biz de ancak ona teslim olmuşuzdur demişlerdi… Onlar, ya Yahudi olun yahut Hristiyan olun ki hidayet bulasınız derler. De ki: biz dosdoğru yol üzere olan ve müşriklerden olmayan İbrahim’in dini üzereyiz. Deyiniz ki: biz Allah’a inandığımız gibi bize gönderilen vahye İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve oğullarına vahyolunana; Musa’ya, İsa’ya gönderilene, bütün peygamberlere Rab tarafından verilene iman ederiz. Onları birbirlerinden ayırt etmeyiz, biz yalnız Allah’a ramolan Müslümanlarız” (II/130-137).

“De ki: Ey Kitâb ehli! Geliniz, aramızda birleşeceğimiz bir kelimeye. O da: Allah’tan başkasına kulluk etmemek, O’na hiçbir şerik koşmamak, Allah’tan gayri içimizden bazılarını Tanrı edinmemektir. Onlar yüz çevirirlerse deyiniz ki şahit olun, biz Müslimiz! Ey Kitâb ehli! İbrahim hakkında ne için münakaşa edip duruyorsunuz. Tevrat ile İncil ancak ondan sonra gönderildi. Buna da mı akıl erdiremiyorsunuz? … İbrahim ne Yahudi idi, ne de Nasrânî idi. Dosdoğru Müslimdi ve müşriklerden değildi. Şüphesiz ki İbrahim’e en yakın olanlar, ona uyanlar, onun yolunu tutanlar, bu Peygamber ile iman edenlerdir…” (III/64-69).

“Kendini büsbütün Allah’a teslim etmiş olan, iyilik eden ve dosdoğru yolda olup Allah’ın dost edindiği İbrahim’in dinine uyan kimsenin dininden daha güzel din olabilir mi?” (IV/124).

“Ben (İbrahim) varlığımı, gökleri ve yeri yaratana dosdoğruca çevirdim. Ben müşriklerden değilim! demişti. Kavmi onunla tartıştılar, İbrahim onlara Allah beni doğru yola götürdü diye bana düşman kesiliyorsunuz. Ben sizin O’na şerik koştuğunuz şeylerden korkmam. Meğerki Tanrı beni bir şeye uğratmak dileye…” (VI/29-81).

“De ki: Tanrı beni dosdoğru yola iletti ki halis muvahhit olan ve müşriklerden olmayan İbrahim’in dosdoğru dinidir” (VI/161).

“Muhakkak ki İbrahim tek başına bir ümmetti. Allah’a (karşı) itaatli, dosdoğru muvahhitti. Müşriklerden değildi. Allah’ın nimetlerine şükredici idi. (Hak Teâlâ onu) seçti ve dosdoğru yola iletti. Biz ona bu dünyada iyilik verdik. O ahrette de iyiler arasındadır. Sonra biz sana vahyettik ki: ‘Dosdoğru muvahhit olan, müşriklerden olmayan İbrahim’in dinine uy.’ (XVI/120-124).

Gördüğümüz gibi bütün bu ayetlerde hanîf, müşriklik’in zıddı olarak beliriyor; İbrahim ne Yahudi, ne de Hristiyan olup ve Ehl-i Kitâb’a Tanrı’ya hunafâ olarak ibadet etmeleri emrediliyor.

II. Bakara Suresi’nin 4. ayetinde “Ve onlar ki sana indirilene (vahyolunana) ve senden önce indirilene iman ederler ve ahireti de yakinen tanırlar” demekle Kur’an, daha önce gelmiş peygamberlerin Kitâb’larına da inanmayı emrediyor.

İbn İshak, Muhammed kuşağından öncekine ait, pagan uygulamaları terk edip hanîfîye, yani İbrahim’in dinini aramak hususunda birlikte anlaşan dört kişiyi zikrediyor. İbn Kutayba da, işbu hanîf tabirine lâyık sair yarım düzine insanın adını veriyor. Bu kaynaklar Arabistan’da, ne Yahudi, ne de Hristiyan olan bir monotheist tarikatın varlığını mı tazammun ediyor?

Kur’an’da hanîf kelimesinin kullanılış şekli sağlam bir hareket noktası veriyor. Burada hanîf’ler, esas ideal Arap dininin salikleri oluyor; tarihî ulusların herhangi bir tarikat ya da fırkası bahis konusu olmuyor. Kur’an’ın öğretisinin bu veçhesi, Medine’de Muhammed’in Yahudilerle ilişkilerinin gerginleştiği bir dönemde ortaya çıkıyor ve Müslümanların, Yahudi ve Hristiyanların ifsad ettikleri İbrahim’in dinini bütün saflığı içinde muhafaza ettikleri iddia ediliyor.

Muhammed’den önce Arapçada hanîf’in istimaline dair çok sahih misaller vardır (gerçi hangi misalin sahih, hangisinin sahih olmadığını beyan etmek her zaman kolay olmamaktadır); ancak bunlarda farklı mana çıkıyor. Şöyle ki, konuya eğilmiş olanlar bunun aslının Nabatî lehçesinden iştikak ettiğini ve bu dilde bunun kısmen Helenleşmiş Suriye-Arap dininin bir kolunun muakıbını (peşinde olanı) ifade ettiğini ileri sürüyorlar. İştikak sorunu tali kalıyor ancak, bu görüş sağlam olsa bile, Arabistan’a monotheistik fikirlerin sızmasında Helenizm’in benimsenmesinin önemli dahli olduğu varit değildir.

Godefroy-Demombynes, hanîf kelimesinin Arâmî hunapa olduğunu, bu sonuncusunun da “sapık, uyguncu olmayan” anlamında olup atalarının inançlarını reddedenlere izafe edilmiş olmasını muhtemel görüyor[5]. Torrey’e göre ise sözcük “esas itibariyle İbranî hânef’ten geliyor ve muhtemelen onun, (Muhammed) tarafından bir tekdir değil de övme tabiri olarak kullanılması onun zihninde bunun çevredeki paganizmden “uzaklaşıp dönen” kişiyi ifade ettiğini gösteriyor. Nicholson bunun “İbranî hânef’e (mukaddesata karşı saygısız) bağlı” olduğunu ileri sürüyor.[6]

Her ne kadar İbn İshak’ın anlattıklarındaki dört kişi kendilerini hanîf tesmiye etmemişlerse de kendilerini monotheisme (tek tanrılığa) eğilimli hissetmiş olmalıdırlar. Bunlardan ikisi Hristiyan oluyor (özellikle birinin bu seçiminin ardında politik nedenler yatıyor). Bir üçüncüsü, Abdü’lmuttalib’in kızlarından birinin oğlu olup Müslüman oluyor ve Habeşistan’a hicret hareketine dahil oluyor; ama orada tenassur ediyor (Nasranîleşiyor-Hristiyan oluyor). Dördüncü ise, hiçbir Kitâb’lı dine intisap etmeden monotheist olarak kalıyor.

Muhammed’in biyografisi bakımından mezkûr hânîf’ler, başlıca çevrede tek tanrıcılığın mevcudiyetine delâlet etmeleri itibariyle önem taşımaktadır.[7]

                               ***


[1]     Emile Dermenghem. La vie de Mahomet, Paris 1929, s.3

[2]     ibd., s. 16-7

[3]     Fr. Buhl. – Hanîf, in İ.A.

[4]     W. Montgomery Watt. – Hanîf, in E.I.

[5]     Maurice Godefroy-Demombynes, Mahomet, Paris 1969, s. 68-9.

[6]     Abraham I. Katsh. Judaism in Islam, N.Y. 1954, s. 108.

[7]     W. Montgomery Watt. Muhammed at Mecca, Oxford 1979, s. 161-3.