Kültür Eserleri > THKK 3 - İnşaa Isıtma ve Aydınlatma Teknikleri > Çömlekçilik

Çömlekçilik

Adana Müzesi müdürü Ali Rıza Yalgın, Gaziantep’in Güney’inde iskân edilmiş Barak, Elbeyli ve Berelli Türkmenleri arasında ilkel çömlekçiliğin hâlâ yaşadığını (yazı 1940’da yayınlanmış) anlatıyor.

Bunların yerleştirildikleri alanlar kereste ve taştan yoksun olup bütün gereksinmelerini, çiftçilikleri gibi, sadece topraktan sağlama zorunluluğunda imişler. Mezkûr oymakların barındıkları bu bölgede hemen her köyde topraktan birçok şey yapılıyormuş.

Bu yapılanlar iki türlü olup biri topraktan yapıldıktan sonra sadece gölgede kurutulanlar, diğeri de bu kurutmadan sonra pişirilenler oluyor. İlkine örnek olarak ev içlerindeki raflar (Resim 99), arı kovanları, arı damlan, ev kapılarının çevresini süsleyen örgeler… sayılıyor. Yalgın’ın fotoğraflarını verdiği toprak kovanlar, hafif konikliği olan uzun ve kalın su künklerine benziyor. Bunlar arı damlarında yatay olarak istifleniyor. Biz bunların aynını ağacı bol olan Çamardı’da (Niğde) gördük (Resim 100). Ancak bunlar kavaktan oyulmuşlardı. Sırası gelmişken İstanbul Kumburgaz köyünde Bulgaristan göçmenlerinin arı kovanı tipini veriyoruz (Resim 101): ağaç dallarından örülmüş sepetin üstü çamurla sıvalı.

Dönelim Türkmen oymaklarına. Bunlarda ilk iş, kırmızı çamura bir miktar ince saman katıp güzelce yuğurmaktır. Bu çamur Resim 99’daki raf gibi bir süsleme işinde kullanılacaksa, buğday sapından istenen şekil meydana getirilir ve üstüne çamur sıvanır. Kuruduktan sonra da bir badana vurulur. Kovanlar ise birkaç aşamada imal edilir şöyle ki bir ince boru oluşturulur, kuruduktan sonra üstüne bir tabaka daha bulanır ve kurutulur. Bu işlem, istenilen kalınlığa kadar devam eder.

“Pişirilerek yapılan su kapları ve çömlekçilik usulü Türkmenlerde şöyledir: Kum ve toprak elenir, 2-3 cm uzunluğunda lüzumu kadar keçi kılı makasla kesilerek tiftik edilir, elenmiş kumla kıl tiftikleri ıslanarak çamur haline getirilip yuğurulur. Ve çamur tokmağıyla güzelce dövülerek halledilir. Bundan sonra elenmiş kırmızı toprak, kum ve kıl bir arada baştan yuğrulur, tokmakla dövüldükten sonra haliyle bir hafta müddetle olduğu yerde bırakılır. Buna halk ‘eşkitme’, ‘büdüş etme’, ‘sasılama’ adını verir. Büdüş, sası, eşki kelimeleri bu çamurun kokmasını ifade eden kelimelerdir. Bir hafta içinde çamur iyice pis pis koktuktan sonra tekrar yuğurulur ve tokmakla dövülerek kullanılacak hale getirilir”.

“Bu kaplar bir günde yapılıp bitmez; çömlekçi kadın birinci günü, yapacağı çömleğin dibini onarır. Bir gün bu dip kuruduktan sonra ertesi gün kenarlarına altı yedi santimlik bir yükseklik ilâve edilir, o da kurumaya terk olunur. Böylelikle her gün birer parça işlenen ve bir günde kuruyan parçalar ile yapılan su çömleği büyüklüğüne göre on yahut on beş günde bitmiş olur. Türkmenler arasında her gün yapılmış olan parçanın adına “bat” denir. Yevmiye bir bat işlenerek vücuda gelen küpün veya su kabının kulpları takıldıktan sonra kabartma olarak üzerine buğday sapından yapıştırılmış şekiller de çamurlanır ve bir iki gün daha haliyle gölgede kurutulur (Gerek samanlı çamurlar ve gerekse kumlu kıllı, kırmızı topraklı yapılar daima gölgede işlenir, gölgede kurur). Yapılan su kabının ağzı rüzgâra karşı gelmek suretiyle yatırılır. Kabın etrafı tezeklerle bolca örtülür. Ağzının önüne bir miktar çalı çırpı konarak tezekler yakılır ve ateş yandıkça kuru tezekler tutuşur; böylelikle su kabı büyük bir ateş içinde kalır. Bu arada, mevcut ateşten az miktarı da küpün içine konur. Ateş sönünceye kadar (tahminen 24 saat) haliyle kalır ve küp pişirilmiş olur. Küp pişirildikten sonra ise içine derhal su konmaz. Bir iki gün soğutulur ve evvelâ soğuk su ile içi ve dışı yıkanır, sonra içine su, pekmez, yağ ve saire gibi şeyler doldurulur…”

“Bu küplere kum bulunamadığı takdirde eski küp parçaları dövülüp elenerek kum yerine kullanılır. Buralarda kiremidin adına ‘kırmıd’ denir.” “Kumu çok olan küplerin suyu daha çok soğuk tuttuğu söylenir.”

“Küpü pişirecek olan tezeklerin yalnız sığır hayvanı pisliğinden olmasına ve içinde insan veya diğer bir hayvan pisliğinin bulunmamasına dikkat olunur. Böyle halis sığır tezeği olmayan ateşte pişirilecek çömleklerin kırılacağına hükmolunur. Ateşin bir ‘arsız avrat’ tarafından (kavgacı kadın demektir) yakılmasına hususî bir ehemmiyet verilir. Arsız avradın yaktığı ateşle pişirilen kapların dayanıklı olacağına itikat olunur.”[1]

İbrahim Hakkı Konyalı da Şereflikoçhisar testilerinin çok meşhur olup Ankara’da arandıklarını yazıyor[2] ve bir “desti fırını”nın resmini veriyor (Resim 101a). Resimden fırının dıştan toprakla sıvalı olduğu görülüyor ve testileri içine alacak hacmin kerpiçle oluşturulduğu tahmin ediliyor. Şereflikoçhisar’da “sızan testi” de yapılıyormuş. 30’lu yıllarda İstanbul Küçüksu’da çömlekçiler vardı. Bunların “sızan testi”leri çok aranırdı. Bu testinin çamuruna ince tuz katılıyor. Piştikten sonra içine su kondukça bu tuz eriyor ve cidarda (çeperde) çok ince gözenekler hasıl ediyor ki testi buralardan “terliyor”. Testi gölgede, tercihan rüzgârlı bir yerde tutuluyor. Bu “ter”, buharlaşırken içerden ısı çekiyor ve su soğuyor. Buzdolabını bilmediğimiz yıllarda içme suyumuzu böyle soğuturduk. “Sızan testi” yoksa adi testiye ıslak bez sarılıp rüzgâra bırakılırdı.

Hâmit Zubeyr Koşay ile Akile Ülkü de “Anadolu’da iptidaî çanak-çömlekçilik” üzerindeki araştırmalarını yayınlamışlar.[3]

Burada verdikleri oldukça ayrıntılı bilgileri özetleyerek aktarıyoruz.

Doğubeyazıt’ta “kav” denilen kırmızı toprak eve taşınıp, kumlu ise ince kalburdan geçirildikten sonra tuğladan örülmüş bir kuyuya dolduruluyor, suyla iyice karıştırılarak ince hamur haline getiriliyor ve sonra, üzerine daha ince elenmiş kum serpilerek dört beş adam tarafından bütün gün (ayaklarla) yoğruluyor. Sonra bu çamur serin bir yerde taş döşeme üzerine çıkarılıyor. Burada bir gün daha ayakla çiğnenerek özleştiriliyor. Bunun için yoğrulmuş çamur, taş döşeme üzerine 5-6 cm kalınlığında, 60-70 cm eninde ve 3-4 m uzunluğunda seriliyor. Bir veya iki kişi varıp gelerek durmadan çiğniyorlar. Arada bir katlanıp yeniden çiğnenen çamur yine uzuyor ve lastik gibi özleşmiş oluyor.

Çeşitli yörelerin toprak cinslerine göre bu temel işlemde, ayrıntılarına girmediğimiz, bazı ufak değişiklikler uygulanıyor. İmalât, el veya ayakla döndürülen tablalar üzerinde oluyor. Kadın, çamur yığınından güvecin alt kısmını tasarladığı kadar alıyor, daha önce üzerine biraz mengele[4] tozu serpilmiş döner tablaya koyup güvecin altını meydana getiriyor, sonra döndükçe kadın bir eliyle güvecin içinden çamura bastırıyor, öbür eliyle de sürekli olarak tuttuğu profil kalıbı ile güvecin dışına şekil vermeye çalışıyor ve böylece güvecin kenarları yükseliyor. Kurutma işinde de yer yer, toprağın cinsine göre, farklılıklar oluyor.

Ayaş’ta da mamulâta sır vurulmaktadır. Ustaları Konya’nın Sille kazasındandır. Hâlâ oradan getirdikleri bir nevi beyaz topraktan bulamaç yaparak kapları sırlamadan evvel bu bulamaçla astarlarlar. Güneşte kuruduktan sonra astarlanması için bir ilk pişme uygulanır.

Astar bulamacı sürüldükten sonra sırlanıyor. Bazı yerlerde bu astarın kendisi sır yerine geçiyor.

Yalvaç’ta (Isparta) kaplar hep sırlı olup işbu sır, mürdesenk veya kurşunla yapılıyor; Mürdesenk, ocakta yakılmış, soğutulmuş, el değirmeninden geçirilip elenmiş bir doğal kurşun oksidi (PbO)dir. Sırlama için mürdesenk suyla karıştırılarak tahin kıvamında bir sıvı olarak kaplara sürülüyor, sonra fırınlanıyor. Mürdesenk bulunmazsa iş doğruca kurşunla yapılıyor. Kurşun bir kap içinde uzun süre karıştırıla karıştırıla ergitiliyor ve böylece oksitlendiriliyor (“çürütülüyor”). Çürümeyi hızlandırmak için üzerine bir miktar kükürt serpiliyor ve biraz da su ekleyerek (bunun çok dikkatle yapılması gerekir zira ergimiz kurşun sıçrayabilir) kaynamaya devam ederken ocaktan indiriliyor. Artık kurşun çürümüş ve gevrek hale gelmiştir; taş değirmende ince öğütülüp saklanıyor. Turgutlu havalisinde ise kurşunu çürütürken biraz gök taşı (bakır sülfat) veya bakır tozu ilâve edilerek sır renklendiriliyor (yeşil). Mavi cam tozu katılırsa sır sarı, İspir taşı (bakır cevheri) ile de siyah olur. İnce öğütülüp karıştırılan çakmak taşı da sır’a parlaklık verir.

Iğdır ve Van Gölü kıyılarında bu gölün üzerinde peyda olan kaymak (soda köpüğü olmalı) (Van’da poroze,  Iğdır’da Şar deniyor) kurutulup ufalanıyor ve buna dörtte üç oranında çakmak taşı tozu karıştırılarak sır yapılıyor.

Tire ve yöresinde sırda mor renk, kurşun eriyiği içine rastık taşı (antimuan) katılarak elde ediliyor. Doğubeyazit’te yumurta akı ve ayran karıştırılarak sır yapılıyor. Kimi yerde de bunun için kara sakız, şırlağan (susam yağı) kullanılıyor…

Çeşitli pişirme yöntemlerinin ayrıntılarına girmiyoruz.

Koşay ile Ülkü’nün bu incelemesinden sonra geçiyoruz şimdi seramik uzmanı Güngör Güner’in sistematik araştırmasına.[5]

Güner önce, yedi gruba ayırdığı tezgâh türlerine göre bir sınıflandırma yapıyor; sonra dört pişirim türünü anlatıyor. Sıra “astar ve sırlama” türlerine gelince, bunları da dörde ayırıyor: “l) Genellikle astarlanarak, tek pişirimde sırsız yapılan işler; 2) Yapılan işlerin, bir kez pişirildikten sonra içten veya dıştan katran, reçine ya da sütle astarlanmasıyla oluşan bir tür sırlama; 3) İlk pişirimden sonra sırlanan ve ikinci kez pişirilen sırlı işler; 4) Biçimlendirildikten sonra deri sertliğindeyken astarlar dekorlanarak pişirilen, sırlandıktan sonra ikinci kez pişirilen sırlı işler”.

Çatalhöyük kazılarında sepetli, tahta kapkacaklı bir Neolitik evreden seramikli bir Neolitik evreye geçiş çok açık olarak görülebiliyor (M.Ö. 7000). İlk çömlekçi çarkına Uruk’ta (Mezopotamya) rastlanıyor ve M.Ö. 3500 yıllarına ait olduğu saptanıyor. 500 yıl kadar sonra çarklı çömlekçilik Kuzey Mezopotamya’dan tüm Mezopotamya’ya, Batı Hindistan’a, Suriye’ye, Mısır’a ve Ön Asya’ya yayılıyor. Anadolu’da ilk çarklı çömlekçiliğe 3000-2000 arasında ilk kez Kayseri dolaylarında, Alişar’da, Boğazköy’de ve Truva’da rastlanıyor.

Bu bilgilerden sonra geçiyor Güner tezgâh türlerine göre çalışan köylerin imal usulleri ve ürünlerinin ayrıntılarına. Biz bunların arasından ilginç olan bazılarını aktarıyoruz. Örneğin, Erzurum’un Aşkale ilçesine bağlı, çömlekçilik yapanlara purutçu adının verildiği Koşapınar köyünde tüm evlerin tavan kaplaması, daha önce irdelediğimiz (Resim 15a ve 15b) kırlangıç veya tütekli tavan tipindenmiş (Resim 102).

Elazığ’ın Sivrice ilçesine bağlı Uslu köyü hakkında Güner şunları söylüyor: “Anadolu’da ilkel çömlekçilikle uğraşan her köyü görmek bizim için değişik, ilginç ve şaşırtıcı bir olaydı. Ama duyduğumuz şaşkınlık Uslu’da doruğuna ulaştı.

“Buraya dek çizilen tablo Uslu’yu görünceye kadar yabancımız değildi. Ne var ki burada yere çömelmiş olarak çalışan kadın, kalıbı döndürme işleminde ayağının başparmağını kullanmaktadır. İşi yapan kadın bu durumda gerektiğinde her iki elini de biçimlendirme işlemi için rahatlıkla kullanabilmektedir. Bunu görünce insan, istemeden, ayakla döndürülen çarka geçişin zaman içinde dondurulmuş ilk evresi karşısında olduğu duygusuna kapılıyor…”[6]

Yine Manisa’nın Salihli ilçesinin Karataş bucağına bağlı Gökeyüp köyünün ilginç yanları var: “Buraya ilk yerleşen üç kardeş yörük oldukları, en büyüğünün gözleri mavi, ismi de Eyüp olduğu için buraya Gökeyüp adı verilmiş”miş.

Buranın halkı, Erdebil’de (İran’ın Doğu Azerbaycan ilinde) kurduğu tekkesine bağlı Türkler olup Sivas dolaylarından göçebe olarak gelmiş bir aşiret imiş. Borlu havalisinde yarı göçer yaşarken 200 yıl önce, bugünkü Demirköprü barajını çevreleyen dağların eteklerine yerleştirilmiş. “… buraya topraktan kapkacak yapmayı bilerek geldikleri ve elverişli toprağı bulunca bu işi sürdürdükleri sanılıyor. Bu yörede yapılan kazılarda çıkan ve M.Ö. 200 ve M.S. 400 yıllarına ait kazı buluntularında Gökeyüp toprağı ve formlarıyla hiçbir ortak özellik saptanamamıştır.”

“Gökeyüp’te kapkacaklar sakızlı toprak dedikleri normal, kırmızı bir kilin, mengele dedikleri mika… görünümünde bir toprakla 2/1 oranında karıştırılmasıyla yapılmaktadır…”[7]

“Kör de bilir Avanos’un yolunu

Testi bardak kırığından bellidir” (Aşık Seyranî, XIX. yy.)

Avanos’taki çömlekçilikte kullanılan topraklar kısa mesafelerde değişmeler arz ediyor. Bunların ana malzemesi volkanik kayalar olup bunlar, kimi yerde, damar halinde kırmızı ve gök; kimi yerde çoğunlukla kırmızı; kimi yerde de kırmızı, gök (kahverengi)dir. Burada toprağın elenmesine önem veriliyor: elekler hayvan deri ve bağırsaklarından ince şeritler halinde çıkarılıp bükülerek elde ediliyor ve tahta kasnağa geriliyor. Delik boyutları 0,35 ilâ 0,50 cm oluyor. Çömlekçiler bu değişik topraklan karıştırarak kullanıyorlar.

Kızılırmak kavisi içinde yapılan kazılardan, M.Ö.ki yıllara ait çok zengin çanak- çömlek örnekleri elde edildiğine göre Avanos çömlekçiliğinin çok eskilere gittiği istidlal ediliyor.

Avanos’un merkez ilçesinde bulunan yapım evlerine “İşlik” deniyor. Bunlar hayli büyük hacimlerde, güneş almayan yapılar olup kisir denilen silisyumu bol taştan inşa ediliyor. Tavanlar kemerli, zeminler topraktır.

Avanos’ta dört tür tezgâh, yerli deyimle çıkrık kullanılıyor: çıkrık tezgâh, tahta tezgâh, çarklı tezgâh ve elektrikli tezgâh. Ama en çok çıkrık ile tahta tezgâh kullanılıyor. Bu sonuncular arasındaki fark, çıkrık tezgâhın tablasının çanak-çömlek çamurundan, öbürününki ise tahtadan olmasında. İlki başlarda zor döner ama “volan” etkisi ile daha uzun döner. Tezgâhlarda, yapılacak eşyaya göre kalıplar kullanılır. Büyük parçaların imali, az çok daha önce anlattıklarımız gibidir.

Fırınlar da kisir’den yuvarlak olarak inşa ediliyor. Kurutulmuş çiğ mamul, kemerli bir üst bölüme (kayacak) istif edilir, altta yere gömülü yerde ateş yanar (ocak).  Isı, kemerli tavana açılmış, 10 ilâ 25 cm çapında, 30-35 adet yuvarlak delikten yukarı çıkar. Çiğ mamulün kayacak’a istifi bir “uzmanlık” işi oluyor. Fırın beş saat süre ile yanıyor. İlk iki saatinde odun, geri kalanında bağ çubuğu, talaş, saman vs. yakılıyor. Fazla ayrıntılara girmiyoruz.[8]

Tokat Seramiği, cam gibi parlak ve sade oluşu ile farklılık taşıyor. Yalınlığı onu, bir Kütahya ya da Çanakkale seramiğinden ayırıyor. Çukurbostan’da antikacılık yapan Zeynep Baykan bunları toplamış. İfadesine göre Tokat’ta üretilen eserler, Çanakkale’ye mal edilmeye çalışılıyor. “Bize” diyor Baykan, “bunların yapıldığı atölyeleri gösterdiler. Tokat Zile’de, mescit ve köprülerin üzerinde bundan yapılmış işlemeler var”. Çanakkale seramiği desenli, Tokat’ınki yalın. İlkinde daha çok çiçekli, hareketli formlar hâkim, Yunan havasında.[9]

Tokat Arkeoloji Müzesinde sergilenmiş Bizans dönemi seramik testilerle Tokat yapımı seramiklerin benzerlikleri üzerinde durulmuş. Bu benzerlikler, Bizans seramiklerinde kullanılan akıtma astar boyama ve Sgrafitto gibi tekniklerin yanı sıra özellikle XI- II. yy.dan itibaren kırmızı hamurlu, kurşunlu parlak yeşil sırlı olan seramiklerle Tokat seramiklerinin ortak yönlerinde görülüyor. Anadolu’da XII.-XIII. yy. Selçuklu döneminde seramik üretiminin varlığı, kazılardaki buluşlarla kanıtlanmıştır. Bu dönemlerin malzeme ve süslemeleri, Anadolu’nun erken Hristiyan ve Bizans dönemlerinde de bilinmektedir.

Tokat’ın ünlü bakırcılığı, renk ve sır elde etmede önemli bir etken olmuş, şöyle ki eski ustalar, bakır tufalından (bakır dövülür ya da haddelenirken dökülen cüruf) yeşil rengi elde ediyorlarmış ve bu seramikler en az iki yy.dan beri yapılıyor, sarı renkliler ise bunlardan da daha eski imiş.[10]

Sergilenmiş, XX. yy. başlarına ait bir sarı küp (Resim 104a, bkz s. 482) üzerindeki Ermenice yazılar, burada da Hristiyan ustaların varlığını gösteriyor.

Biz Kütahya’nın Emet ilçesinde, ne zaman nerede yapılmış olduğunu saptayamadığımız büyük küplere rastlamıştık (Resim 103). DTL’de (I/480) “kendük = Küp gibi, topraktan yapılan büyükçe bir kaptır; içerisine un ve una benzer şeyler konulur. Kencekçe” tarifi var. Clauson (s.729) bu sözcük için “hiç şüphesiz İran kökenli bir Kencek sözcüğü” diyor ve “tahıl muhafaza etmek için büyük bir toprak kap” olduğunu doğruluyor. Günümüz halk dilinde bu manaya gelen böyle bir sözcüğe rastlamadık. Ve nihayet Gediz (Kütahya) ilinin Şaphane bucağında, kerpiç evlerin bir tanesinin 2.katına yükseltilmiş bir kerpiçten ekmek fırının (Resim 104) göstererek bu “pişmiş toprak” konusunu kapatıyoruz (Bu fırının kerpiçleri, görev sırasında ister istemez pişeceklerdi).

Kaşgarlı Mahmud’un 1072-3’te kaleme aldığı, Türk dilinin bir kamusu olmasının ötesinde Asya’daki yaşama birçok bakımdan ışık da tutan Divanu Lûgati’t- Türk’te (DLT) çömlekçilikle ilgili birkaç sözcük bulunuyor. Ezcümle:

Kerpiç = kerpiç I/455; “pişmişine ‘pışığ kerpiç’ denir, ‘tuğla’ demektir.”

Közüç = çömlek I/506; “ ‘közüçlük titik’, çömlek yapmak için ayrılan çamur”.

Oçaklık titik = ocak yapılacak çamur ve benzeri olan bir nesne I/150.

Sal = kaplardaki sır in/157.

Toy = çanak yapmak için çamur III/141. Toy eşiç = toprak tencere III/142.

Şimdi de bu aynı konuda günümüz halk dilinden derlenmiş sözcüklere bakalım.

Ana oğul = irili ufaklı kerpiç çıkaran bir çeşit kalıp (Sv).

Agür = çanak, çömlek yapılan kil (Ar).

Ana = ana kalıpta dökülmüş büyük kerpiç (Mr, Ant) = anaç (Dz, Ezc, Tn, El) = ana kerpiç (Ama, Ml) = ana kesek (Nğ).

Ana kuzu = çatılara konulan yerli kiremitlerin altta (ana) ve üstte (kuzu) bulunmalarına göre aldıkları ad (Ant).

Bardak (GAIII) = Toprak testi (Azerî, BTL); kiremit, künk. Kadı bardağı = geniş künk; çatısı kiremitli (bina): eviniz dam mı, bardak mı?

Badas = Tuğla (Çkr).

Gane = Kiremit (Mr).

Gelif= Tuğla, kerpiç, kiremit kalıbı (Isp, Kn).

İneme = Tuğla (Ed).

Yazı taşı = çömlek sırını karartmakta kullanılan bir taş (Çkl).

Bunların ayrıntılarına gireceğiz.

Devam etmeden bu “sır” sözcüğünü geriye doğru takip edelim. Asıl olarak, Çince chi’den istiare edilmiş “lâke, vernik” manasında olmuş. Sözcük, bütün modern dillerde yaşıyor. Kuzey-Doğu, Kuzey-Merkez ve Kuzey-Batı lehçelerinde mutat olarak “renk, boya”; Güney-Doğu, Güney-Merkez ve Güney-Batı (Osmanlı) lehçelerinde de lâk, vernik, çömlekler üzerine sır; aynaların “gümüş kaplaması” ve saire manasında oluyor.

Sırçı,  Hakanî Türkçesinde, Çin kâseleri üzerine bulaştırılan ve sonra da oyulan veya boyanan, tutkaldan yapılan lüzucî maddedir (Clauson, s.842-843).

Böylece de “Sır: kendisiyle Çin kâseleri cilâlanıp üzerine nakış yapılan macun. “Sırlığ ayak = sırlı, nakışlı kâse” (DLT I/324).

* * *

Konuyu Kalkolithik Çağ’dan (M.Ö.5500-yakl.3500) Frig Çağı’na (M.Ö.1200- 700) değin uzanmış sürekli yerleşim katlarının saptandığı Alişar’la kapatacağız.

Yozgat’ın 45 km Güney-Doğusu’ndaki bu büyük höyükte Kalkolithik Çağ’a tarihlenen ilk yerleşim katında, dört köşe planlı kerpiç evlere, koyu kurşuni, siyah ve kırmızı renkli çanak çömleklere, üstü kazılı bezemeli ayaklı kâselere, çeşitli figürinlere rastlanmış.

Kalkolithik Çağ yerleşmesini ilk Tunç Çağı III. evresi (M.Ö. yakl. 2500-2000) takip eder. Surla çevrili bir iç kalenin oluşturduğu yerleşmede iki-üç odalı kerpiç evlerin taş temeller üzerinde yükseldiği, kimi odaların yalnız iç duvarlarının, kimilerinin ise hem iç, hem de dış duvarlarının sıvanmış olduğu görülüyor.

El yapımı çanak çömlek, kırmızı astarlıdır; Tunç Çağı’nın daha geç bir evresine tarihlenen üçüncü kültür katında ise sadece iç kaleye yerleşildiği görülüyor. Bu kattan “Intermediate çanak çömlek” diye bilinen boyalı çanak çömlekler ortaya çıkmış, ayrıca el yapımı, geometrik bezekli Kappadokya malları da yaygın olarak görülüyor.

Dördüncü kültür katında tipik Hitit çanak çömleğine rastlanıyor (AB).

Evet, Anadolu kendini bildi bileli çömlekçi olmuş.

[1]           R.Yalgın. – Çok iptidaî çömlekçilik, in Türk Tarih, Arkeologya ve Etnografya Dergisi IV, 1940, s.193-197

[2]           İbrahim Hakkı Konyalı. – Şereflikoçhisar tarihi, İst. 1971, s.539-540

[3]           H. Z. Koşay – Akile Ülkü. – Anadolu’da iptidaî çanak-çömlekçilik, in TED, V, 1962, s.89 ve dev.

[4]           Kurşunî renkte bir kaya parçası olup evlerde, değirmen taşlarında öğütülüp elekten geçirilir. Aslı mikadır.

[5]           Güngör Güner. – Anadolu’da yaşamakta olan ilkel çömlekçilik. Akbank Yay., İst. 1988

[6]           ibd., s.30

[7]           ibd., s.33

[8]           Neriman Gürtanın ve Nuri Munsuz. – Avanos çömlekçiliği ve kullanılan toprakların bazı teknolojik özellikleri, Ank.1970, s.5-28

[9]           Feyza Engin – Tokat seramiği Çanakkale’ye mal ediliyor, in Aydınlık (Gaz.) 01.03.94

[10]         Deniz Ayda. – Çağlar boyunca Tokat seramikleri, in Kültür ve Sanat 34, 1997 (İş B. Yay.)

( * ) Site yönetimi tarafından eklenen başlık, bağlantı ve içerikler – bu içerikler kitabın orjinalinde yoktur okuma kolaylığı için site yönetimi tarafından eklenmiştir.