Burhan Oğuz İle Söyleşi

THKK 1 - Giriş, Beslenme Teknikleri

Burhan Oğuz İle Söyleşi

Türk Halkı’nın Kültür Kökenleri ne zaman tamamlanacak?

– Son iki kitabı bu sene çıkıyor. Altı cilt sekiz kitap olacak böylece.

Sizce Karşı Devrim ne zaman başlıyor?

– Bence 10 Kasım 1938’de başlıyor.

Tam öldüğü gün diyorsunuz..

– Bu kesin. Ve Karşı Devrim’in baş mimarı da İsmet Paşa’dır. Dincilere tavizleri veren İsmet Paşa’dır. İsmet Paşa’nın en büyük , biraz tuhaf kaçacak ama mazur görün, namussuzluğu, Ortanın Solu hikayesidir.

Siz anılarınızda İsmet İnönü’nün Amerikan mandası taraftarı olduğunun herkesçe bilindiğini ileri sürüyorsunuz. Sonra Enver Paşa’nın yaveri babalığınız Şükrü Bey’in İsmet Beyi Kurtuluş Savaşı için Anadolu’ya zorla gönderenlerin başında geldiğini söylüyorsunuz aynı kitapta. Bu Amerikan Mandası taraftarlığı herkes tarafından bilindiğine göre Mustafa Kemal tarafından da biliniyordu değil mi? O zaman niye bu insanı seçiyorlar cephe kumandanlığı için?

– Adam yoktu.

Rauf Orbay falan vardı örneğin…

– Rauf Orbay aptalın teki. Mustafa Kemal Hilafetin ilgası deyince, “Benim kursağımda halifenin ekmeği var” diyor. İşte o söz Orbay’ın siyasi hayatını bitiriyor. Kemal, “Tamam senin işin buraya kadar” diyor.

Bir tane adama kalmış olması da çok kötü değil mi Kurtuluş Savaşı’nın. Yalnızca İsmet İnönü var cepheye gönderilebilecek.

– E şimdi İsmet İnönü bir görüşüyle uyanık Batıcı. Yemen’e gidiyor, orada konsoloslarla falan Batı müziğine alışıyor. Bütün bunlar Mustafa Kemal’in not ettiği şeyler. Mesela Kara Vasıf diyorsun, olmuyor, Fevzi Paşa o da tarikattan. Mustafa Kemal’in sonuna kadar Fevzi Paşa’yı yanında tutmasının iki ana sebebi var. Bir tanesi İsmet’e güvenmediği için ona karşı yedek olarak tutuyor. Güvenmiyor İsmet’e. Mustafa Kemal adamı kullanıyor ama ne mal olduğunu da biliyor. İkincisi de ordunun yobaz tarafını elinde tutuyor böylece. Rivayet ederler ki İsmet Paşa’nın kafasında kırk tane tilki dolaşırmış, kuyrukları birbirine değmezmiş. Bu işte o kırk tane tilkinin çıkardığı bir yutturmaca, Ortanın Solu. Çünkü matematikte her şey tarifle başlar. Noktayı tarif edersin, çizgiye gidersin. Çizgiden sonra da devam ederler. Çizgiyi önce tarif edersen, “iki çizginin kesiştiği yer noktadır” dersin. Her şey tarifle başlar. Şimdi orta neresi? Gayri muayyen. İlk önce Ortanın Solu’nu ortaya attı, oradan Orta’nın Sağı çıktı. Bunlar hep boş laflar, çünkü ortanın neresi belli değil… gayrı muayyen…
Koordinatları belli olmayan bir eksen var. Bu eksenin sağı deniyor mesela… Bu eksen kuzeyi gösteriyorsa evet sağ bu taraf sol da diğer taraf. Peki eksen güneyi gösteriyorsa veya doğuyu gösteriyorsa.. Yani görüyorsunuz ki bu iş tamamen gayrı muayyen… Halkın mücadele kabiliyetini kırmak için bir uyutma formülü. İsmet Paşa bir numaralı sol düşmanı idi. Kafasındaki tilkiler uyutma formülü olarak bu Ortanın Solu’nu buluyor işte. Bu iş hâlâ da gidiyor. Ortanın Solu, Ortanın Sağı, ulan orta neresi peki diyorsun, yok.

İsmet Paşa Kurtuluş Savaşı’nda ya başarısız olsaydı ki zaten anılarınızda birçok başarısızlığını anlatıyorsunuz, ne olacaktı o zaman?

– Eskişehir Kütahya muhaberelerinde şifre zabiti Asım Bey ve Bekir Kaleli Bey ki Şükrü Bey’in eski yaveridir, onlar karargahta, başkumandan cepheye hareket etti diye şifre geliyor. İsmet Paşa sapsarı oluyor, “Beni idam etmeye mi geliyor” diyor. Mustafa Kemal idare ediyor. Asım Gündüz Paşa’nın hatıratında okuduğuma göre, Asım Paşa’ya “Asım, sen bunun yanında dur, bunu kontrolünde tut” diyor. Mahrem emir veriyor Asım Paşa’ya.

Yani İsmet İnönü askeri açıdan da başarısız bir insandı… Siyasi açıdan da çok fazla başarılı değil.

– Siyasi açıdan Karşı Devrim’in baş mimarı. O zaman Mustafa Kemal sanki İsmet Paşa’yı Türkiye’nin başına musallat edip gitmiş gibi bir sonuç çıkıyor.

– Oğlu başbakan yardımcısı oldu. O ara Sivas olayları oluyor. Bir de sosyal demokrat geçiniyor. Sosyal demokrat parti başkanı, başbakan yardımcısı yeri göğü tırmalaması lazım. “Herhalde tahrik olmuştur” diyor. Sıkıştırılıyor gazeteciler tarafından, “Valla benim yetkim yok ki” diyor, sıyrılıyor işin içinden. Babasının ekolü… Aslında öldürülenlere o da düşman.
…………………

– Gelecek sene çıkacak çıkacak bir kitabım var. Faşizm, Alman Kimliği ve Türkler’le İlişkiler.

Enver paşa ile ilgili bir şeyler yazmıştınız zaten..

– Daha önce Alman Gerçeği ve Türkler’i yazmıştım. Bunun önsözü gibi bir şey oluyor. O iki cilt falan olacak. Orada da İsmet Paşa’nın bütün sola karşı tavırları olacak. Ondan sonra da aklı sıra oyun oynuyor, ırkçıları da alıyor içeri bir ara. İşte bütün bu hikayeleri anlattım bu kitapta. Seneye çıkacak, yani 2006’da.

Kayseri Tayyare Fabrikası’nın yok olup gitmesinde de İsmet Paşa’nın rolü olduğuna ilişkin savlar duymuştum. Bunun doğruluk derecesi nedir?

– Hiç bilmiyorum o konuda. Ama İsmet Paşa hiç gereği yokken eliyle Amerikan Mandasını alıp getiriyor. İnatçı adam. İkinci Harp’ten sonra Stalin birtakım taleplerde bulunuyor. Ama aslında Stalin resmen talep etmiş değil. Bazı Gürcü profesörlere makaleler yazdırıyor. İşte “Lazlar Gürcü kökenlidir, eh, Gürcüstan diye de bir şey var. Oraya ilhak edilmeli” filan diye bir şeyler yazılıyor. Bizimkiler tevahhuş ediyor. Ve bu arada Stalin de Boğazlar üzerine dayatıyor. Boğazlar’ın kontrolü falan diye. Biz de diyoruz ki “yok olmaz” diye. Ve başımızı çeviriyoruz Fransızına, İngilizine, Amerikalısına. Hepsi birden “aman amana aman başının çaresine bak, bizden hayır yok” diyor. Ve hatta anlatılıyor ki, o vakitler, bütün sefaretlerin yöneticileri başları gökyüzünde, Rus paraşütçüleri ne zaman Ankara’ya inecek diye bekliyorlar.

Çok ilginç.

– Evet, fakat Türk Milleti ölümü göze alıyor, bu işe karşı çıkıyor. Stalin de bakıyor ki başı derde girecek üstelemiyor. İşte o sıkışık anda yardım etmeyen ABD’yi, hani Misuri zırhlısı geliyor Türkiye’ye, o anda eliyle alıp getiriyor Türkiye’ye.

Halbuki tehlike geçmiş o yıllarda artık değil mi?

– Evet geçmiş durumda. Her şey bitmiş zaten.

Belki bir daha böyle bir durumla karşılaşırsa güçlü olmak için böyle yapıyor.

– “Biz Amerikasız yaşayamayız” düşüncesi kafasına girmiş bir kere. Ve inatçı mizaçlı biri.

Anılarınızda Amerikan mandası taraftarı olduğu biliniyor diyorsunuz İsmet Paşa için. O zamanlar İsmet paşa böyle sözler söylüyor mu? Örneğin Halide Edip gibi çıkıp bir şeyler söylüyor mu?

– Ama biliniyor Amerikan Mandası taraftarı olduğu.

Birileriyle konuşuyor o zaman demek ki…

– Herhalde birilerine şey etti ki bu biliniyordu.

Siz Şükrü Bey’den mi duydunuz bilindiğini…

– Evet.

İsmet Paşa’nın askeri yönüyle ilgili neler söyleyebilirsiniz? Anılarınızda söz ediyorsunuz zaten…

– Kaçıncı Ordu idi, Diyarbakır’da kaçıncı ordu oluyorsa, oranın kurmay başkanı, cepheye malzeme nakledemiyorlar, vasıta yok, 4.Ordu’ya gidiyor başkanı Cemal Paşa’ya gidiyor “deve istiyorum ben” diyor. Cemal Paşa’ya çıkıyor Ali Fuat Erden’in anıları vardı (İnönü Biyografisi…) o da İsmet Paşa da erkanı harp kaymakamı idi, “Paris’ten Tih Sahrası’na diye bir kitabı vardı onun, orada yazar, İsmet Bey Cemal Paşa’ya “Paşam, biz sıkıştık, karar verdim memleketin sahibine gidip istemeye” demiş. Paşaya yağ çekiyor yani. Bu işleri çok iyi bilirdi. Cemal Paşa da Ali Fuat Paşa’ya emir veriyor, “Ne lazımsa verin” diye.
İsmet Paşa Recep Peker’i Türk siyasi hayatı nasıl olmalı diye Mussolini’ye gönderiyor. Bak bak… gönderdiği adama bak, Mussolini. Mussolini de gayet tabii olarak Korporatizmi tavsiye ediyor. Recep Peker’in çok aklı yatıyor buna. Geliyor bir rapor döşeniyor, İsmet Paşa’ya veriyor, İsmet paşa da çok muvafık buluyor ve Mustafa Kemal’e götürüyor. Mustafa Kemal bakıyor bakıyor ve “Benim sağlığımda böyle boktan şey olmaz” diyor. Elinin tersiyle itiyor. Yani İsmet Paşa faşist rejimi getirecek Mustafa Kemal olmasa. Ruhu faşist herifin.

Bir yandan Amerikan Mandası taraftarı diyorsunuz, bir yandan böyle faşizan yönetimlere hayranlık duyuyor, nasıl bir ruh halidir ki bu…

– Solun düşmanıydı bir kere. Solun panzehiri olaraktan faşizmi görüyor. Rusya’ya karşı da Amerika’yı görüyor.

Bağımsızlıkçı bir kafa yapısına sahip değil o zaman…

– Hayır.

Ailesiyle ilgili devlet olanaklarını aşırı kulandı mı İsmet Paşa?

– Büyük oğlu Ömer ile yedeksubay okulunda yan yana oturduk. Anılarımda da anlatırım zaten, adam yedeksubayın başvurusu kapandıktan bir ay sonra mı 1,5 ay sonra mı ne geldi ama kabul edildi.

Devre kapanmıştı değil mi?

– Devre kapanmıştı. Kapandıktan sonra geldi tabii kabul edildi…

Geç kalmasına rağmen o süre içinde yapmış sayıldı askerliğini öyle mi?

– Evet yapmış sayıldı. Bir gece bile de mektepte yatmadı. Her gece çıktı gitti Köşk’e, Çankaya’ya.

Mustafa Kemal de İsmet’in çocuklarını okutun diye vasiyeti vardır denir. İsmet Paşa bunu fazladan kullanmış olabilir mi?

– Yok yok. Öyle şeyler yapmadı. İsmet Paşa’nın şahsi suistimali yok. Kardeşi çok namussuz bir herifti. Kambur… Temel…Hah Ahmet Temelli idi adı. İsmet Paşa’nın kardeşi. O İsmet Paşa adına etmediği namussuzluğu bırakmamıştır.

İsmet Paşa ona engel olmadı değil mi?

– Hayır. İsmet Paşa “İşte bakın çalışırsanız nasıl zengin olunuyor, kardeşime bakın” diyordu. Bu adam bir yerde iş yaptırıyor mesela, para vermiyor.

Ne işle uğraşıyordu?

– Çeşitli işlerle uğraşıyordu. Pamuk fabrikası vardı. Görünüşte de nezaketin timsali herif. Bir de şehir hatları vapurlarının kömür tedariki işi yıllarca bu adama verildi.

Şükrü Bey size İsmet paşa’nın askeri yönüyle ilgili başarılı sözler söyler miydi?

– Kütahya Eskişehir muharebeleri var işte. Ama başka da bir şey şimdi hatırlamıyorum. Fakat bilseydi anlatırdı herhalde.

Yalçın Küçük mesela 1. ve 2. İnönü savaşlarının bir başarı değildi der. Türk Ordusu geri çekilmiştir o savaşlarda ama bu bir zafer olarak sunulmuştur der.

– Efendim bir topçu bataryası ateşe devam ediyor. Yunanlar da karşı taarruz diye geri çekiliyorlar. Biz yedek subay iken bize anlattılar, Çamur lakaplı bir üsteğmen Harp tarihi dersi veriyordu. İnönü savaşlarından bahsederken, biraz da peltek konuşurdu böyle, “Bu düpedüz düşmanın hatası, kahramanlık mahramanlık palavra” dedi. Biz mühendis mektebindeydik o zaman.

Açık açık da söylüyordu bir üsteğmen öyle mi?

-Açık açık söylüyordu. “Palavra, o kahramanlık, düpedüz düşmanın hatası” dedi.

Ama tarih kitaplarımızda çocuklarımıza böyle öğretmeyiz değil mi?

– Resmi tarih o.

Yalçın Küçük’ün Türkiye Üzerine Tezler isimli kitaplarını okumuş muydunuz?

– Evet vardı bende. Fakat bak böyle tavanlara kadar kitaptı (devasa bir evi ve devasa bir kütüphanesi var Burhan Oğuz’un. Üst rafların boş olması benim de dikkatimi çekmişti gerçekten, M.G.) Dokuz bin cilt kitap vardı.

Ne yaptınız kitaplarınızı?

– Sabancı Üniversitesi’ne verdim…

İyi yapmışsınız aslında.

– Ben kitapları koleksiyon diye almam. Tasarlamış olduğum çalışmalar yarayacak kitapları alırım. Ee çalışmalarım da bitmiş ne yapacağım ben onları…

Bu söyleşi 13.2.2005 günü, İstanbul Şişli, Teşvikiye’de Burhan Oğuz’un İsmet Apartmanı’ndaki evinde gerçekleştirildi.