Kültür Eserleri > THKK 2/A - Tarım, Hayvancılık, Meteoroloji > 78. Bölüm

Ağacın sembolü hakkında biraz ayrıntı *

Ağaçların rolü, doğumdan önce ruhların mesnedi olmaya ve “hayatın kaynağını temerküz” ettirmeye inhisar etmez. Güçlerinin etkisi tenasülle bitmez. Bitki, bütün yaşam boyunca insana bağlıdır, ölüm dahi bağları koparmaz ve öbür taraftaki hayatı tahrik eder. Marco Polo, kâhin ve müneccimlerin Büyük Han’a ağaç dikenin uzun ömürlü olacağını söylediklerini, onun da bu işi zevkle yaptığını anlatıyor. Bugün Anadolu’da aynı inanç devam eder: “Bir ağaç dik! Tutarsa ömrün bu diktiğin ağacınki kadar uzun olur!” salığı olağandır. Bir çocuk doğduğunda babanın toprak ve sulama olanaklarına göre bir miktar kavak diktiğine çok yerde tanık olduk. Çocuk büyüyüp evlendiğinde bunlar kesilir, bir miktarı satılıp paraya çevrilir, gerisi, yapılan kerpiç evin düz damında kullanılır. Para, çeyizin düzülmesine sarf edilir. Bu İktisadî yararın aslında mezkûr inancın bir doğal ürünü olduğunu, davranışın temelinde doğan çocuğun ömürlü olması ümit ve dileğinin yattığını sanıyoruz.

“Ağaç”ın, hangi sembolizmle olursa olsun, halkın dinî yaşamına dahil olduğunu gösteren kanıtlar arasında çeşitli resimler de var, ev, kahvehane… duvarlarını süsleyen resimler. Bunlardan kimi yazı şeklinde: Hacı Faik 1315 imzasını taşıyan ve Hayat Ağacı’nı temsil eden, dallarıyla “Dua-i Sultan, Sebeb-i gufran” yazılı resmi (fot. 90) halk tutmuş, çoğaltarak her yere asmıştır.[1] 23 Şubat 1319 tarihinde Matbaa-i Osmanî’de tab olunan Mızraklı İlm-i Hal tabir olunan “Miftah-ül Cennet” namındaki kitabın kapağında cennet kapısını gösteren resimde, ortada, az çok bütün kapağın ana motifini teşkil eden Tuba Ağacı görülür: ince dalları aşağıda olup gövde yukarıya doğru kalınlaşır (fot. 91)[2] Çok çocuğun elinde (ve gönlünde) dolaşmıştır, Tuba. Bu Hayat Ağacı örgesi elbiselere işlenmekle kalmayıp kırsal kesimde ev duvarlarını da, haylice stilize şekilde süslemektedir.[3]

İster binalarda, isterse görüleceği gibi mezar şahidelerinde olsun, hayat ağacı örgesi bir kaç tipe irca oluyor. Bu tiplerin her biri “kutsî”ye açılıyor. Sanatın bir bütün olma niteliği ve isimsizliği, onun şayanı dikkat derecede hareketsiz bir karaktere sahip olmasını intaç etmiştir, bu şahidelerde. Herhangi yenileyici bir tahrikin bulunmayışına karşılık kararlı bir iradeyle, mükemmel ve fevkine çıkılmaz farz edilen eski modeller taklit edilmektedir.

Abaza’larda köklü ağaç kültünden daha önce söz etmiş, Trabzon’da Polathane adının Platana’dan (Kutsal Çınar) geldiğini nakletmiştik.[4]

“Hangi sembolizmle olursa olsun” dedik. Bir bitkisel sembolizmin ne zaman, nerede ve hangi koşullar altında teşekkül edip yayıldığı bizi burada ilgilendirmiyor. Şu anda önemli olan, kutsi’nin ekonomisinde ve dinî yaşamda ağacın, genel olarak nebatatın ya da nebatî sembollerin dinî işlevi’nin ne olduğu, bunun neler ifşa ettiği, ne mana (anlam) taşıdığıdır.

Eliade’nin ağaç kültünü sınıflandırması *

Sorunu açıklığa kavuşturmak için M. Eliade,[5] önce bir tasnif yolunu tutmuş, “nebatat kültü” diyebileceğimiz vakıayı gruplara ayırmış:

  1. dinî yaşamın en eski kademelerinde bir fiilî mikro-kozmos teşkil eden taş-ağaç-mihrap (mezbah) üçlüsü;
  2. Kozmos’un sureti olan ağaç;
  3. kozmik theophany-ağaç;
  4. hayatın, bitmez tükenmez bereketin (doğurganlık, mümbitlik), mutlak gerçeğin sembolü – ağaç; bu, Büyük Tanrıça ya da su sembolizmiyle ilgili olup ölümsüzlük membaı (“Hayat Ağacı”) vs. ile aynı tutulmuş;
  5. cihanın merkezi ve evrenin mesnedi ağaç;
  6. ağaçlar ve insanlar arasında mistik bağlar (insan doğuran ağaçlar; ataların ruhlar haznesi telakki edilen ağaç; ağaçların izdivacı; süluk (intiation) merasimlerinde ağacın varlığı, vs.);
  7. nebatatın yeniden doğuşunun, ilkbaharın ve senenin “tecdidi”nin sembolü ağaç.

Burada dinî değerin doğuşunun değil, bu değerin en eski ve dolayısıyla en saf hadsini (intuition) bulup çıkarma amaçlanıyor. Hiçbir zaman bir ağaca sadece kendi için tapınılmamıştır; tapınma, onun arasından “kendini ifşa eden”, mutazammın olduğu ve ifade ettiği şeye olmuştur. Bunların hepsine az çok misaller verdik. Fazlası bizi esas konumuzun uzağına götürür. Biz, önce uygulamayı, sonra kuramı sunduk.

Kutsal ağaçlar ve çeşitli bitki sembolleri *

Mezopotamya ikonografisinde ağaç daima boynuzlular, ay-güneş-yıldızlar kuşlar veya yılanlarla çevrilidir. Bütün bu simgelerin birer kozmolojik anlamı vardır. Ağaçların yanında ay-güneş-yıldız manzumesinin bulunması bize ağacın kozmolojik değerini hiç şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlar. Tabii, etrafında yer alan öğeler çeşitli durumlar arz ederler. Meselâ bazı insanlar ya da semavî cisimler ritüel olarak balık kılığına girmiş olarak görünürler. “Altüst olmuş” Tuba’ya gelince, bunu İbranî geleneklerinde, İslâm öncesinde buluyoruz.

Mezopotamya ve Elam’da “kutsal ağaç”ın temsillerini tetkik eden N. Parrot “ağacın kendisinin kültü yoktu; bu tersimin altında daima bir lâhutî mahiyet gizlenmiştir” diyor. Keza başkaları da Mezopotamya kutsal ağacının bir kült konusu olmaktan çok bir sembol olduğu sonucuna varıyor. Bu sembolün büyük yarar sağlama gücü vardır.[6] Aşağıda göreceğimiz bakır kapların üzerlerine işlenen değişik stilize ağaç motiflerinin ustadan çırağa geçmiş bir alışkanlık ürünü olduğu tabii olmakla birlikte bunun “aranılan yarar”la yakın ilişkisinin devam ettiği de muhakkaktır, aynı kabın üzerindeki sair örgelerden beklenen gibi. Uzunca duracağız bunların üzerinde.

Doğu Kilikya’da Anti-Toros’ların eteğinde, Karatepe’nin tam karşısında Domuztepe kalesinden çıkarılan M.Ö. VIII. yy.a ait bir orthostadda, ortada Hayat Ağacı, üstünde güneş kursu, iki yanda birer insan… görülmektedir.[7] Layard’dan aldığımız şek. 6 da bize Asur’da Nimrud sarayının kuzey-batı bölümü üzerindeki süsleri veriyor. Bunda kutsal boğa ile yaban

Şek. 6 (A.H. Layard’dan)

keçisi, kanatlarını açmış olarak Hayat Ağacı’nın önünde diz çökmüş haldedirler.[8] Çıkan asrın İstanbul’unda da mezarların ayak taraflarını süsleyen çeşitli Hayat Ağacı motiflerine karşılık başucunda yıldızlar “parlıyor” (fot. 92).

Bir ağacın içinde theophany’ye çok güzel bir örnek halen Berlin müzesinde bulunan ünlü Asur kabartmasıdır: burada tanrı, gövdesi bir ağaçtan zuhur eder halde temsil edilmektedir. Yanında, mümbitliğin sembolü, içeriği bitirilemeyen testiden “taşan sular” vardır. Tanrısallığın alâmeti olan bir keçi, ağacın yapraklarını yiyerek beslenmektedir. Ağaç-kozmos-tanrısallık üçlüsünün unsurları arasında bir denge, tenazur, iştirak, beraberlik vardır. Bitkilerin tanrıları tesmiye edilen tanrıların çoğu kez ağaç şeklinde temsil edildiklerini evvelce de görmüştük: Attis ile çam, Osiris ile sedir vs. Grek’lerde Artemis bazen bir ağacın içinde mevcuttur. Lakonia’da bir mersin ağacına Artemis Sôteira (Kurtarıcı) namıyla tapındırdı… Yine Dionysos’un bitkisel epiphany’sini hatırlayalım (Dionysos dentrides). Büyük Tanrıça-Hayat Ağacı iştiraki Mısır’da da biliniyordu. Aynı şeye Mezopotamya’da da rastlanırdı. Gilgameş bir bahçede mucizevî bir ağaca rastlar; bunun yanında da tanrıça Siduri (yani “genç kız”) vardır; tanrıça sabitu, yani “şaraplı kadın” olarak tavsif edilir. Aslında Gilgameş tanrıçaya bir bağ çubuğunun yanında rastlar. Ön Asya’da asma “hayat otu”na teşbih edilmiş ve “hayat’ın işareti, Sümerlilerde, an asıl bir asma yaprağıydı. Bu harikulade bitki Büyük Tanrıça’lara tahsis olunmuştu; Ana Tanrıça başlarda “asma çubuğu Ana” ya da “asma çubuğu Tanrıça” tesmiye edilirdi. Tıpkı Kalypso gibi Siduri de, başörtülü bir genç kız görünümünde olup üzüm salkımları taşırdı ve dört kaynağın çıktığı bir mahalde ikamet ederdi.

“… Hermes kendini sayısız dalgalara terk etti. Ama ırak adaya eriştiğinde mor[9] denizden çıktı ve toprakta yürüdü, ham be ham zülüflü peri kızının oturduğu vasi mağaraya varana kadar. Onu orada buldu. Ocak büyük bir alev saçıyordu; uzakta, yarılması kolay ve yandığında bütün adayı güzel kokuya boğan sedir ve mazı rayiha saçıyordu. İçerde peri kızı güzel sesiyle teganni ediyor ve altın mekiğini tezgâh üzerinde koşturarak dokuyordu. Mağaranın etrafında bereketli bir orman oluşmuştu: akçe ağaç, karakavak, kokulu servi;… Mağaranın cidarlarında bir asma, uzun ömürlü sürgünlerini sermiş, üzerlerinden salkımlar mebzulen sarkıyordu. Dört çeşme berrak bir su akıtıyordu; bunlar yan yana ve değişik yönlere dönüktü. Etrafta yumuşak bir mor menekşe ve maydanos çayırı çiçek açmıştı…”[10]

Karşımıza yine mor renk, mor menekşe çıktı, maydanosla birlikte. Akla derhal Osmanlı sanat eserlerinden Beykoz cam işleri geliyor, yaldızlı maydanos motifleriyle (fot. 93). Bu bitki, bediî mülâhazayla mı seçilmişti, yoksa belli bir sembolizmi mi vardı?

“Cennetten dört ırmak akar,

Dördü de bir yerden çıkar

…”

Fot. 94, Antalya müzesinde bulunan bir lahdi irae ediyor. Bunda, her halde kozmosu temsil eden kupadan, salkım ve yapraklarla donatılmış asma çubukları fışkırıyor, yani “hayat otu” ya da doğruca “hayat”ın kendisi. Yukarda söylediklerimize uygun olarak da, daha doğrusu Asur kabartmasına benzer şekilde, kupanın sağ ve solunda birer keçi salkımlardan tenavül etmektedir. Ve boynuzlu insan başları, kuşlar… Tavas (Dz) ilçesinin Medet köyünde bir duvarda rastladığımız benzer bir “hayat otu”nda fazladan bir de haç bulunuyor (fot. 95). Bu çok önemli hususun irdelenmesini biraz sonraya bırakıp kupanın altındaki yuvarlakla (omphalos?) üçgene, dişilik uzvunun simgesine dikkati çekelim.

Salkım motifi, Osmanlı mezar şahidelerinin başlıca süslerindendir (fot. 96 ve 97). Ancak bunlar büyük çoğunlukla serviyle müzdeviç haldedirler (fot. 98 ilâ 101.) Buna Kuzguncuk (İst.) sırtlarındaki Musevî mezar taşlarında da rastlamış olmamız (fot. 102) ilginçtir. Hepsinde, ortada yer alan servi az çok aynı kırık su motifiyle meydana getirilmiş.

Fot. 103’te ise bir meyvelik içine, üstünde bir yaprak bulunan üzüm salkımı yatırılmış. Bu şahidenin asıl ilginç tarafı, ilerde göstereceğimiz gibi, kaidesinin iki yanında birer de bukranion’un bulunmasında.

Yukarıdaki peri kızının adası “denizin göbeği”nde (omphalos thalasses) bulunurdu ve o, kahramanlara ölümsüzlüğü verip İlâhî taamı yedirebilirdi. Ulysse’i bu sonuncuyla tahrik etmişti (Odysseus, 1/45-56 ve V/13 ve dev.).

Kalypso, Büyük Tanrıça’nın sayısız theophany’lerinden biri olup “dünyanın merkezi”nde, omphalos’un, Hayat Ağacı ve dört membaının yanı başında tezahür eder. O ise ki asma, ölümsüzlüğün bitkisel ifadesiydi, tıpkı şarabın, kadim geleneklerde gençlik ve ebedî hayatın sembolü olduğu gibi (Fransızca “eau de vie”, rakı; Gaelik “whiskey”, kelimesi kelimesine “hayat suyu”; Farisî mâie-i şebab, “gençliğin içkisi”; Sümer geştin, “hayat ağacı”). Üzümlerle şarap, geç devirlere kadar ussun sembolü olarak kalmışlardır.

“Mey âkili irşad eder…” (Nefi)

Şarabın enmuzec-i evvel’i (kadmâiâ) semavî dünyada bulunur, kevser gibi…

[1]              M. Aksel.- Halk Sanatında “Yazı-Resim”, in I. Uluslararası Türk Folklor Kongresi bildirileri V, Etnografya, Ank. 1977, s. 14 ve 20.

[2]              M. Aksel.- Anadolu halk resimleri, s. 125.

[3]              S.V. Örnek.- Türk halkbilimi, s. 53 fot. 24 (siyah) ve 10-11 (renkli).

[4]              Sırasıyla bkz. C. I, 216-7 ve 65.

[5]              Traité, s. 230 ve dev.

[6]              ibd., s. 232.

[7]              U. Bahadır Alkım.- Domuztepe kazılarının arkeolojik sonuçları, in Belleten XVI/62, 1952.

[8]              A.H. Layard.- Niniveh and its remains II, London 1849, s. 295.

[9]              Tarafımızdan belirtildi.

[10]             Odysseus V/55-72.

( * ) Site yönetimi tarafından eklenen başlık, bağlantı ve içerikler – bu içerikler kitabın orjinalinde yoktur okuma kolaylığı için site yönetimi tarafından eklenmiştir.