62. Bölüm

Kültür Eserleri > THKK 2/A - Tarım, Hayvancılık, Meteoroloji > 62. Bölüm

İnançlarda süpürgenin yeri *

Elbeyli’de, “odada bir sarı süpürge bulundurmak gerekir” diye anlatıldığından söz etmiştik. Hem de “sarı” olacak olan süpürgeyi küçümsemeyelim. Gerçekten o, göründüğü gibi basit bir ev aracından ibaret olmaktan çok uzakta, kutsî bir gücün işaret ve sembolüdür. Tapınakların süpürülmesi kültün önemli hizmetleri arasındadır: dıştan, onu “kirletmek” üzere gelmiş bütün unsurlardan temizlenecektir mabet. Keza bilhassa kuzey Afrika’nın (Cezayir, Libya, Mısır) tarımsal uygarlıklarında döğen alanını süpürmeye yarayan süpürge, toprağın işlenmesinin sembollerinden biri olmaktadır, tıpkı Anadolu’da olduğu gibi. Buralarda, ölü çıkan ev birkaç gün süpürülmez, bereketin kaçmaması için. Büyü yapılacağında “kırk süpürge süprüntüsü” (“kırk” rakamına da ayrıca dikkat etmek gerekiyor) kullanılır, sihrin hedefi olan evden süpürge çalınır. Bu aletle görünmez “misafirler”, cinler, loğusalara musallat ve ilerde menşeini açıklayacağımız “alkarısı-albastı” vs.nin ilişkisi vardır. Geceleri ev süpürülürken bunlar rahatsız edilmiş olabilirler.

Süpürgenin koruyucu ve bolluk sağlayıcı niteliğinin yanı sıra (phallus sembolü olarak da düşünülür) zarar verici sihre de alet olabilir, cadılar ona binerek geceleri bacalardan çıkar ve şeytanın başkanlık ettiği toplantılara katılırlar (sabbat). Şeytan burada bir kaç görünümünde bulunur.[1] Anlaşılan “alkarısı-albastı” cadısı ona binsin ve “nereden çıkarsa çıksın, defolsun” diye Erzurum’da da, albasması’ndan korunmak için loğusanın odasında (çeşitli sair nesneler arasında) bir de “hiç kullanılmamış” süpürge bulunur.[2]

Keza Gemerek (Sv) inançları arasında “bir kadın süpürgeye oturunca süpürge telinin sayısında çocuğu olur” da var.[3]

Süpürgenin adak eşyası olarak kullanılması *

Asyalı hükümdarların birbirlerine dostluk nişanesi olarak gönderdikleri sembolik eşyalar arasında süpürgenin de bulunduğunu kaydederek bu kez bunun Anadolu’da adak eşyası olarak kullanılmasına da bir göz atalım.

Bundan önce şu hususu belirtelim: namazı “tembel Arap’a jimnastik”, abdesti “kirli Arap’ı temizleme yöntemi” olarak gören psödo-entelektüel Müslüman’ın bunu da türbenin temizlenmesine yardım etmek üzere bırakılmış bir araç olarak görüp onu sadece bir hayrat unsuru telakki etme eğilimi varsa da gerçek, süpürgenin tam bir adak-nezir[4] eşyası olduğu merkezindedir.

Ankara-Mamak’ta Karaağaç (Altı Ağaç) Dedesi türbesine “adananlar: mum, süpürge, tavuk, horoz, koyun (kurban). “Kurban adadım” denilmesi halinde çok zaman hatıra koyun geliyor. Eğer horoz adanmışsa, Horoz Kurbanı’ndan daha yaygın ve benimsenmişi horoz adağı deyimidir”[5]

“Çok nezrler etti her mezara

Çok kıldı niyaz Kirdgâra” (Fuzuli)

Mysterion, Dionysos ve sair ayinlerinin gece, mum, meşale ışığında icra edildiklerini görmüş, yeterince horoz-tavuk kurban etmiştik. Ağacı biraz sonra irdeleyeceğiz. Ortada süpürge kaldı. Devam edelim.

Yatırlar da “büyük, küçük” diye ayrılmış, Anadolu’da. Karaağaç Dedesi’nin, Seyyit Battal Gazi’nin pederi Hüseyin Gazi’ye intisabı, kâfirlerle mücahedesi vs. sebeplerle mezarının normalin çok üstünde büyük oluşu (İstanbul’daki Yuşa gibi) etki yapıyor. “Ankara’yı İslâmlaştırmış” Hüseyin Gazi ise, kendi adını taşıyan dağa yaralı olarak gitmiş, orada şehit olarak gömülmüştür.

Bu çevredeki mezarlardan biri Hüseyin Gazi’nin çobanlarından birine aitmiş. Bundan hemen Gazi’nin servet ü saman sahibi, az çok yerleşik ya da yarı-göçebe (efsanevî?) bir zat olduğu anlaşılıyor. Ama burada önemli olan, bundan böyle hep karşımıza çıkacak olan “çoban”dır. Dönelim süpürgemize.

Burası her türlü murat için ziyaret edilir, dağa tırmanmanın “büyük savabı”nın yanı sıra (dağın kutsiyeti). Mum, süpürge, kurban adanır; taşa, mezara, civardaki çalıya bez, iplik bağlanır; mezar ve duvar taşlarına taş yapıştırılır, kutsiyeti “kendinde mündemiç” taş…

Bursa’da Yürüyen Dede’den çocukların erken yürümesi için yaprak alınarak beline bağlanıyor ve mumla süpürge adanıyor.[6]

Kilis’in Alıcı köyünde Kürt Dağı’nda Müdevvir adlı türbeye “bir kadıncağız ziyarete gitmiş, oraya bir süpürge ve bir kazık götürmüş. Kazığı yere kakmış. Süpürgeyi de orada bırakarak bir parça toprak alıp evine gelmiş. Toprağı su koyduğu küpe atmış. Kadınların rivayetine göre Mustafa Müdevvir balık olarak küpte yüzmüş. (Çocuksuz) anası bu suyu içmiş, Mustafa Müdevvir de doğmuş…”[7]

Yine evliyanın bol olduğu Kilis’te Küt Küt Dede, diğer adıyla Samson- Şemun Dede, ünlüler arasında bulunuyor. “… Peygamber’den çok evvel yaşamış. O tarihlerde buralarda çok yaygın olan trahoma ilâç bulmuş. Kuvvetine izafeten de “Küt Küt” demişler. Küt Küt çok kuvvetliymiş. Bir defasında bin kişiyle tek başına savaşmış ve hepsini öldürmüş. Bütün kuvvetini saçlarından alıyormuş…”. Hikâyenin ötesini hep biliyoruz, Sami kökenli hikâyenin: Dalila kahpesi yüzünden gözlerine mil çekilmişti… Bu türbeye göz hastalığının şifa bulması için üst üste üç cuma günü gidilir. Türbenin herhangi bir yerinden parmakla alınan toz, göz üzerine sürülür. Bazen de türbenin süpürgeyle tozu alınıp üç defa göz üstüne sürülür. Şifa bulan kişi buraya mum (veya ampul!) veya bir süpürge getirir.[8]

İstanbul-Beykoz’daki Yuşa Nebi’ye de süpürge, mum, koyun ve horoz adanır, ondan herhangi bir dileğin yerine gelmesi karşılığında. Koca Mustafa Paşa’daki hep sözü edilen Sümbül Efendi’ye de süpürge adanır.

Evlenme dileğinde bulunan kızların, mum, kurban vs.den başka süpürge adadıkları İstanbul-Sarıyer’in Telli Baba-Dede’sinin öyküsü ise ilginçtir. Bölge aslında, “telli tâbiye” diye bilinen bir askerî alan olup mezarın sahibi bir ak sakallı pir değil, sevgilisine kavuşmak için “tel ve duvağıyla denize açılan bir taze”dir. Nizam-ı Cedid’in, Rus’un İstanbul’a taarruzunu önlemek üzere aldığı önlemler arasında yer alan bölgedeki sanduka üzerinde belki de daha eskiden, gelin teli yerine gelin saçı bulunuyordu. Son iki asır, İçtimaî gelişmeye koşut olarak halk beynindeki inançlarda, aslı aynen kalmak kaydıyla, ayrıntılarda değişmelere yol açmış olabilir.

Güneyde Binboğa ve Nurhak dağları Yürük âdetleri arasında şöyle bir tanesi de var: cuma gecesi bir evi süpürmek gerekirse önce süpürgeyi biraz ateşte yakarak şunu okurlar: “Bu ev benim evim değil, sahibinin evi”. Sonra süpürürler.[9] “Evin sahibi” cin’leri kızdırmamak için süpürge, Asya inancı üzere ateşte tathir ediliyor.

Ve Tahtacı’ların “Süpürge Duası”: “Allah Allah, Allah hizmeti kabul ola muradı hâsıl ola tuttuğu ileri gide hizmetiyle yüzü ak ola Selman Ferraş’ın himmeti hâzır ola gerçeğin demine hû.”[10] Naldöken Tahtacılarının gelenekleri arasında Hıdrellez’den Kasım’a kadar olan zaman içinde yerine getirilen bir “Yaz Kurbanı” âdeti olup bunun belli bir ritüeli vardır. Bu arada “herkes yerini aldıktan sonra, en büyüğün işareti ile süpürgeci gelir, ortalığı süpürür ve hayırlısı’nı alır gider (hayırlı = gülbank)… âdetler (süpürge, su, saki ve dolu üçleme)… aralarında dinlenmeler olur…”.[11] Çıkalım kuzeye: Vakfıkebir köylerinden Şalpazarı’nda bir kızı kocaya verdiklerinde gelin evi terk ederken evdeki süpürgeyle ev süpürülür ve süpürge gelinin arkasından dışarı atılır: vakti gelmiş kızların kısmeti açılacaktır.[12] Birçok yerde de süpürge, doğruca bir nazarlık unsuru olarak ve üzerinde sair nazarlık takımlarını hâmil olarak, duvarlarda boy gösterir.[13]

İlerde irdeleyeceğimiz gibi genellikle kültürel olarak az çok şartlandırılmış olan bilmeceler, belli bir kültürel alanda, ezcümle Türk-İran kültürel alanında, serbestçe dolanmışlar, süpürge bilmecesinde olduğu gibi:

“Gündüz halayık         “Rûz külfet

Gece hanım”               Şeb khanûm” (carû)[14]

Prof. Tietze, bir noktada haklı olarak halayığı çalışma, hanımlığı da tembellik ve aylaklıkla bir tutuyor. Ama “gece evin süpürülmediğini” ve “hanım”ların karanlık bastıktan sonra süpürgeye binip türlü işler becerdiklerini unutmuş görünüyor burada.

[1]              J. Chevalier et A. Gheerbrant.- Dictionnaire ve GLE, mad. “sabbat”.

[2]              Z. Başar.- Erzurum’da tıbbî ve mistik folklor araştırmaları, s. 92

[3]              M. G. Demiray.- İlençler, kakıçlar, inançlar, mahallî deyim ve kelimeler, in SF 18, Temmuz 1974.

[4]              İkisi arasında mevcut küçük farka ilerde değineceğiz.

[5]              II. Tanyu.- Ankara ve çevresinde adak, s. 86.

[6]              ibd., s. 186.

[7]              ibd., s. 208-9.

[8]              ibd., s. 210-11.

[9]              A. R. Yalman.- op.cit. II, s. 493.

[10]             A. Yılmaz.- Tahtacılarda gelenekler, s. 51.

[11]             R. Yetişen.- Yılın sayılı günleri: Yaz Kurbanı, in TFA 257, Aralık 1970, s. 5816.

[12]             H. Erata.- Şalpazarı’da yağmur duası, inanış ve âdetler, in TFA 314, Eylül 1975.

[13]             S. Aytar.- Halk inanışlarında süpürge, in ibd.

[14]             A. Tietze.- Turkish and Iranian riddles, in Studies in Turkish Folklore, s. 201.

( * ) Site yönetimi tarafından eklenen başlık, bağlantı ve içerikler – bu içerikler kitabın orjinalinde yoktur okuma kolaylığı için site yönetimi tarafından eklenmiştir.