26. Bölüm

Ekim 8, 2018
Kültür Eserleri > THKK 2/A - Tarım, Hayvancılık, Meteoroloji > 26. Bölüm

Belli günlerde topluca bir “ziyaret”e gidilmesi, orada kurban kesilip beraberce yemek yenmesi; “yağmur duası”ndan önce aynı şeylerin yapılması; haftanın muayyen günlerinde tekkelerde bir “ritüel” pilav pişirilip[1] ona hep birlikte kaşık atılması; yine ayrıntılarını anlatmış olduğumuz helva toplantıları,[2] cem ayinlerinde hattâ aynı sagerden dolu (rakı) içilmesi ve topluca icra edilen mümasil “ayin”ler, komünyon kavramının çeşitli tariflerinin birçoğuna uymaktadır. İşbu “beraberliklerin manasına daha derinden nüfuz edebilmek üzere bu tanımları vereceğiz. Bunların daha çok Kilise’ye ait olmaları herhangi bir şeyi değiştirmez: Anadolu rituslarında az mı İsevî boya var?

 

Ehlimizde karşılığı bulunmayan komünyon (communion) sözcüğünü A. Handjéri şöyle tarif ediyor: “Aynı bir iman-inanç içinde birçok kişinin birleşmesi. Arapça millet, ümmet, Farsça hemkişan, Türkçe millet…” Burada hemen “din” tarifinde rastlamış olduğumuz millâ kavramını buluyoruz.

 

Ş. Sami bu denli geride kalmıyor: “bir din ve mezhepte bulunan adamlar, cemaat. İttihad, ittifak. Hristiyanlarca kurban tenavülü ayini” diye karşılık veriyor. Redhouse da “iştirak; ünsiyet, muaşeret, sohbet, ihtilât; Hristiyan mezhebi, dinî fırka; Aşa-i Rabbanî alma. Azizler komünyonu, azizlerle müminler arasındaki irtibat” diyor.

 

Bu kez de GLE’e göz atalım: “Aynı bir inanış içinde birçok kişinin birleşmesi. Communion ecclésiastique, bütün Kilise mensuplarını (üyelerini) aralarında birleştirmeyi gerektiren iman ve his birliği. Tabiatlar komünyonu: ilâhı tabiatla beşerî tabiatın, tecessüt etmiş Kelâm’ın şahsında birleşmesi…”

 

“Takdis olunmuş ekmek müminlerin ellerine verilir ve bunlar kalis’ten (calice)[3] içerler… Latin’ler daha erken çağlardan itibaren mayasız ekmek âdetini benimsemiş gibidirler. Rum’lar, aksine, daima mayalı ekmek kullanmışlardır.”

 

Bu konuya dair en ayrıntılı bilgileri XIX. yy. Fransız Ansiklopedisi veriyor:[4]

 

“Harfiyen ‘ile birleşme’ manasına gelen komünyon sözcüğü, Kilise dilinde, müminlerin kardeşlerinin dua ve meziyetlerine iştirakini, ya da azizler komünyonunu ve yine müminlerin eucharistic mysterion’lara iştirakini ifade eder (burada “azizler” sözcüğü Kilise tarafından, Aziz Paulus’un ona verdiği manada alınmıştır, ezcümle vaftiz ve Hz. İsa’ya iman yoluyla takdis olunmuş, kutsiyet kazanmış müminler; Kilise bunu yaşayanlara ve ölülere teşmil eder)…”

 

Azizler komünyonu Muzaffer Kilise, Mustarip Kilise ve Militan Kilise[5] yani Gök’te oturan saadetliler, Araf’ta günah kefaretinde bulunan ruhlar ve dünya yüzündeki “Hacc ziyaret”lerini tamamlayan Hristiyanlar arasında dua, gufran talebi, meziyet ve hasenat iştirakidir. Tanrı Kilisesi’nin işbu üç kısmı tek vücut teşkil edip müntesipleri merhamet bağları ve devamlı bir şefaat ve dua irtibatıyla birbirleriyle birleşmişlerdir”.

 

“Burada dikkat edilecek bir husus, baskı, zulüm ve işkenceler sırasında mabutlara kurban kesmiş ve dolayısıyla aforoz edilmiş olan “zayıf-ül iman” Hristiyanların ve genellikle kendini uzun ve meşakkatli bir tövbe ve istiğfar dönemine sokmuş büyük günahkârların, ölüme götürülen din şehitlerinin geçirilecekleri yol üzerinde bulunmaya gayret etmeleridir; burada, cesaretleri sayesinde ölümsüzlüğe giden Tanrı hizmetkârlarından, Kilise’nin kendilerine tahmil ettiği cezaların tümü ya da bir kısmının affını dilerlerdi. Buna huzur talebi denirdi… Bu aslında din şehidinin kendi öz meziyetlerinden bir kısmını günahkâra ihsan etmesi suretiyle bir terhîm (indulgence)de bulunması demek olup Tanrı katında makbul hale getirmeyi amaçlar…”

 

Daha gerilere gidelim.

 

“Zeus’un oğlu tanrı şölenlerden hoşlanır

Genç çocukların büyümesine yardımcı

Refah’ın anası Huzur’u sever.

Her derde deva şarabın keyfini dağıtmada

Zengine de, fakire de aynı payı verir.

Ama günleri ve aziz geceleri zevk içinde

Geçirmeyi reddedenlerden nefret duyar…”[6]

 

Euripides burada eski içtimaî itiyat ve tavırları, insan hayatının, onu harekete getiren doğa ve tanrısal varlıklarınkiyle ilişkisini dile getiriyor. Dostların çağırıldığı ve içki âlemi olarak devam eden yemek bir dinî fiil, tanrılar için bir ziyafettir (dais theôn). Bu yemekte şarkı veya içki saçısı şeklinde ara eğlenceleri bulunur. İçmek için konuklar, bir kurbanda olduğu gibi, başlarına taçlar geçirirler. Şölen, bayram, şenlik fikrini ifade eden thalia sözcüğü, genç sürgünleri ifade eden ve açılma (çiçek) fikrini uyandıran sözcüğe çok yakındır. Ancak, bu sözcükler bir dinî yansımayı içermekle kalmayıp tanrılar suretini de telkin etmektedirler. Çok dindar Sophokles, bizi sanki şaşırtmak için kaleme alınmış bir cümlesinde, şölenin vakar ve meserretini ifade eden dais ve thaleia sözcüklerini izdivaç ettirerek Dais Thaleia’nın en eski tanrısal varlık olduğunu söylüyor.

 

Bunlar iyice bilinmeden Şiî-Alevî zümresi beyninde, topluca yenen yemeklerin Hüseyin’in passion’unun, Muharrem ayinlerinin neler ifade ettiğinin, bunlardan neler beklendiğinin tam olarak anlaşılması, kanımızca, olanaksızdır.

 

[1]              Bkz. C. I, s. 831-2.

[2]              Bkz. ibd., s. 829-831.

[3]              Yani ayin sırasında şarabın konulduğu kadeh.

[4]              Mad. “Communion (hist, ecclés. et liturg.)”

[5]              Yani yeryüzündeki Hristiyanların tümü.

[6]              Euripides. — Bakkhalar, 1. Stasimon, Antistrophe II. Çev. S. Eyüboğlu, Ank. 1944.