24. Bölüm

Ocak 18, 2018
Kültür Eserleri > THKK 2/A - Tarım, Hayvancılık, Meteoroloji > 24. Bölüm

Tanrı mefhumunun içerdiği kavramlar *

Tanrı kavramı, beraberinde salt hükümranlık (sovereignty)ninkini sürükler. “Her idare sistemi” diyor B. Crick[1] “mutlak olarak karar verme ve verilmiş kararı uygulamada yetkili tek bir şahıs ya da zümrenin varlığını gerektirir. İşte bu şahıs veya zümre, “hükümdar”dır”. “ ‘Değer’ tabiri politik ekonomiye ne ise, ‘hükümranlık’ kavramı siyasî bilime aynı şeydi” diye ekliyor, F. W. Coker.[2]

Bütün bunları dinî inanç sistemi içine oturttuğumuzda neler görünür oluyor gözümüze, bâtınî dünyamıza? Bir yanda “Kadir-i mutlak” (omnipotent), her yerde “hazır ve nazır” (omnipresent) bir “şahıs”; bir yanda da insanlara “Kendini” anlatabilmek için kullandığı veya yardımına gerek duyduğu bir “zümre”: peygamberlerden başlayarak geriye doğru bütün bir mertebeler silsilesi, melekler, cinler, hatta şeytan. Herkes bunlardan birinin eteğini tutmuş, yürümüş. Kimi, ateşten yaratılmış olmakla, balçıktan yapılmış olan Âdem’den kendini üstün görmüş İblis’in kıssasının, kimi de “bin senelik kıssadan yarım hisse” almadan, mizacının emrettiği “Büyük”ünkinin arkasından gitmiş. Osmanlı devlet hükümranlığında çıkarı olanlar katıksız bir Sünnî-Hanefî tariki tutmuşken gerisi de, yani ne tımarı, ne de çifti olanlar, Ali’nin arkasından bayrak açmış, toprağı, hatta Peygamber’in kızı ile evlendiği gece yatağı olmayan Ali’nin. O’nu “hükümran” kılmış.

Yine Tanrı mefhumu, divinity’ninkini de sürüklüyor: tanrısal tabiat, töz (cevher); tanrısal varlık, bir kültün hedefi (merci-i aleyh); mabut ve mabude; Tanrı ile insan arasında olan semavî yaratık, tabiattan üstün kudret; ulûhiyet manalarında kullanılacaktır, bundan böyle karşılaşacaklarımız.

Bilgi, zamana ve mekâna kucak açar ve âdemoğlunun isteklerini yerine getirmede alabildiğine yardımcı olur. Olur, ama “talih, kaza, kader” gibi sözcüklerin ifade ettikleri hususlara ne dereceye kadar etkili olur? Talihi denetim altında tutmada, kazalardan korunmada, yazgıyı hayırlıya yöneltmede bilgi yetersiz kalıyor ki bu eksikleri tamamlamak amacıyla dininkilerden çok daha evirgen, daha sınırlı ve kesin bir ritus faaliyeti meydan buluyor. Buna da anthropologlar ittifakla “sihir” (magic) adını veriyorlar.

Denizlere açılan gemici ya da balıkçı, teknesini yolculuğa hazırlar ve rotasını çizerken bilgisinden yararlanır. Ama havanın birden “yatması”, bir ters rüzgâr ya da anî bora, hesapları altüst edebilir. Balıkçının oltasına da bir şey takılmayabilir, balığın her zaman bol olduğu yerde. Bütün bunlardan, bilgisinin ve itinalı uğraşının bir başarı teminatı olamayacağı sonucuna varılıyor. Hesaba gelmeyen bir şey işe dahledip ümitleri boşa çıkarıveriyor. Fakat ne kadar hesaba gelmese de bir derin anlamı var, bir amaca hizmet eder gibi görünüyor insana. Bunun tevalisi, manalı zincirlemesi, bir derunî mantıkî insicamın varlığını kabullenmeye meylettiriyor. Böyle olunca da bu esrarengiz unsur ya da kuvvetle baş edebilmek ve talihini yaver kılmak üzere bir şeylerin yapılabileceği kanısı doğuyor. Bu itibarla, misal olarak aldığımız denizde, karada ve havada, her türlü tehlikenin mevcut olabileceği hallerde, bundan korunmak üzere, az ya da çok gelişmiş ritüelli bir superstition’lar sistemi yerleşmiştir, insanlar beyninde. Bazı yardımcı “iyi” sihirlere sahip olanlarda itimat ve cesaret artar. Omzunda “maşallah”ı iğnelenmiş çocuğa “nazar değmez”!…

Tabii, mesele tehlikelerin bertaraf edilmesiyle bitmez. Müspet yönde de etki aranır: alışverişte de talih yardımcı olmalı, aşkta olduğu gibi.

[1]              B. Crick. — Sovereignty, in IESS.

[2]              F. W. Coker. — Sovereignty, in ESS.

( * ) Site yönetimi tarafından eklenen başlık, bağlantı ve içerikler – bu içerikler kitabın orjinalinde yoktur okuma kolaylığı için site yönetimi tarafından eklenmiştir.