Kültür Eserleri > THKK 2/A - Tarım, Hayvancılık, Meteoroloji > 23. Bölüm

“Bu Dünya nasıl meydana geldi” sorusunu yanıtlayan mitoslar *

Kitab’ın devamında ise şekil değişiyor (2/4-25). Burada Allah kâinatı aşağıdaki sıraya göre bir günde hâlk ediyor: kara, gök, sis, erkek, ağaçlar, akarsular, kır hayvanları (ve davarları), gök kuşları ve nihayet kadını. Kitab’ın İsaiah, Mezamir ve Eyüb (Job) bölümlerinde değinildiği veçhile daha eski İbranî yaratma mitoslarında Allah Leviathan, Rahab ve sair deniz canavarlarıyla mücadele edip bunları mağlûp eder. Her ne kadar Kitab-ı Mukaddes’teki yaratma hikâyelerinin hepsi eski Orta Doğu mitoslarının etkisinde kalmışlarsa da bunların bu sonunculardan farkı, bunlardaki Hâlik’in evâilde mevcut olan unsurlarla hiçbir genetik bağı bulunmamasıdır.[1]

İslâm’da “hâlk” hikâyesi, geniş ölçüde Kitab-ı Mukaddes ve Talmud’un etkisi altında görülür. Kelâm, Allah’ın başlangıçta yoktan var edişinden başka onun tüm yaratıcı faaliyetini de kapsar. Buna karşılık Kuran’da bir yerde sun’ Allah (Allah’ın işi) tabirine rastlanır: “Dağları görürseniz, onları yerinde durur sanırsınız. Hâlbuki bulutların uçuşu gibi geçerler. Bu iş, her şeyi muhkem ve mükemmel yapan Allah’ın işidir… (27/88).[2] Böylece Allah, bir Allah işi yapmış, Allah gibi, yani “her şeyi muhkem ve mükemmel yapan” gibi davranmıştır. Ayrıca hâlk etme fiili ile hâlk edilene şekil verme (tasvir) arasında bir süre geçmektedir: “Ey insan! Seni yaratan, düzelten (şekil veren), tamamlayan (sabit ve muhkem hâle koyan), seni dilediği surette terkip eden, keremi engin Tanrı’na karşı…” (82/6-8); “Yücelerden yüce Tanrı’nın adını tenzih et ki, yaratan, sonra tamamlayan, her şeyi bir ölçüye göre yapan, sonra ona (hedefini gösteren, otlak otlarını çıkarıp yeşillendirdikten sonra onu kara kuru ota çeviren O’dur…” (87/1-6); “Onu bir nutfeden (meniden), bir (damla sudan) yarattı. Onu bir ölçüye göre yaptı” (80/19).

El-sani – Eflatunun yaratıcı tanrısı Demiugos ve Kilisenin Teknitisi *

Allah’ın, yukarda sözü edilen sun’u sebebiyle el-sani (sanaat sahibi-artisan) da tesmiye edilmiş olması akla Yunan’da Eflâtuncuların yaratıcı Tanrı’ya verdikleri demiurgos’u, Rumca konuşan Kilise Peder’lerinin τεχνίτης‘ini getiriyor, “işçi, sanaatkâr, mimar” manasına gelen demiurgos, önce Eflâtun felsefesinde ortaya çıkıp bunda dünyanın âli nâzımı olan Tanrı kastediliyor. Bu Tanrı da aydınlığı karanlıktan ayıran, zekâların güneşidir. Nev- Eflâtuniyye’de, evrensel ruh namı altında zahir mahlûkatın dünyasını tanzim ediyor. Buna gnostik’lerde (Hristiyanlığın başlangıcında ruhanî sırları ve hilkat muammasını bilme iddiasında olan mezhep) de rastlanıyor. Bunlara göre evâildeki Varlık’ın son tecellisidir (Bythos, uçurum); tabiatı itibariyle ne ruh, ne maddedir, ama her ikisinden de almıştır, Bütün gnostikler Ahd-i Atik’in Allah’ını bu demiurgos gibi görüp Juda dinine bunun ifşası (revelation) nazarıyla bakıyorlar.

Kuran’ın yoktan var etme doktrin *

Kuran’ın ex nihilo yaratma (yoktan var etme) doktrini hususunda şunlar söylenebilir: Arapçada, sair dillerde olduğu gibi, başlangıçta vasf ve tarif olunamaz bir gerçek için maddî bir şeyi ifade eden bir kelime kullanılmıştır. Aynı şekilde Rumcada Aristo, Anaxagoras’ın “tertip etmek” (κοσμοποιία) için Feraset (Intelligence)i kullanmış olduğunu söylüyor; kelime sonradan Allah’ın cihanı yaratmasını ifade etmiş. Gerçekten birçok Sure, halaka (“yarattı”) fiilini min takısı takip ettiğinde, demiurgos’ça bir ameli anlatıyor: “Biz insanı bir nutfeden (meniden), (iki cinsin) birleşmesinden yarattık… (Muradımız) onu denemektir. Onun için kendisini işitir ve görür kıldık” (76/2); “Hak Teâlâ, her yaşayan mahlûku sudan yarattı…” (24/45); “İnsanı sudan yaratan, sonra (insanlar arasında) kan akrabalıkları, evlilik hısımlıkları vücuda getiren Odur” (25/54); “İnsanı, ateşte yoğrulmuş gibi, kuru çamurdan yarattı. Cin’i halis alevden yarattı” (55/14-15); “O bir (Tanrı’dır ki) sizi bir çamurdan yarattı, sonra bir ecel getirdi. Adı konmuş bir ecel de O’nun nezdindedir[3]…” (6/2); “…Biz onları sağlam çamurdan yarattık[4]…” (37/11); “Muhakkak ki Biz insanı balçığın mayasından yarattık” (23/12); “…Sen, seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra seni tam bir adam yapan Allah’ı…” (18/39); “O’nun ayetlerinden biri, sizi topraktan yaratmasıdır” (30/20); “Hani Tanrı meleklere demişti ki: Ben kuru çamurdan, biçim verilmiş kara balçıktan beşer yaratacağım” (15/28); “Sonra nutfeyi kan pıhtısı, bu kan pıhtısını bir çiğnem et yaptık, o bir çiğnem etten kemikler yarattık, kemikleri etle örttük. Sonra onu başka bir yaradılışta yaptık. Yaradanların en güzeli olan Allah’ın kudreti, hikmeti, hakkıyla yücedir” (23/14) (hani başka yaratan yoktu?…).

Her şeyden önce hilkat keyfiyeti, insan için, Allah’ın kudretinin bir nişanesidir. Eski rivayetlerde hilkatten önce Tanrı buluttaydı ve karanlıkta yaratmıştı. Yaratmadan evvel de bir kitab yazmış ve ilk yarattığı şey de “kalem” olmuştu. Kesin kanımızca bütün bu işlerin “evâil”i de, hitamı da karın doyurma kaygısı olduğuna göre aklımıza Bursalı kadınların çöreklik, yufkalık hamur açmaya yazı yazmak demeleri[5] geldi… Devam edelim.

Kitab-üt Tekvin’de Dünyanın yaratılışı *

Allah insanı kendi suretine göre hâlk etmiştir (Kuran 64/3, 82/8), tıpkı Kitab-üt Tekvin’de yazılı olduğu gibi (Genesis, 1/26-28). Daha sonraki rivayetlerde hilkat vetiresi, Allah’ın arşı, her şeyin esasındaki su vs.yi yaratması ve O’nun tecelli veya sudûru hakkında Yunan’dan ve doğudan gelen fikirlerle karışmış oluyor. Genellikle bir hadiste Nev-Eflâtuni şu sözler tekrarlanır: “Gizli bir hazine idim, bilinmek istiyordum; bunun için dünyayı yarattım”. Buna göre İlm ya da akl, ilk yarattığı şey oluyor ve bununla kendini, yaratacağı insana kendini ifşa etmiş (revelation) oluyor.

Kuran’ın paralelinde olmak üzere Sünnâ akaidinde Hâlik ile mahlûk arasındaki büyük mesafede daima ısrar edilmiştir. Bu konuda I. ciltte kısa bilgi vermiştik[6] ve insan hürriyetinin daima asgaride tutulma eğiliminden söz etmiştik. Al-Cahiz, Allah’ın yaratılmış olan dünyayı, Philon ve diğerlerinin eflâtunî muhakemesine uyarak, yok edemeyeceği fikrini savunuyor. Aristo mantığı ile hareket edenler, bu arada İbn Sina ve İbn Rüşd’e göre, evvelâ ilahi cevherden akl sâdır olduktan sonra, ruhanî ve maddî âlemler, derece derece tekevvün eder.

İslamda hâlk etmek *

Şiî İmam’lar beyninde ise hâlk, şöylece özetlenebilir: İmamî öğreti, kâinat öncesi uyûnun (precosmic entities) ışık şekilleri’nin ezelî öncesinde yaratılması kavramını ortaya çıkarmıştır. Birçok rivayet bunlardan beş adet İlâhî şahıstan söz eder: Muhammed, Fatıma, Ali, Hasan ve Hüseyin. Evren bunlardan yapılmış, bunlarca idare edilir ve bunların dünyevî tezahürlerini karşılayacak şekilde inşa edilmiştir. Muhammedî Işık bilcümle hilkatin İlk Bid’at Ehli’dir. İmam’ların hâlk edilişine dair birçok hadis zikredilir: “Allah bizleri Kendi haşmetinin ışığından yarattı. Sonra bizim yaratılmış bulunan varlığımızı, Taht’ının altında saklanmış balçıktan şekillendirdi ve mezkûr ışığı da oraya topladı. Bu itibarla biz ışığın mahlûku ve tenevvür etmiş kişileriz”. Bir başka hadis de Taht’ın, Ruh’un, Kutsiyet Ruhu’nun, Allah’ın Evâmiri’nden neşet eden Ruh’un altından akan bir dereden söz eder. Tanrı on kısım balçık alır, beşini cennetten, beşini dünyadan. İmam’lar bunlardan hâlk edilmiş ve her iki Ruh’tan nefes bulmuşlardır. Bir başka metin de bunların İlliyûn’un (cennet ve gökyüzünün en, kutsal, en yüksek tabakası) en âli yerinden yaratıldıklarım söyler. Her ne kadar bunların hepsi Kuran Ayetlerine (ve herhalde biraz da kendilerinden menkul rivayetlere…) dayanıyorsa da açıkça sözünü ettiğimiz gnostik etkiyi gösteriyor.[7] Konuya, sırası geldikçe döneceğiz.

Geçip öbür “uç”a, Birunî’ye kulak verelim, konuyla ilgili olarak: “Hindu’lar kitaplarına, bizim Besmele ile başladığımız gibi, hilkat kelimesi olan Om ile başlarlar. Om kelimesinin şekli ௳. dir. Bu şekil, harflerden terekküp etmez; nâsın, kendilerine bir hayır duası getireceğine inanarak ve o münasebetle Allah’ın birliğinin bir ikrarı manasında kullandığı bu kelimeyi temsil etmek üzere icat edilmiş bir şekilden ibarettir…”.[8]

Hindularda Om, Müslümanlarda Besmelenin kitap başlarındaki anlamı *

Bu hilkat kelimesi Om’un şekli bize Arap harfleriyle yazılan mektupların başına, kâğıdın (veya zarfın) üst kenarının ortasına konan ve Besmele’yi temsil ettiği söylenen işareti (fot. 19 ve 20) hatırlattı. Latin harflerine geçilene kadar kullanıldığını bildiğimiz bu işaret, şekil itibariyle “Besmele”nin ilk iki harfi olan “be” ve “sin”in hiçbirisine benzememektedir. Bu itibarla bunun da, Om gibi, temsilî bir mahiyeti haiz olduğu anlaşılıyor ve her iki işaret arasında bir karakter müşabeheti dikkati çekiyor. Kaldı ki bu işaretin yazıların başlarına konması, herkesin alışkanlıkla uyduğu bir şey olup şuurlu bir “itikat” burada bahis konusu değildir. Nitekim fot. 19’daki zarfı yazan Fehmi beyin “zayif-ül iman” olduğunu yakinen biliyoruz.

[1]              R. Patai. — Creation, in EA.

[2]              Tefsirlerde bunun bir sembol olduğu, dağın burada Peygamber’in karşılaştığı muhalefeti ifade ettiği iddia ediliyor. Bkz. Ö. R. Doğrul, Tanrı Buyruğu II, s. 609.

[3]              Birinci ecel, yani devir, hayat devri, ikinci devir ahiret devridir (ö. R. Doğrulun tefsiri. Tanrı Buyuruğu I, s. 224)

[4]              Sağlam çamurdan yaratılanlar, ruhan kemâle ermiş insanlardır, ibd. II, s. 699.

[5]              Bkz. C. I, s. 378.

[6]              Bkz. s. 889-896.

[7]              R. Arnaldez. — Khalk, in EI. Ayrıca bkz. Tj.de Boer. — Halk, in İA.

[8]              E. C. Sachau. — op. cit. I, s. 173.

( * ) Site yönetimi tarafından eklenen başlık, bağlantı ve içerikler – bu içerikler kitabın orjinalinde yoktur okuma kolaylığı için site yönetimi tarafından eklenmiştir.