Kültür Eserleri > THKK 2/A - Tarım, Hayvancılık, Meteoroloji > 17. Bölüm

Sır ayinleri – mysteries *

Bağdat çarşı (suk)larında çınlayan bu vaazın karşısına mutasavvıf, kazaî ve siyasî çevreler müttefiken dikildiler. Hallaç, kerametleri ifşa etmek (böylece peygamberlerle eşit olmak); şeriatı olduğu kadar devletin emniyetini de tehdit eden, Allah’ın âli kudretini gasp fiili; din âlimlerince Manihaizm’e bulaşmış (zandaka) olarak gösterilen, İlâhî aşk üzerine bir müddea ileri sürmekle suçlanıyordu.[1] Bu sonuncu itham bize fazlaca aykırı görünmüyor: Mansûr, Cüneyd ve Bistamî gibi, İranlıydı… Bununla birlikte suçlamaların odağı, bu kabil heterodox doktrinlerin devletin temelini sarsma istidadı olarak görülüyor. Döneceğiz konuya.

Şimdi “keramet”le “mucize” arasındaki farkı belirtelim. Karâma, karuma, “âlicenap, cömert, karîm (kerim) olma”nın mastarıdır. Karîm ise, Allah’ın en güzel doksan dokuz adından (esmâ’ül-hüsnâ) biridir. Gerçekten K-R-M sülâlîsi Kuran’da sık geçmekle birlikte bugünkü karâma terimi buna dayanmamaktadır. Sonradan takrîm ve ikrâm masdarlarına müteradif olarak kabul edilmişse, bunun Grek χάρισμα‘ya teşbihi yoluyla geldiği sanılır. İlâhiyat lügatçesinde bundan böyle karâma, “karizma”, yani Allah’ın tamamen serbest ve cömertçe lütuf, himaye ve yardımını göstermesi manasına bürünmüştür. Daha doğru olarak kelime, evliya (“veli”nin çoğulu), yani “Allah’ın dostları” tarafından meydana getirilen “harika”ları ifade eder: Allah bunları, yani evliyayı bu işle görevlendirmiştir. Bu harikalar genellikle cismanî dünyada vaki garip olaylar, istikbalin keşfi, gönül sırlarının yorumlanması, vs… den ibarettir.

Mucize gibi karâma mefhumu da “varlıkların doğal nizamını bozma” (khârik li’l-’âda) keyfiyetini içerir; başka deyimle, olayların tabii seyri olan “İlâhî âdet”i (sunnat Allah) bozan bir fevkalâde olaydır bu. Bu arada mucizenin, önceden ilân edilen dava ve peygamberin kesin olarak hasmı ya da dinleyicilerinin bunu tekrar etme hususundaki acz’lerini ispatlamasına yarayan, “mücadeleye davet”i (tahaddi) takip eden bir alenî fiil olmasına karşılık keramet basit, kişisel bir iltizamdır. Gizli tutulması gerekir ve hiçbir surette bir nebeviyyet görevinin işareti değildir.[2] Gizli olduğu için de “şeyhin kerameti kendinden menkuldür” demişler, haylice kuşkulu bir eda ile. Bu kuşku sadece hikâyeyi dinleyende değil, bunu anlatan velide de hâkimdir: o dahi bir hayalin kurbanı olabileceğini düşünür.

“Sır ayinleri” (mysteries) genel olarak sadece belli bir içtimai birim ya da bu içtimaî birimin içinde ya da dışında olmak üzere kabul edilmiş kişilere açık ayinlerdir; hayatın ve bunun idame vasatlarının korunmasına sıkıca bağlı bulunan sırların, hâzırûn tarafından ifşa edilmemesi esastır. Bazen bu kişilere değişmez bir nitelik ve özel bir statü bahşeder.

Sır’lar iki ana tipe ayrılır: ilkini, bir bireyi, içtimai birim içinde erişkinler yaşamına, bir yaş grubuna veya bir gizli derneğe ithal eden hafi merasimler teşkil edip bunlar çoğu kez bir mistik yeniden doğma fikrini içerirler; diğeri ise, belli mevsimlerde mitosların canlandırılmasından, her icrada bir ilk örnek (enmûzec-i evvel, archetype) ile gerçeklik ve nitelik bakımından ayniyet halinde bulunduğu farz edilen kutsî temsillerden oluşur.[3]

Buluğ çağında bilgi verme merasimine Grek, Roma, Mısır, Mezopotamya ve Arî Hint kültürlerinde rastlanmıyor Biz de bunu Anadolu’da görmedik. Buna karşılık evlenme merasiminde rol alan ve evlenecek duruma gelmiş erişkinlere rehberlik eden “sağdıç – yenge” çifti bu bilgi verme (initiation) işini üstlenmiş oluyor ve bu iş düğün merasimi içinde hallediliyor.

Üretim araçlarının ilkelliğinin saiki olan sosyo-ekonomik koşullar ve bunların doğal sonucu olarak (düşük dahi olsa) üretimi sağlamak için beşerî işgücüne duyulan gereksinme, “eve, iş görecek gelin gelmesini” sağlamak üzere erkek çocukları buluğ çağını müteakip evlendirme eğilimi Anadolu’da mutat olmuştur; 13-14 yaş arasında evlenmiş çok kişiye bizzat rastladık. Bu itibarla “sağdıç-yenge” müessesesi aslında bir “erişkinler yaşamına intikal ettirme” işlevini yüklenmiş olmuyorlar mı? Konuya “İnanç ve Âdetler” cildinde döneceğiz.

Heyecan verici (dramatik) rituslar ise her tarafta haylice yaygındır. Bunların nitelikleri, yaşamın devam ettirilmesi için gerekli ortamlar, doğal koşullar ve tanrıların hüviyetlerine bağlıdır. Erken çağların Mezopotamya’sında yaz sıcağının bitkileri yok etmesi Tammuz’un ölümü ve dirilmesini canlandıran mitos ve kült dramasında ifadesini bulur; güneşin kış tarafından yenilgiye uğratılması ve geri dönüşü de, ilkbaharda ve Marduk’un yeraltı âlemine hapsedilmesi ve kurtarılmasını canlandıran yeni yıl ayinleriyle kutlanır. Suriye’de Adonis, Phrygia’da Attis, Mısır’da Osiris… de sırasıyla ayrıntılarına gireceğimiz mümasil serüvenlerin kahramanı ve dramatik ritusların oyuncuları oluyorlar. Şimdilik üzerinde durduğumuz husus bunların büyük çoğunluğunun toprağın verimi, canlıların doğurganlığı ile ilgili khafiyya (mystery) ayinleri oluşudur: Atina’da sadece kadınlara mahsus Thesmaphoria, ünlü Eleusis’in ayinleri bunlardandır. Bugün Müslüman Anadolu’da birçok ayin-merasimin hafiyyen icra edilmesi bizi bunların betimlenmesi ve geçmişinin öyküsü üzerinde durmaya sevk ediyor.

Anadolu mysterion’ları *

Bir mysterion, “salik” (“sırra vâkıf”) (initiated) olanlardan gayri herkesten gizli tutulan (μύειν, ağzı ya da gözleri kapalı) bir ritustur. Bunlar (“salikler”) bir hierophant, yani “kutsal şeyleri ifşa edici” (ίεροφάντης)nin rehberliğinde sırrın kendilerine açıklanması amacıyla özel olarak hazırlanırlar. İzmirli Theon’a (II. yy.) göre bu hazırlık dört kademede olurmuş; ön tathir, gusül (καθαρμός); mistik bilginin münakalesi (τελετής παράδοσης) ve beraberinde muhtemelen de bir nevi talim ya da teşvik vaazı; ritusun esas odağı olan kutsal şeyin ifşası (έποπτεία nezaret etme, gözetme); artık imtiyazlı bir kişi olan mistik zatın başına taç ya da boynuna çelenk geçirme. Esas ifşanın, icra edilen bir şey (δρώμενον) olduğunu, konuşulmadan ya da sadece konuşarak yapılmayan bir şey olduğunu biliyoruz. Keza, bütün mysterion ayinlerinde raksın da bulunduğu kaydedilmiştir.

Bugün Anadolu’nun her tarafında oynanan çeşitli oyunlardan acaba hangileri bu ayinlerden kalmıştır? Sakın bu, Alevî semah’ı olmasın?…

Gizliliğin sebeplerine gelince, bunun müstevli Helen’lerce mahallî sekenenin baskı altında tutulması ve bunlara din nedeniyle eza edilmesi sonucunda kültlerinin gizliliğe sığınmasıyla izahı, revaç bulmaktadır. Gerçekten Girit’te, Grek mysterion ayinlerinin eşi tamamen açık olarak icra edilmekte olup bunun hiç de “esrarengiz” bir tarafı bulunmuyordu; ayrıca Eleusis’teki telesterion, yani ifşa töreninin icra edildiği hol Minos – Mycena inşaatından olup Eleusis adının kendisi dahi muhtemelen Grek öncesi bir addır. Gerek Eleusis, gerekse sair mysterion ayinlerinde Grek öncesi birçok şeyin yaşamaya devam ettiği kesinlikle saptanmıştır. Bunlara karşılık mistik tanrılar arasında kati olarak Grek olduğu bilinenlerin (Demeter, Kore…) bulunması; ritüelin köle ya da eski mahallî sekene bakiyesi değil, asil ve mümtaz aileler tarafından uygulanması ve nihayet, gizlilik için sihrî-dinî sebep gösterilebilmesiyle yukarıdaki tez zayıflamaktadır. Bu kült tanrılarının hepsi teker teker bir toprak altı dünyası tanrısı (chtonian) olup her ne kadar kerim, hayırhah iseler de tabiatları icabı yanlarına yaklaşılması tehlikeli olan varlıklardır; bu itibarla herhangi nazik bir zamanda vaki olabilecek bir sıkıntıya mahal bırakmamak üzere ayini bir gizlilik örtüsü altında yürütme; mülevvesin, iffetsizin ya da “hazır olmayan”ın salim bir mesafede tutulması cihetine gidilmiş olmalıdır.

Bu mysterion ayinlerinin sırrının ne olduğunu tahmine çalışırken bunların herhangi bir batınî (esoteric) felsefe ya da dünyadan geniş ölçüde saklı tutulmuş bir geliştirilmiş ilâhiyat olduğu fikrini peşinen reddetmemiz gerekir. Ayrıca “vâkıf olanlar”ın, sair Helenistan vatandaşlarınınkinden üstün bir zekâya sahip bulunduklarına ya da inanç veya uygulamalarının bunlarınkinden bariz şekilde farklı olduklarına dair elimizde zerre kadar delil yoktur. Arada sadece hierophant tarafından “vâkıf-salik”e verilmiş bir miktar lâfzı talimattan başka bir şey yoktur. Homeros’un İlâhilerindeki vâkıfların, ruhlarını geniş ölçüde ferahlatan bir şey gördükleri, büyük önemi haiz herhangi bir şeyi öğrenmedikleri hususunda ısrar edilmektedir. Gördükleri, şüphesiz yukarıdaki dromenon’dur. Bunun mümin ve tahrik olunmuş beyinlerde neler yaratabileceğini tahmin ediyoruz.

Doğu – Batı mysterion’ları *

Attis, Kybele, İsis ve Sabazius’a bağlı ve sonradan Helenistan ve imparatorluk Roma’sını istilâ eden Doğu mysterion’ları, bunlarla çok müşterek yönü haizdirler. Ama saliklerin de işret ve cümbüş (orgiastic) vecdi çok daha şiddetli ve ileri tanrısal muaşeret arzusunun yarattığı ruhî sapıklık çok daha tehlikeliydi. Attis zahitleri, her ne sebeple ise, kendilerini hadım ettirirlerdi ve başrahip, tanrının adını taşırdı. Tanrı ile muaşeret ya boğa kurbanı (taurobolium) sırasında kana bulanma ya da mezbah üzerinde kolun bıçakla yaralanması suretiyle elde edilebilirdi. Bundan başka, edebe aykırılık töhmetini üzerinde toplayan bir kutsal izdivaç taklidi yer alırdı ki burada çömez, büyük tanrıça ile zifaf odasında cima ederdi. Ayrıca, bu Phrygia mysterion’larında yeniden doğma ve vakur alay ve dinî dramada hararetle ifade edilen, sevgili Attis’in ölümü ve dirilmesi inancı çok belirgindir. Bunun temsil edildiği Hilaria[4] bayramı ilkbahara tesadüf ederdi,[5] hıdrellez gibi…

Gerçekten Eleusis mysterion’ları Boedromion ayının son yarısında, yeni yazın sonunda vaki olurdu; buralarda hasat, daha kuzey iklimlerinden çok daha önce olup mysterion “oynandığı” zaman harmandan elde edilen daneler çoktan toprak altına, saklanmak üzere, gömülmüş olurdu. Şöyle ki ayin başladığında Kore (“Hububat Bakiresi”), kesin olarak toprak-altı dünyasına göçmüştür. Tarlalar, yılın en kuru ayı olması itibariyle, güneş altında tamamen boş ve kuru görünümdeydi. Ama güz yağmurları başlayıp sürme ve ekim olanağı belirince Kore geri dönecektir, yani başka deyimle yeni bir hasat olacaktır. Kore-Persephone’nin zorla kaçırılışı, muhtemelen bir nevi bale şeklinde temsil edildikten sonra, ritüelin yarattığı heyecanın doruğa vardığı bir sırada, biçilmiş bir buğday başağı sükûnetle hâzirûna gösterilirdi.

Batı Greko-Romen dünyasını Roma imparatorluğunun başlarından (M.Ö. 31) itibaren etkilemiş olan Doğu kültleri arasında, ritüeli sadece erkeklere mahsus olan İranî Mithra kültü özellikle ordu birlikleri arasında yaygındı ve bunda, yükselerek giden yedi kademeli bir “oyun” vardı. Ve nihayet Dionysos mysterion’ları İtalya’da dahi çok revaç bulmuş olmakla kalmayıp bunun burada bir ciddi dinî mezhep olmaktan çıkıp bir içtimaî dernek haline geldiği sanılıyor.

Bu kültlerin hepsinde değilse bile çoğunluğunda salik, ıstırap çekmiş ve sonunda muzaffer olmuş tanrıya az veya çok teşabühü ile bu dünyada tanrının lütfunu kazanmakla kalmayıp öbür dünyada da saadeti teminat altına almış olduğu inancını taşımaktadır.[6] Yani sırra vâkıf olan (initiated), ayinlerde temsil edilen tanrıyla birleşip onun hayatını, ölümünü kendinde gerçekleştirir ve böylece, ölen ve yeniden hayata dönen ilâh gibi, ölümünden sonra da artık ebedî yaşama nail olur. Mysterion dinlerinin salikleri, eski mahallî-millî dinlerinin sınırlarını aşıp daha şahsî ve derin bir kurtuluş (necat) dinine girmişlerdir. Hristiyanlık bunlardan haylice esinlenmiştir.[7] Ya birçok İslâmî mezhep ya da tarikat?…

[1]              G.-C. Anawati et L. Gardet. – op. cit., s. 37-8.

[2]              D. B. Macdonald.— Kerâmet, in İA ve L. Gardet.— Karama, in EI.

[3]              A.D.Nock – Mystreies, in ESS.

[4]              «Hilaris”, Latince “neşeli, güler yüzlü, memnun” manalarındadır.

[5]              EB, mad. “Mystery”.

[6]              H. J. Rose. — Mystery cults or Mysteries, in EA.

[7]              A. Schimmel, — op. cit., s. 240-1.

( * ) Site yönetimi tarafından eklenen başlık, bağlantı ve içerikler – bu içerikler kitabın orjinalinde yoktur okuma kolaylığı için site yönetimi tarafından eklenmiştir.