16. Bölüm

Kültür Eserleri > THKK 2/A - Tarım, Hayvancılık, Meteoroloji > 16. Bölüm

Hallaç olayı *

Tasavvufun, İslâm ilâhiyatında nasıl bir sorun olarak kaldığını görmüştük. İnsanların ruhlarına âşık, onların içine giren, onları tahmin eden ve bu yüzden de “gönüllerin (kalplerin) hallac’ı” lâkabını alan Abû Mansûr Ibn Hüseyin (al-Hallac), tasavvufun alışageldiği, küçük bir “vâkıf”lar (“salik”ler) çevresi için hususi olarak keramet gösteren ve bundan tefahür etmeyen “aziz”lerin aksine, alenen mucize ibraz edip bunu bir tanrısal görevin “işaret”i olarak takdim etme yolunu tutunca telâşlanan sufîler onu gürültüyle terk etmişlerdi. Onları en çok irkilten şey onun İlâhî tevhit kuramıydı. Gerçekten Allah’la kemale eren tevhit’te (fi ayn al-cem), azizin fiillerinin, bunlar muntazam, ihtiyarî ve zekâsınca müzakere edilip hükme bağlanmış olarak kalmakla birlikte, tamamen takdis edilip tanrılaştırıldığını iddia etmiyor mu? Rituslarda mutasavvıfın kişiliğini kıran, mutasavvıf tevhit problemini bütün ihtişamıyla ortaya koyan bir Cunayd (ölm. 910); bu kişiliği vecd-ü hal serhoşluğu (sekr) ile parçalayan bir Abu Yezîd el- Bistâmî’nin (ölm. 874) aksine Hallaç, Allah’la tevhidin kişiliği tekemmül ettirdiğini, onu takdis edip tanrılaştırdığını, Allah’ın onu yaşayan ve hür bir uzvu haline getirdiğini beyan ediyor.

( * ) Site yönetimi tarafından eklenen başlık, bağlantı ve içerikler – bu içerikler kitabın orjinalinde yoktur okuma kolaylığı için site yönetimi tarafından eklenmiştir.