Kültür Eserleri > THKK 2/A - Tarım, Hayvancılık, Meteoroloji > 107. Bölüm

Taş’ın nazara karşı silah olarak kullanılması *

Etiopya’nın Hristiyan kesiminde “cin çarpmış” kişiler, başka türlü sağaltılamamışlarsa, Aziz Yohanna Günü’nde bir dört yol ağzına götürülür, burada bir beyaz ya da kırmızı koyun hastaların etrafında üç kez sürüklenir ve sonra kurban edilir; kurban kanıyla meczupların alınlarına birer haç çizilir, zebiha, kurban edildiği yerde terk edilir.[1] Bunda yol kavşağı, alına kurban kanı sürme, haç, tavaf kavramlarının getirdiklerini bir arada buluyoruz.

Bazı taşların birer “basit nesne” olmayıp bir hierophany beşiği olması itibariyle bunların “cin kaçırıcı” hassası müsellemdir; üzerinde bir “Teslim taşı” taşıyanın yanına hangi cin varabilir? Ama kim müjdelemiş bu hierophany’yi?

Meselâ Mithra, taşın içinden doğarak, arkasında da taştan canlıların çıkabileceği inancını bırakarak: “Bağrında nice saf gönülleri barındıran Anadolu’da yüzyıllardır bir efsane söylenir… Bu, ‘taş bebek’ efsanesidir… Nesilden nesle anlatılan hikâye şu: bir han oğlunu evlendirir… Aradan seneler geçtiği halde, beyin hanımı hâlâ bir çocuk doğurmamıştır… Kadın çaresiz, fakat ümitlidir… uzun bir taş alır. Ona bebek hüviyeti verir. Sarıp beşiğe kor. Gün batanından sabaha kadar ağlar. Ağladıkça söyler, söyledikçe ağlar. Mevlâ’sından bu taşa can vermesini niyaz eder…”

“Al elekten elediğim nenni

Al yüreğe (kundak bezine) doladığım nenni

Seni Hak’dan dilediğim nenni

Mevlâ’m buna bir can versin nenni”

“Beşiğime koydum taşı nenni

Didemden akıttım yaşı nenni

Cümle evliyalar başı nenni[2]

Mevlâ’m buna bir can versin neni

            …

“Mevlâ” da canı veriyor:

“Şükür Mevlâ’m canı verdi nenni

Anaların yüzü güldü nenni

Dağlar taşlar bizim oldu nenni

Mevlâ’m buna uyku versin nenni”

[3]

Hierophany müjdelemenin içtimaî-siyasî (ve de iktisadî) yönü konumuzun dışında bulunduğundan daha önce sözünü etmiş bulunduğumuz Bitlis’te Küfrevî Tekkesi hikâyesini hatırlatmakla yetineceğiz.

Yıldızeli’nin (Sv) Kaman köyünde Köse ziyaretine çıkılır (androgynous kavramını hatırdan çıkarmayalım). Burası küçük bir taş yığınından ibarettir (başka bir adı da Serçoban’dır). Herhangi bir adak ya da niyet için ziyarete gidenler “türbe”ye beş-on metre kala otururlar. Aynı durumda kalarak sürüne sürüne taş yığınına yaklaşırlar. Taş öpülür, sağa ve sola hareketlerle yığının etrafında dolanılır (dairesel hareket-tavaf) ve yığın çeşitli yerlerden öpülür. Sonra da toprağından alınıp bir miktar yenilir.[4]

Şu veya bu türlü hierophany müjdelenmiş olacak ki Köse Ziyareti’nde olduğu gibi yine Yıldızeli’nin sair Kara Ziyaret (Subaşı köyü), Sırıklı (Kaman), Ali Baba (Çavuşlar – Ortaklar köyü) da, bazı cuma akşamları (perşembe gecesi) bir ökse ışığı (meşale şeklinde ışık) bunları sırasıyla gezermiş, bunu da gören çokmuş!…[5]

[1]              W. Simson.- op. cit., s. 177.

[2]              Tarafımızdan belirtildi.

[3]              D. Kaya.- Sivas’ta Taş Bebek Efsanesi, in TF 14, Eylül 1980, s. 26.

[4]              M. Demirci.- Yatırlar ve ziyaretler, in SF 1, Kasım 1975, s. 9

[5]              ibd.

( * ) Site yönetimi tarafından eklenen başlık, bağlantı ve içerikler – bu içerikler kitabın orjinalinde yoktur okuma kolaylığı için site yönetimi tarafından eklenmiştir.